Yalçın Akdoğan: CHP koalisyona daha yakın ama...

Yalçın Akdoğan: CHP koalisyona daha yakın ama...
17 Temmuz 2015, 11:52

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, "Şu anda üç partiyi kıyasladığımızda CHP'nin takındığı tavır onun daha koalisyona yakın olduğunu gösteriyor ama bu görüşmeler başlamış değil" dedi.

Başbakan Yardımcısı Yalçın Akdoğan, Kanal 24 televizyonunda katıldığı programda gündeme dair değerlendirmelerde bulunarak, soruları yanıtladı.

Üç parti ile ilk tur görüşmelerinin tamamlandığı ve genel itibarıyla hangi noktaya gelindiğinin sorulması üzerine Yalçın Akdoğan, siyaset kurumu olarak bakıldığında iyi bir noktada bulunulduğunu belirtti.

Akdoğan, görüşmelerin sağlıklı ve verimli bir şekilde gerçekleştiğini ifade ederek, bu durumun Türk demokrasisi bakımından bir kazanım olarak nitelendirildiğini, AK Parti'nin bu süreci başarılı bir şekilde yürüttüğünü anlattı.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, partinin ciddi bir durum değerlendirmesi yaptığını, ilk andan itibaren samimi bir gayrette bulunacaklarını söylediklerini anımsatarak, "Madem seçmen, bizi tek başına iktidar yapmadı, diğer partilerle bu görüşmelerin yapılması gerekiyor. Burada herhangi bir partiyi dışlamadan, kimseyi dışlamadan, samimi bir gayret içerisinde olacağız' dedik. Herkese aynı ve eşit mesafedeyiz, güven temelinde bir iş birliği arıyoruz. Bu da önemli bir kazanımdır. İki parti hükümet kurabilir ama bundan sonraki yeni dönemde konu bazlı bir takım iş birlikleri geliştirilebilir" diye konuştu.

Akdoğan, gelinen durumda bir eşiğin aşıldığını, güvenin tesis edildiğini, birinci turun başarıyla tamamlandığını aktardı.

"MHP'yi sorumluluktan kaçan tavırda görmedik"

Koalisyon görüşmelerinde AK Parti ve CHP'deki heyetten Ömer Çelik ile Haluk Koç'un bir araya geleceği, HDP ile de bu şekilde görüşecek bir ismin var olup olmadığının sorulması üzerine Akdoğan, şunları söyledi:

"Partilerin takındıkları tavır ve pozisyona göre bu belirlenen bir durum. Diyelim ki CHP, koalisyon kurma noktasında daha net bir tavrı var. Devam eden bu öngörüşme süreci veya daha sonra somutlaşacak olan müzakere etme süreci ona göre belirleniyor. Diyelim ki MHP'nin tavrı, CHP'den daha farklı. O, muhalefette durma gibi bir tercihi var. Benzer bir tavır HDP açısından da ' CHP-AK Parti koalisyonu denenmeli, ondan sonra bakarız' gibi bir yaklaşım. Bunu diyen iki partiyle CHP'nin pozisyonu aynı değil. O güven arttırıcı öngörüşmeler, istikşafi görüşmelerCHP ile bu şekilde yapılacak. Ama diğerleriyle de temas noktaları var, irtibat devam ediyor, görüşmeler olabilir. Diyelim ki MHP, 'ben muhalefette kalacağım, millet bana ana muhalefet görevi verdi' diyor. Ama CHP ile kurulamazsa ondan sonraki aşamalarda ne olmalı, orada sorumluluktan kaçan bir tavır içerisinde de görmedik MHP'yi. Ama öncelikle tabi CHP ile öngörüşmeler bayramdan sonra sanırım yapılır."

Yalçın Akdoğan, " Koalisyon için şu anda en yakınCHP mi?" sorusuna, "Şu anda üç partiyi kıyasladığımızda CHP'nin takındığı tavır onun daha koalisyona yakın olduğunu gösteriyor ama bu görüşmeler başlamış değil. Ön görüşmeler, arkasından olursa müzakereye geçilmesi gibi muhteva tartışılmaya başladığında daha da somutlaşır" yanıtını verdi.

