Güneydoğu'daki 'cü polisler büyük tehlike

Güneydoğu'daki FETÖ'cü polisler büyük tehlike
10 Ağustos 2015, 10:19

Cumhurbaşkanlığı ekonomiden sorumlu baş danışmanı Yiğit Bulut: "Ana düşüncem aynı kaldı ama siyasi düşüncemin sinir uçlarında bazı değişiklikler oldu. En temel değişiklik liderimi buldum. Koalisyon kurmayı beceremeyen 3 partinin sorumluluğu Cumhurbaşkanı'na yüklemesi tam bir kara propaganda. Bazı medya kuruluşları ve finans çevreleri terör örgütü PKK'ya yardım ve yataklık ediyor. 'ye yakın emniyet ve yargı mensuplarının Güneydoğu'da görevlendirilmesini bu dönemde çok riskli ve tehlikeli buluyorum."

İsa TATLICAN / sabah.com.tr

Türkiye, tekrar seçim, koalisyon görüşmeleri, komşumuz Yunanistan'a kadar gelip dayanan ekonomik kriz, çözüm süreci, PKK ve ile mücadele, 2 milyonu aşan mülteciler, kilitlenen Suriye meselesi, IŞİD vahşeti ve Ortadoğu'daki kaos gibi birbirinden farklı onlarca sorun ile mücadele ediyor. Bütün bu olumsuzluklara rağmen, devlet yönetiminde, ekonomide ve bürokraside sistem hiçbir aksama olmadan işliyor. Peki bundan sonra ne olacak? Türkiye bu kadar sorunu aşıp 2023 hedefine ulaşabilecek mi? Aklımıza gelen tüm soruları 'ın ekonomiden sorumlu başdanışmanı, Yiğit Bulut'a sorduk.

LİDERE GÜVEN NEDENİYLE EKONOMİ SAĞLAM DURUYOR

-Yiğit bey, birçok olumsuzluklarla birlikte olağanüstü zor bir dönemden geçiyoruz. Buna rağmen ekonomide büyük bir sorun yaşanmıyor. Çöküş beklenen borsa 80 bin sınırında duruyor. Bunun sırrı nedir?

-Bu soruyu sorduğunuz için çok mutlu oldum, nedeni ise çok uzun zamandır ekonomideki denge"nin özellikle TÜSİAD ve uzantılarının iddia ettiği gibi "birkaç isimden" değil liderlik tarafından sağlandığını iddia etmem. İzin verirseniz daha da açık bir şekilde ekonomideki başarıların arkasında "kendi modellemelerini" algılatmaya çalışanlara bir not düşeyim; Türkiye'de her alanda olduğu gibi son 13 yıldır ekonomiyi de ayakta tutan liderlik ve karar alabilmedir...Şahıslara odaklı bir ekonomi modellemeye çalışanlar şunu çok iyi bilsinler ki; ekonomimizde önemli bütün kararlar lider tarafından alınmış ve uygulanmıştır...Bugün "yeniden seçim, hükümet kuramama" gibi birçok "denge dışı" durum konuşulmasına rağmen seçilmiş Cumhurbaşkanlığı makamına ve lider'e olan güven istikrarın bozulmadan denge durumunun korunmasını sağlıyor…

YENİDEN SEÇİM İSTİKRARI BOZMAZ

-Yeniden seçim piyasaları etkiler mi?

-Mutlaka etkiler ama ana denge açısından değil vade açısından etkiler. Yeni seçim demek 6 aylık yeni bir süreç demektir. Kasım ayında seçim olsa Ocak 2016 gibi hükümet kurulur bu da 6 aylık bir bekleme olduğu için "vade" sorunu olan yatırımcıları kısa vadede etkiler, piyasanın orta ve uzun vadeli hedefleri asla değişmez…

SEÇİM EKONOMİSİNE HAYIR, DEVLET-VATANDAŞ DENGESİNE EVET

-AK Parti hiçbir şeçimde "seçim ekonomisi" uygulamadı. Diğer yandan seçimlerden önce emekli, dar gelirli ve orta direğin bazı beklentileri vardı. Bu kesimlerde önemli oranda oy kaybı yaşandı. Bunun bir dengesi bulunamaz mı?

