Ufukta erken seçim var

Ufukta erken seçim var
15 Haziran 2015, 11:28

Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi ve siyaset bilimci Prof. Şenol Durgun: “AK Parti’nin 2002’de %34 olan oy oranını 13 yıl sonra %41’e çıkarması başarısızlık değil. HDP’deki %5 emanet oy kalıcı değil. Koalisyon şansı sonuna kadar zorlanarak erken seçime gidilmeli.”

Türkiye 7 Haziran seçim sonuçlarını konuşuyor. 2002 seçimlerinde %34 oy alarak tek başına Hükümeti kuran AK Parti, 13 yıllık kesintisiz iktidar döneminin sonunda yapılan seçimlerde %41 oy alarak birinci parti oldu. Ancak bu oy oranı 2011 seçimlerinin gerisinde kaldı. %41 ile tek başına Hükümet kuracak 276 milletvekili sayısını elde edemeyen AK Parti, şimdi koalisyon formülleri üzerinde duruyor. Siyaset kulisleri koalisyon formülleri ile birlikte erken seçimi de ciddi ciddi tartışmaya başladı. Tüm bu gelişmeleri Gazi Üniversitesi Öğretim Görevlisi, siyaset bilimci Prof. Şenol Durgun'a sorduk.

-Şenol Bey kısaca özetlemek gerekirse AK Parti'nin oyları neden düştü?

Genelde seçimle ilgili değerlendirmelerde iç etkenler üzerinden değerlendirmeler yapılmaktadır. Oysa burada iç etkenler olduğu kadar, dışsal etkenler de etkili olmuştur. Özellikle Güneydoğu ve Doğu Anadolu'daki oy kaybında iç etkenler kadar dış etkenlerin de önemli etkisi olduğunu düşünüyorum. Sözgelimi Irak ve Suriye'deki olaylar seçmen davranışı üzerinde etki yapmaktadır. Yani Ak Parti'nin oy kaybı ile ilgili oy değerlendirmelerinde dış etkenlerin etkisini de gözden kaçırmamak gerekiyor.

AK PARTİ 13 YIL SONRA OYUNU %34'TEN %41'E ÇIKARDI

-13 yıl önce %34 ile iktidara gelmiş bir partinin bugün %41 oy alması başarısızlık sayılır mı?

Öncelikle siyasette başarı en önde olmayı gerektiriyor. Bu açıdan baktığımızda Ak Parti yaklaşık %41 oyla birinci parti olmuş durumda. Tabii bir yıl içinde girmiş olduğu iki seçime göre kıyasladığımızda oyları azalmış. Fakat bu onun birinci parti olma durumunda bir değişiklik yaratmamıştır. Sadece hükümet kurma konusunda bir sıkıntı yaratmıştır. Bu durum, seçmen tarafından Ak Parti yetkililerine verilen bir mesajdır. Bu mesajın Ak Parti tarafından iyi okunması gerekir. Yani seçmen diyor ki mevcut partiler arasında siz yine bizim ilk tercihimizsin ama iyi gitmeyen bazı şeyler de var. Zaten seçim sonrasında Genel başkan Sayın Davutoğlu ve bazı parti yetkilileri de bu mesajı aldıklarını ve oy kaybının nedenleri üzerinde kapsamlı bir şekilde duracaklarını ifade ettiler.

-Muhalefeti hiç konuşmuyoruz. CHP'nin aldığı oy oranını nasıl değerlendirmek gerekir?

Ne gariptir ki AK Parti %41 oyla birinci parti olmasına karşın, kendi içindeki oy düşüşünün muhalif kesim açısından kamuoyunda hezimet olarak takdim edilmesini aslında muhalefetin iktidar olma konusundaki ümitsizlik durmuna bağlıyorum. Yani muhalefet seçmen tercihi konusundaki kendi durumlarını tartışmaksızın , Ak Parti'nin oy kaybından büyük umutlar devşirmek peşindedir. İktidar partisinin en büyük alternatifi olması gereken ana muhalefet partisinin oy oranında bir değişiklik olmaması ise garip karşılanmıyor. Hatta bazıları tarafından, garip bir şekilde başarılı olduğu şeklinde bir takdimde söz konusudur.

%5 EMANET OY HDP'DE KALMAYACAK

-HDP oylarında 5 puan gibi ciddi bir artış var. Bu oy en çok hangi partiden gitti?