"Mutlaka bunu kabul edeceksin' yaklaşımı yanlış"

Kendilerinin de üç parti için kanaatleri bulunduğuna dikkati çeken Akdoğan, müzakereler ve koalisyon görüşmelerinin hemen kestirilip, atılacak süreçler olmadığını belirtti.

"Neticede AK Parti'nin burada kırmızı çizgileri yok" ifadesini kullanan Akdoğan, ancak ilke ve değerlerinin olduğunu, 13 yıllık bir müktesebatının bulunduğunu kaydetti.

Uzlaşının süreçteki yerine değinerek, nerede ve hangi noktada uzlaşılacağının çok önemli olduğunu vurgulayan Akdoğan, "Bu noktada kimsenin birbirine dikte eden, dayatmada bulunan bir yaklaşım sergilememesi lazım. Yani 'benim politikam budur, mutlaka bunu sen kabul edeceksin' yaklaşımı olursa bu yanlış olur. O zaman senin o politikan yüzde 15, 20, 25 oy aldı. Sen bu politikayı yüzde 41 oy alan politikaya dayatabilir misin? Dayatamazsın" dedi.

Başbakan Yardımcısı Akdoğan, görüşmelerin kısır polemikler, çekişmeler, rencide edici yaklaşımlar yaşanmadan gerçekleştiğini anlattı.

Görüşmelerdeki olumlu tutumun, bundan sonraki siyasete kalıcı olarak yansıyıp yansımayacağının sorulması üzerine Akdoğan, şu yanıtı verdi:

"Neticede üç partinin AK Parti'ye karşı pozisyon alarak sürekli eleştirmesi başka bir şey, iki partinin hükümet kurması ve karşıda iki partinin kalması en azından bu gerilimi düşürecek bir şeydir."

Çözüm Süreci

"Çözüm Süreci bitti mi?" sorusu üzerine, Akdoğan, "Çözüm Süreci'nin bittiği falan yok" diye konuştu.

Sürecin, daha önce "Demokratik Açılım", "Milli Birlik ve Kardeşlik" başlıkları altında yürütüldüğünü anımsatan Akdoğan, şöyle devam etti:

"Nedir burada yapılan? Bir kere bunun toplumsal tarafı var. Nedir? Türkiye'de demokratikleşme, reformlar, hak ve özgürlüklerin gelişmesi, başından beri bunlar yapılıyor. Başka neler var? Hizmet ve yatırımlar var, milleti kucaklamak var, paradigma var. Bunlardan vazgeçebilir miyiz? Bunlardan vazgeçemeyiz. Onun ötesinde silah bırakma maksatlı bir takım temaslar var. Burada, tabii şu anda tek başına AK Parti iktidar olamıyor. Koalisyon görüşmeleri başarıya ulaşırsa, koalisyon kurulursa o zaman partilerin tek tek ne dediğinden ziyade hükümet protokolü, koalisyon protokolü belirleyici olacak. Burada Çözüm Süreci ile ilgili, onun için oluşacak siyasi iradenin teşekkül etmesini ve hükümet protokolünü görmek gerekir. Tek başımıza bizim ne dediğimizden, nerede durduğumuzdan ziyade bir siyasi irade şekillenecek ve bir protokol oluşacak. Ona göre bir şey söylenebilir. Artık biz şunu yapacağız, bunu yapacağız dersek bu şık olmaz. Neticede biz tek başımıza iktidar değiliz, bundan dolayı ileri sözler de söylemememiz lazım. Koalisyon olacaktır ve o parti ile mutabakata varılan çerçevede süreç işleyecektir. Bunun ismi başka bir şey olabilir ama biz sürecin muhtevasına, ruhuna sadığız. AK Parti'nin 13 yıllık bütün geçmişi, performansı, yapıp ettikleri de bunu ortaya koyuyor. Ama bundan sonraki süreç nasıl bir yöntemle, nasıl bir şekilde yürüyecek, olursa koalisyon onun protokolüyle şekillenecek bir durumdur."

Akdoğan, hiçbir partinin kan akmasını ve terörün devam etmesini arzu etmeyeceğini vurgulayarak, partilerin farklı çözüm önerilerinin olabileceğini, müzakerelerin de farklı çözüm önerilerinin masaya yatırılması ve bir ortak noktada buluşulması anlamına geldiğini, müzakere için oturulması durumunda MHP'yle de CHP'yle de konunun konuşulacağını ifade etti.

"Devlet olmanın gereğidir tedbir almak"

Çözüm Süreci'ne yönelik eleştirilerin daha çok bölgede yaşanan bazı güvenlik sorunlarını içerdiğini anlatan Akdoğan, bununla ilgili bir güvenlik paketinin Meclis'ten geçirildiğini kaydetti.

Yalçın Akdoğan, bir başka soru üzerine de şu değerlendirmelerde bulundu:

"Şu anda bir örgütün ürettiği bir güvenlik problemi var. Bu problemin çözülmesine dönük devletin tedbir alması. Bunu biz çalışıyoruz kaç aydır. Devlet, burada örgütün kırsaldan şehre dönük hakimiyet kurma, baskı, şiddet, şantaj, seçim güvenliğini bozma vs. Buna karşı elbette devlet olmanın gereğidir tedbirler almak. Buna kimse devlet güvenlikçi politikaya kaydı diyemez. Böyle bir şey kabul edilemez. HDP'liler bozuluyor. Bin 400 bilmem kaç köyde yüzde 98'in üzerinde sandıklardan oy çıkmış. 360 sandıkta yüzde yüz. Binlerce sandıktan bahsediyoruz. Yüzde 98-100 bir partiye oy çıkıyor. Faşist dikta rejimlerinde böyle bir şey olmaz. Karayazı ilçesinde yüzde 97'lere varan. Burada bir sorun var ve bu sorunların üzerine gitmek gerekiyor. Silahlanmaya son verilmesi lazım, devlet bununla ilgili atılması gereken adımı atacaktır. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Sivillerin silahlandırılması, şehir merkezlerinde baskı kurulması, farklı partilerdeki insanların tehdit edilmesi, istifaya zorlanması, şantaj mektupları gönderilmesi... Kim hükümet olursa olsun bu adımları atmak zorundayız biz. 'Askeri baraj', 'askeri yol' falan gibi ifadeler ya da 'misilleme hakkı'. Sen baraj yapıyorsun, terör örgütü de 'misilleme hakkı çıktı' diye bir şeyi basacak. Böyle bir şey olabilir mi? Devlet yatırım yapacak, hizmet götürecek, havaalanı, baraj yapacak, bu 'terör örgütüne misilleme hakkı doğuran bir askeri saldırı' gibi algılanacak. Şimdi burada makul buharlaşıyor, akıl tutulması gibi bir şey bu. Ondan sonra demokrasiden falan bahsediyoruz, farklı imajlar Batı'da çizmeye çalışıyoruz, bu olabilecek bir şey değildir. Bununla ilgili ne yapılması gerekiyorsa devlet bununla ilgili tedbirleri alacaktır."

Akdoğan, PKK terör örgütünün, 2013 yazından itibaren Türkiye'yi terk etmesi gerektiğini ancak buna rağmen yapmadığına ve sözlerinde durmadığına işaret ederek, bu olumsuzlukların giderilmesinin öncelikli gündem maddelerinden bir tanesi olduğunu ve bunu, kimle koalisyon olursa olsun vazgeçemeyecekleri bir durum olarak değerlendirdi.

HDP Genel Başkanı Süleyman Demirtaş'ın, ''Demokrasi ve silah yan yana olmaz, örgüt silah bırakmalıdır" gibi sözlerini önemli ve not edilmesi gereken sözler olarak gördüğünü belirten Akdoğan, HDP'nin bunun ötesinde bir şey yapamam da dememesi, etkili olması ve süreçlerde de rol alması gerektiğini vurguladı.