HDP'nin oy oranında bir artış var. Ancak bu oy artışın da hükümete seçmen tarafından verilmek istenen mesajın etkisinin büyük olduğunu düşünüyorum. Yani %5'lik artıştaki oyların HDP içinde kalma garantisi yok. Daha önce de ifade ettiğim üzere, Güneydoğu'da seçmen nezdinde itibar gören iki partiden birinin oylarındaki ciddi bir düşüşün iyi sorgulanması gerekiyor. İki seçimde iyi bir seçmen desteği elde eden Ak Parti'nin son seçimdeki oy düşüşünü Cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra "ne oldu da böyle bir tablo ortaya çıktı"ğının analizine bağlı. Burada sol seçmenin Ak Parti iktidarını durdurmak için CHP'den HDP'ye ciddi bir oranda kayış gösterdiği noktasındaki yorumları ciddi bulmadığımı da belirtmeliyim. Kısaca Ak Parti'den, özellikle daha önce Ak Parti'ye oy vermiş Kürt seçmeninden ciddi bir oy kaybının olduğu kanaatindeyim.

HDP'DEN "MERKEZ SOL" PARTİ ÇIKMAZ

-HDP'den sizce merkez bir sol parti çıkar mı?

Varlık gerekçesini Kürt etnisitesine dayandıran, bunun üzerinden daha çok siyaset yapan bir partinin, siyasetini diğer halklarla ilgili söylemlerine bakarak bunu bir sol hareket olarak nitelemek doğru değildir. Her şeyden önce sol siyasal bir söyleme sahip değiller. Yangın yerine çevrilen Ortadoğu'da sıkıntı içerisinde olan bunca halk varken HDP'nin bölge ile ilgili dikkati çoğunlukla PYD unsurların içinde bulunduğu bölge veya sorunlar olduğunu görüyoruz. Ara sıra diğer halklarla ilgili demeçler söz konusu olsa da genelde durum budur. Esas ilgi noktasını bölge halklarından ziyade Kürt etnisitesi oluşturan bir partinin sol bir parti olarak nitelemek ve bunu Yunanistan'daki Çipras hareketiyle benzerlikler kurarak değerlendirmenin doğru bir yaklaşım olmadığını düşünüyorum. Zira HDP'nin ulusalcılığı kuşku götürmezdir.

EN YAKIN FORMÜL AK PARTİ-MHP

-Partiler 45 günlük bir koalisyon maratonuna girecek. En çok konuşulan senaryo olan AK Parti-MHP koalisyonunu mümkün görüyor musunuz?

Partilerin sahip oldukları dünya görüşü açısından baktığımızda mevcut partiler içinde birbirine en yakın partiler olarak Ak Parti ve MHP gözükmektedirler. Her şeyden önce sahip olduğumuz tarihe, manevi değerlere, etrafımızdaki coğrafyaya bakış noktasında bu iki partinin tabanı açısından ben pek bir fark göremiyorum. Koaliasyon tartışmalarının başladığı bu günlerde hükümet kurabilme potansiyeli en yüksek seçenek, bu seçenektir. Ancak bunun olasılığı parti ileri gelenlerine bağlıdır. Bu ihtimali bir takım gerekçeler ileri sürerek bitirebileceğiniz gibi, pek ala da buradan bir hükümet de çıkarabilirsiniz. Sözgelimi yaklaşık %52 ile halkın oyuyla gelmiş ve daha bir yılı dolmamış bir cumhurbaşkanı ile ilgili bir meşruiyet tartışması açarsanız bu ihtimali başlamadan bitirirsiniz. Yani hem AK Parti ve hem MHP sorumlu bir siyaset tavrı takınabilirlerse ve seçim öncesi meydanlardaki saldırgan üslubun etkisinden çıkılabilirse bu olabilir. Aksi halde mümkün olmaz. Koaliasyon konusunda ben Sayın Bahçeli'nin, geçmişte rahmetli Bülent Ecevit'le yaptığı birlikteliğin, sonraki süreçte kendisi açısından nasıl bir sonuçlar doğurduğunu göz önüne alarak hareket edeceğini düşünüyorum.

AK PARTİ-CHP KOALİSYONU ROMANTİK ÖZLEM

-Toplumdaki gerilimin AK Parti-CHP koalisyonu ile düşeceğini savunanlar da var. Bu görüşe katılıyor musunuz?