Koalisyon görüşmeleri sırasında dış politika bağlamında bölgesel konuların da değerlendirildiğini açıklayan Akdoğan, hükümetin, Kobani konusunda insani yardımdan Peşmergelerin geçişine izin verilmesine ve koalisyon güçlerinin bir takım operasyonlarına kadar pek çok şeyi yaptığını belirtti.

Akdoğan, buna karşın Türkiye'nin Kürtlerin düşmanıymış gibi bir ajitasyon yapıldığını, bunun doğru olmadığını bildirdi.

DEAŞ konusunda da Türkiye'nin tavrının çok net olduğunu aktaran Akdoğan, bu konuda ucuz siyasi polemikler yapılmaması gerektiğinin altını çizdi.

Akdoğan, diğer küçük partilerdense iki büyük partinin bir arada olmasının siyasetin genel tansiyonunu aşağı çekeceğini belirterek, "Biz temiz, yeni bir sayfa açtık. Elbette seçimden önce yapılıp edilenler, söylenenler, vatandaş bunu değerlendirerek oy verdi. Fakat hükümet kurulamadı, erken seçime gidildi, vatandaş bu süreçte yaşananları da değerlendirerek oy verecek. Bu süreçte kim nasıl tavır takındı. Sorumlu mu davrandılar, sağduyuyla mı hareket ettiler, Türkiye'yi mi öncelediler, kendi parti menfaatlerini mi öncelediler, süreçte uzlaşmacı mı davrandılar nasıl bir dil, üslup kullandılar, vatandaş şu anda yapıp ettiklerimizi de izliyor. Bundan dolayı eğer bir erken seçim olursa, bu süreci de nazara alarak bir takdirde bulunacaktır diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.

Koalisyon kurulması halinde gelişen diyalog, istişare, işbirliği zemininin devam etmesini isteyerek, konu bazlı birtakım işbirliklerinin geliştirilebileceğini söyleyen Akdoğan, şöyle konuştu:

"AK Parti-CHP koalisyonu olursa, HDP birtakım konularda kesişen, kendi yaklaşımlarına da uygun olan konularda destek verebileceğini ilk günden beri söylüyor. MHP, bazı ulusal konularda, zaten çok politik, parti menfaati ve ideolojik tavır takınmak yerine biraz daha ulusal politika çerçevesinde hareket edebildiğini de zaman zaman gördük. Özellikle bu tezkere konularında. İnşallah bu işbirliği, diyalog zemini böylece kurulmuş olur. Bundan sonra ülkeyi koalisyonla yönetirken de o hassasiyetleri nazara almak, zaman zaman bir araya gelmek, konuşmak, değerlendirmek bu farklı bir hava getirebilir siyasete."

"Muhalefette kalmak, anamuhalefet olmak için siyaset yapılır mı?"


MHP'nin seçimden sonra bir tavrının bulunduğunu anımsatan Akdoğan, MHP'nin, "Ben muhalefette kalmak istiyorum" havasında olduğunu aktardı.

MHP'nin, koalisyon ortağı olmak için öne sürdüğü şartlar, bunların değerlendirilmesi bir tarafa, zaten o aşamaya bile gelinmediğini anlatan Akdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"MHP diyor ki: 'Hükümet ortağı olmak istemiyorum.' Tabii bu da kendi içerisinde eleştirilebilir, çelişkili görülebilir. 'Eğer siz hükümet olmayacaksınız veya hükümet denklemi içerisinde olmayacaksanız, niye siyaset yaparsınız' diye belki insanlar diyebilir, bunu eleştirebilir. Muhalefette kalmak, anamuhalefet olmak için siyaset yapılır mı? Siyasetin amacı neticede hükümet ortağı olmaktır. Tek başına iktidar olmuyorsan, zaten hükümet ortağı olacaksın demektir. HDP ile de olmuyorsun, CHP-AK Parti vesaire...