Teorik olarak bir ülke de seçmen tarafından en fazla tercih edilen iki partinin anlaşarak bir hükümet kurması siyasi gerginlikleri azaltacaktır. Ancak siyaset romantik özlemler içinden yürümüyor. Gerçekçi de olmak lazım. Aritmetik olarak mümkün olan bu durumun, olabilme durumunu düşük görüyorum. Zira bizim gibi siyaseten kutuplaşmış bir ülke de siyaset; hizmet götürme açısından bir yarış olarak değil de birbirini tasfiye etme aracı olarak yapıldığı için bu durum zor bir ihtimal olarak görünüyor. Çünkü gerek yakın geçmişte olsun gerekse günümüzde, CHP açısından Ak Parti'nin Türk siyasetindeki varlığı bir sorun teşkil etmektedir. Devlet içinde varlığını bir sorun olarak gören bir yaklaşımla birliktelik bu ihtimali zorlaştırmaktadır. Şartların zorlamasıyla böyle bir koaliasyon olsa bile ben buna fazla bir ömür veremiyorum. Tıpkı 1960 darbesi sonrası cunta zoruyla seçim sonrası yapılan CHP-AP birlikteliğinin yürümemesi gibi.

AK PARTİ'NİN OLMADIĞI BİR KOALİSYON MÜMKÜN DEĞİL

-İçinde CHP-MHP ve HDP'nin olduğu çeşitli koalisyon senaryoları ve azınlık hükümeti denemeleri var. Bu senaryoların konuşulması bile mevcut 3 partiden tepki seslerinin yükselmesine neden oldu. Bu 3 partinin biraraya gelmesi mümkün değil mi?

Aritmetik olarak mümkün olan bu durumun siyaseten olabilmesi, yani HDP ile MHP'nin bir araya gelebilmesi çok zor bir ihtimaldir. Malum etnik bir hareket olarak ortaya çıkan ve bu söylemle kendini var eden ve de çoğunlukla bir bölge partisi olarak hareket eden parti ile Türk milliyetçiliğinin sadece Türkiye'de değil Turan coğrafyası içerisinde savunan bir partinin zihniyet ve amaç konusunda bir birliktelik oluşturabilmeleri zordur. Her şeyden önce içinde bulunduğumuz coğrafyanın nasıl yönetilmesi gerektiği konusundaki bakışlarında bir paralellik söz konusu değil. Aynı durum CHP ve HDP için de söz konusudur. Cumhuriyetin kuruluş sürecini, tek parti dönemine eleştirel bakan bir parti ile o süreci yöneten ve yapan, aynı zamanda o geçmişe sahip çıkan bir partinin birlikteliğinden ne kadar sağlıklı ve ülke sorunları açısından uyum teşkil edecek bir iktidar ortaya çıkacağı konusunda ben pek iyimser değilim. Çünkü HDP siyaseten mağduriyetini ifade de en fazla dile getirdiği dönem, CHP'nin parti olarak sahiplendiği tek parti dönemidir. Ben bu birlikteliğin bir ihtimal olarak kamuoyunda konuşuluyor olmasını, Ak Parti dışında bir hükümet kurma arayışına ya da arzusuna bağlıyorum.

UFUKTA ERKEN SEÇİM GÖRÜNÜYOR

-Ufukta bir erken seçim görüyor musunuz?

Bütün bu anlattıklarımıza baktığımız da, ufukta bir erken seçim ihtimali yüksek gözükmektedir. Bunun olmaması noktasında olabilecek en iyi koaliasyon ihtimali Ak Parti-MHP koaliasyonudur. Bu hem sayı olarak hem de anlayış olarak daha gerçekçi görülmekte. Bu konuda olabilecek birliktelik her iki partinin geçmişte birbirlerine karşı olan muhalif tavırlarını bir tarafa bırakıp, ülke menfaatleri konusunda gösterecekleri sorumlu tavra bağlı olarak gelişecektir. En azından MHP'nin DSP ile koaliasyon oluştururken Rahşan Ecevit'in MHP'ye karşı kullandığı o sert üsluba rağmen, ülkenin hükümetsiz kalmaması hususundaki yapıcı tavrına benzer bir tavrı şimdiden MHP'den bekleyebiliriz. Şayet bu tavır gösterilemezse erken seçimin kaçınılmaz olduğu kanaatindeyim. Ak Parti dışındaki seçeneğe ise, bahsettiğim gerekçelerden ötürü ihtimal bile vermiyorum. Zira teorik olarak mümkün gözükenin pratikte bir karşılık bulması zor gözükmektedir.