Ortadaki partiler bunlar. Bir gün ortak olacaksın, bunlardan birisi ile olacaksın. Bu tercih ve takdir meselesi. Bir partinin kendi kararı. Neticede bir tutumdur. Saygıdeğer bir tutumdur. Burada MHP'nin bunu demekle birlikte tamamen köprüleri atan da bir yaklaşımı yok. ' CHP ile AK Parti'ninkoalisyon hükümetini kurması daha uygundur ama olmazsa ondan sonraki sürece bakarız. Biz yine de sorumlu davranmaya çalışırız' şeklinde bir yaklaşımı var. Bu da sıfır noktası değildir. Siyasette bu da yine ileri bir aşamadır ama bunu göreceğiz."

Akdoğan, "Dediğimiz gibi şu anda CHP'nin takındığı tavır sebebiyle bu ön görüşmelerin o partiyle başlıyor olması, koalisyona CHP'nin daha yakın olduğunu gösteriyor. Diğer partilere göre daha farklı bir pozisyonu var" ifadelerini kullanarak, CHP'nin daha yakın olmasının ise mutlak noktada anlaşılacağı anlamına da gelmediğini belirtti.

Akdoğan, bütün bu konuların masaya yatırılacağını ve değerlendirileceğini söyleyerek, netice alınması temennisinde bulundu.

Burada sorumlu davranılması gerektiğini ifade eden Akdoğan, "Orta yolda makulde buluşmak lazım. Fakat olmazsa da o zaman tabii erken seçim formülü kalıyor. O zaman millet takdir ediyor. Bakar, kim ne kadar taşın altına elini koydu, sorumlu davrandı, bu işten kaçmadı, görevden kaçmadı bunu değerlendirir ona göre millet karar verir" dedi.

"Seçimden sonra dışlayıcı, ayrımcı bir yaklaşım içine girmedik"

AK Parti'nin, HDP'ye karşı tavrını net ortaya koyması gerektiğini dile getiren Akdoğan, şunları söyledi:

"Biz seçimden sonra dışlayıcı, ayrımcı bir yaklaşım içine girmedik. Başbakanımız, 'Milletin verdiği oy muteberdir, sandıktan çıkan sonuç, saygıdeğerdir' dedi ve ayrımcılık yapmadan, bütün partilerle görüşeceğini, yüzde 13'ün de ciddi bir siyasi meşruiyete tekabül ettiğini söyledi.

İlk baştan itibaren bütün partilere biz eşit mesafede olduk. Fakat tabii HDP'den gelen birtakım açıklamalar vardı, 'AK Parti ile asla olmaz' şeklinde 7 Haziran gecesi birkaç sözcüsünün, Selahattin Demirtaş'ın birkaç açıklaması oldu. 'İçeriden ve dışarıdan destek vermeyiz. Biz söz verdik, sözümüzde duracağız' gibi. AK Parti'ye kapıyı kapatan, CHP'nin ilk günlerde söylediği 'Yüzde 60 bloğun sanki temsilcisiymiş' gibi konuşan ve oradan bir sonuç çıkacakmış gibi hareket eden, AK Parti'yi tamamen muhalefete mahkum eden ve işbirliğine kapıları kapatan bir tavır içindeydiler. Başbakanımızın bu konuda söylediği ikinci tur meselesi şöyle bir şey."

AK Parti'nin hükümet kurma görüşmeleriyle ilgili çok ciddi bir istişare süreci yürüttüğüne işaret eden Akdoğan, "Herkesle görüşüldü ve buradan çıkan bir tablo var. Hangi partiye daha yatkın, erken seçim mi istiyor, farklı koalisyon seçeneklerine nasıl bakıyor? HDP ile ilgili bir yorum yapıldı ama bizim onlarla görüşmeyeceğimiz, dışladığımız anlamına gelmiyordu. HDP'nin bu tavırlarından dolayı zaten bu seçenek hiç yokmuş gibi görülüyordu" diye konuştu.

HDP ile yapılan görüşmenin son derece iyi, yapıcı geçtiğini anlatan Akdoğan, görüşmede birçok meselenin değerlendirildiğini dile getirdi.