-Bir erken seçimde AK Parti'nin oylarını %45'lere çekmesi gerekiyor tek başına iktidar olabilmesi için. Bu 4 puanlık sıçramayı yapabilmesi için sizce nasıl bir yöntem izlemesi gerekiyor?

Bu sorunun cevabı iyi araştırılması gerekir. Burada yaşanılan kayıbın bir seçim stratejisinden mi, yeni seçmen kitlesinin sosyolojik özelliklerinin anlaşılamamasından mı, aday tespitinden mi yada cumhurbaşkanlığı seçiminden sonra siyasal, toplumsal veya uluslar arası arenada değişen bazı şeyleri iyi okuyamamasından mı vs. olduğunu ciddi bir şekilde sorgulaması gerekiyor. Bunun yanında şu anki seçim sonuçları kabullenme ve o doğrultuda hareket konusunda sorumlu ve yapıcı bir tavır içinde olmalıdır. Ortaya çıkacak bir hükümet boşluğundan kısa vadede kazanç sağlamaya dönük bir çaba içinden ziyade, seçmenin kararına saygı duyduğunu gösterecek bir tutum içinde olması bence en büyük artıları olacaktır. Böyle bir tavır, aleyhine dönmeye başladığını düşündüğü siyasal iklimi, tekrar Ak Parti lehine geri çevirebilir.

KOALİSYON ŞANSI SONUNA KADAR ZORLANMALI

-Yani koalisyon şansı sonuna kadar zorlanmalı mı?

Evet. Unutulmasın ki bu ülke yaklaşık olarak bir yılda üç seçim yaptı. Yani bir anlamda halkta bir seçim bıkkınlığı söz konusudur. Bu bakımdan hükümet kurabilme ihtimali var iken, kurmama yolunu tercih eden veya halkı tekrar bir seçime zorlama çabası içerisinde olacak partilerin, yapılacak yeni seçimde hiç ummayacakları seçim sonuçları ile karşılaşma ihtimalleri yüksektir. Bu bakımdan şu anki mevcut durumun iyi okunması ve sürecin iyi yönetilmesi gereklidir. Koaliasyon için her ihtimalin gayet şeffaf bir şekilde denenmesi, olabilirlik durumunun ne olduğunun halka samimi bir şekilde gösterilmesi, AK Parti'nin lehine olacaktır. Zira son bir yıl içinde iç siyasal ve toplumsal arena da, daha önce başarılı olarak gördüğü iki seçim dönemiyle karşılaştırıldığında, değişen pek bir şey yok. O zaman son seçim ile ilgili oy kaybı konusunda Ak Parti'nin siyaseten ve stratejik olarak bazı hatalarından söz edilebilir. Ki bu da partiyi seçmen nezdinde güven kaybına uğratmıştır. İşte bu güven kaybının tesisi noktasında bu koaliasyon sürecindeki yaklaşım, yaşanılan nisbi oy kayıplarını telafi edebilir.

ERKEN SEÇİMDE DE SİYASİ TABLO DEĞİŞMEZSE…

-Erken seçim sonunda siyasi tabloda bir değişiklik olmazsa ne olur?


Diyelim ki yeni bir seçim yapıldı, seçim sonuçları da sizin ifade ettiğiniz gibi aynı kaldı. Böyle bir durumda bu partilerdeki yönetici kesimin aynı şekilde yönetmeye devam edeceklerinin de bir garantisi yok. Kimbilir belki yaşanılacak süreç onları daha da olgunlaştırıp siyaseten daha topluma dönük bir sorumluluk içinde hareket etmeye zorlayacaktır. En azından siyasi partilerin başındaki kadroların, geçmişte olduğu gibi, değişme durumu olabilir. Siyasette bulunacak yeni yüzler, farklı siyaset tarzları ve ilişki biçimleri de geliştirme ihtimali yüksektir. Bu bakımdan siyasette karamsarlığa yer yoktur. Siyaset zor şartlar altında çözüm üretebilenlerin faaliyet sahasıdır. Bu bakımdan partilerimiz ve siyasetçilerimiz iyi şartlara göre değil de zor şartlara göre kendilerini hazırlayarak hareket etmeli ve buna kendilerini de hazırlamalıdırlar. Bu sadece kendi varlıkları açısından değil, her şeyden önce ülke için çok önemlidir.