HDP'nin, MHP gibi benzer bir şekilde, " CHP ile AK Parti bunu bir denemeli, olmazsa sonra bakarız, yeni durum nedir" şeklinde bir yaklaşımda olduğunu aktaran Akdoğan, "İlk günden zaten söylediği, 'CHP-AK Parti kurar biz de bakarız ona göre' tablosuydu HDP'nin. Böyle bakıldığında bu diyaloğun olması, bundan sonra yürütülen başka süreçler var. HDP'ye bu diyaloğun güven sarsılması yaşandı geçmişte. Yeniden bu diyaloğun başlaması, bu güvenin inşa edilmesi vesaire, yani bukoalisyon olur ya da olmaz. Türk siyaseti açısından bu gerekli bir durumdur. Bu açıdan bir kazanım oldu görüşme" diye konuştu.

"Demokrasi yükselecek ki silah aşağı gitsin"

HDP ile yapılan görüşmeye devlet ve hükümet heyeti olarak değil, AK Parti heyeti olarak gidildiğine vurgu yapan Akdoğan, şu ifadelere yer verdi:

"Görüşme, Çözüm Süreci değerlendirme toplantısı değildi. Hükümet kurmaya dönük, sürecin bir parçası olarak bu yapılmış oldu ama tabii burada birçok mesele de konuşuldu. Biz hiçbir zaman, hiçbir partiye 'vebalı' muamelesi yapılmasını doğru bulmadık ve bulmayız. Bu ister MHP olsun, ister HDP olsun. Milletin iradesine mazhar olan her parti muteberdir, siyasi meşruiyete sahiptir. Partiler kendi takındıkları tavırlarla, söylemlerle, eylemlerle bu meşruiyeti güçlendirebilirler, zayıflatabilirler. Süreç içerisinde onlar bunu belirler ama biz başta milletin iradesine, neticesine saygı duymak durumundayız.

Birçok mesele değerlendirildi. Selahattin Demirtaş'ın önceki gece yaptığı açıklamada yani, "PKK silah bırakmalıdır" benzeri şeyleri, görüşmede de konuşuldu. "Demokrasi ve silah aynı anda olmaz" diye, ben seçimden önce sürekli söylüyordum. Benzer şekilde Selahattin Bey de bir yaklaşım içinde oldu. Demokrasi yükselecek ki silah aşağı gitsin."

Siyaset güç kazanıyorsa, önü açılıyorsa, silahın geriye gitmesi gerektiğine işaret eden Akdoğan, "Şimdi HDP güç kazandı. Barajı geçti, yüzde 13'e çıktı ama silah geriye gitmiyor. Hatta tam tersi bir şey var. Örgütün bölgedeki birtakım çalışmaları, halkı silahlandırma... Bunlar son derece yanlış şeyler. Tenakuzu görmek lazım ama burada HDP'nin net bir tavır takınması, bu önemli bir şey olur. 'Silah ve siyaset bir arada olmaz. Örgüt silah bırakmalıdır. Devletin meşru gücünün dışında orada hiçbir silahlı güç kabul edilemez', bunlar bence önemli yaklaşımlardır" değerlendirmesinde bulundu.

"Benim sözüm dinlenmiyor dersen o zaman süreçte rol oynayamazsın"

HDP'nin bu noktada üstleneceği rollerin de anlam ifade edeceğini söyleyen Akdoğan, "Biz söylüyoruz ama bizim lafımızı dinlemiyorlar. Neticede sen siyasi partiysen ve bir şekilde dayandığın tabanla, o örgüt oradan adam devşiriyorsa, bir ilişki varsa, burada senin takınacağın tavır, rolünün anlam ve ehemmiyeti, bu küçümsenmemelidir. Kendileri de küçümsememelidir ve buradan bir neticeye varmak lazım. Öbür türlü süreçte rol oynama kabiliyetini kaybeder. Benim sözüm dinlenmiyor dersen, o zaman süreçte rol oynayamazsın" dedi.

Demirtaş'ın, "Demokrasi ve silah bir arada olmaz", "PKK silah bırakmalı", "Başka bir silahlı unsurun varlığı orada kabul edilemez" gibi yaklaşımlarını olumlu gördüğünü söyleyen Akdoğan, burada uygulamanın önemli olduğunu belirtti.

Siyaset kurumu olarak, tesir edebildiği oranda, HDP'nin de süreçte oynayacağı rolün anlam kazanacağına işaret eden Akdoğan, öbür türlü İmralı'ya gitme, gelme veya bütün bu süreç bağlamında HDP'ye yüklenen rollerin tartışma konusu olacağını belirtti.

"AK Parti varsa Çözüm Süreci var"

HDP'nin, "Çözüm Süreci", "Bu sorunu çözeceğiz", "Çözüm Süreci başarıya ulaşmalı" diyerek oy aldığını söyleyen Akdoğan, şöyle devam etti:

"İyi ama seçimden sonra bir tablo var. AK Parti-MHP koalisyonu ya da başka birtakım koalisyon, kendi denklemin dışında süreç ne olacak. Böyle bir tartışma var. 'Biz oy aldık da bu süreci kim yapacak ve nasıl olacak? Eğer sürecin önü açılmazsa gidiş gelişler... Seçimden önce ne kadar ileri bir noktadaydık, şimdi hiçbiri piyasada görünmüyor. Ne oldu peki? Oy aldık da ne oldu?' Süreç bir yere varmayacaksa bunun getirdiği panik ya da içeride bir tartışma, eleştiri var. Bundan dolayı, 'Biz yeniden bir pozisyon belirlemeliyiz' yaklaşımı var. Ben bunu tabii seçimden önce çok söylüyordum, bu politik bir eleştiri olarak algılanıyordu. 'AK Parti varsa Çözüm Süreci var.' Siz kendinizi bir projede kullandırtıyorsunuz. Nedir o proje? AK Parti'yi devirme projesi. Birlikte hareket ettikleriniz kim? Çözüm Süreci'nin düşmanı olan paralel yapı, çözüm sürecinden hazzetmeyen ulusalcı, statükocu blok. Şimdi sen bu bloğa dedin ki, ilk günden çıktın, 'Tayyip Erdoğan'ı başkan seçtirmem, gelin beni kullanın.' Bütün o bloğu, statükocu, paralelci bloğu, Çözüm Süreci'nin düşmanı olan bloğa, kendi kullandırttın. O zaman dedi ki 'Benim eleştirilerim hükümet, siyaset için değildi, Çözüm Süreci içindi. Bu bloktan hayırlı bir şey gelir mi? Bunlar zaten sürece karşılar. Bunlar hükümeti devirerek Çözüm Süreci'ni bitirmeye çalışıyorlar. Bundan dolayı HDP, şu an yanlış bir eksen kayması yaşıyor. Yanlış bir yerde duruyor ve Çözüm Süreci'nin lehine değil. Benim eleştirilerim ondan dolayıydı."

"Senin tek başına varlığın buna yetmiyor"

Gelinen noktada "AK Parti varsa Çözüm Süreci'nin olduğunun" anlaşıldığını dile getiren Akdoğan, şunları kaydetti:

"Bunu kim yapacak? AK Parti yapacak. O zaman senin tek başına varlığın buna yetmiyor. Şimdi birçok ilçede yüzde 80-90 oy almış, insanlar sana Çözüm Süreci'ni destekleyen insanlar sana oy vermiş ama sen hiçbir şey yapamıyorsun. Denklemin içinde değilsin. Süreci yürüten aktörleri de devirme operasyonunun parçası olmuşsun. Şimdi burada bir tuhaflık yok mu? Bizim eleştirilerimiz bunaydı. HDP'nin de bunu gördüğünü, Çözüm Süreci acaba nasıl devam edebilir? Biz nasıl denklemde pozisyon alabiliriz? Biz böyle bir arayış olduğunu görüyoruz."