-Sayın Erdoğan parti liderliği süresince girdiği hiçbir seçim öncesi asla popülist bir ekonomik program uygulamadı. Girdiği bütün seçimleri kazanıp öncesinde ekonomik dengeyi bozmamak çok önemlidir. Dünyada örneği çok azdır belki de yoktur. Erdoğan bunu başardı ve her zaman güven verdi. Cumhurbaşkanı seçildikten sonraki süreçte bu denge korunabildi mi bence asıl soru bu. Popülizm yapılmadı, gerçekten yapılmadı ama benim "Erdoğan Dengesi" dediğim "optimal durumunda" yakalandığını söylemek zor. Daha açık söylemeye çalışayım; hem Devletin hem de vatandaşın menfaatini en noktasına birlikte getirebildiğiniz duruma "optimal denge" denir, ben buna 12 yıllık ekonomide "Erdoğan Dengesi" dedim. Bu durum sağlanamadı Erdoğan sonrası bunu dürüstçe söylemek lazım. Ama kesinlikle de popülizm de yapılmadı.

SOKAK YENİDEN SEÇİM İSTİYOR

-Pazartesi günü (Bugün) Davutoğlu-Kılıçdaroğlu görüşmesi gerçekleşecek. Koalisyon mu bekliyorsunuz tekrar seçim mi?

-Ben seçim sonuçlarının "koalisyon isteniyor" noktasında yorumlanmasına katılmıyorum. Bir tarafta % 42 diğer tarafta bu oyun yarısına yakın bir orandan aşağı doğru dizilenler. Burada proje HDP'nin barajı geçirtilip "milletvekili sayısı üzerine" oynamak üzerine kurulmuştu ve seçim sisteminin bu gediğinden yararlanılarak bu sonucu aldılar. Türkiye'yi "yönettirmemek" isteyenler "yüzdeye değil vekil sayısına oynadılar" demek daha doğru. Bu bağlamda detaylara bakınca eğer çoğunluk istediğini alamamışsa ve çoğunluk seçim sonrası "pişmanlık" ile daha da büyümüşse bu tablodan koalisyon zorlaması çıkarmak doğru değil. Bu tablo açıkça "yeniden halka sorulmasını" gerektiriyor. Daha net söylemem gerekirse; seçim sisteminin zaafları ile çoğunluk "yönetemez" hale geldiyse ve halk bu zaafı ve oynanan oyunu net olarak görüp pişmansa bunu düzeltmenin yolu yeniden halka sormaktır. Uzun lafın kısası; vatandaş Yiğit Bulut olarak görüşüm sokağın kendine kurulan tuzağı düzeltmek adına yeniden sandık istediği yönünde…

SEÇMEN PKK'YI "CİCİ ÇOCUK" DİYEREK PAZARLAYANLARI AFFETMEYECEK

-HDP tekrar seçim durumunda aynı rüzgarı yakalayabilir mi?

Kasım sonunda bir seçim ihtimali çok güçlü olmakla birlikte bu seçime giderken ve seçim sonrasında partilerde ciddi bir konsolidasyon olması ihtimali yüksek. Vatandaş "organik terör ürünlerini" kendine "cici çocuk" diye pazarlayanları asla affetmeyecek ve çok sert bir karşılık verecektir.

HDP TUZAĞINA GELDİĞİ İÇİN ÇOK PİŞMAN İNSAN VAR

-Tekrar seçimde sonuçların değişeceğini düşünüyor musunuz?

Tekrar seçim olursa "sandık oyunu yapılan" ve "demokrasi oyunu oynadığını düşünüp pişman olan" insanların ciddi bir tercih değişikliğine gideceğini düşünüyorum. Böyle bir sonuç kimse beklemiyordu ve özellikle malum medya üzerinden yapılan telkinler ile "tek başına hükümet istikrarı devam eder ama" noktasında bir algılama tuzağına düştüler. Sokak inanın çok pişman. İş yapan, ev alan, ev satan, iş kuracak olan herkes "HDP tuzağı" dedikleri bu duruma inanın çok pişman. Burada sorun sadece "vekil sayısı üzerinden kurulan iktidarsızlaştırma" denklemi değil "Demokrasicilik oyunu içinde kendilerine algılattıkları iyi çocukların" terör bağlantısının net olarak ortaya çıkması da ciddi bir durum. En çok canı yananlar da samimi olarak bugüne CHP'ye oy verip "demokrasinin cici çocuğu" algılaması ile terör örgütünün uzantılarına oy kaptıranlar. Bu oyunu malum medya ile kendilerine kuran partilerini asla affedemiyorlar ve sandık rövanşını bekliyorlar

BAZI MEDYA VE HOLDİNGLER PKK'YA YARDIM VE YATAKLIK EDİYOR

-Medyanın nasıl bir etkisi oldu bu algının oluşmasında?

Yurtdışı ve yurtiçi bağlantıları ile birlikte "terör örgütü ile organik uzantısı olanları" bu ülkenin insanlarına "demokrasinin cici çocuğu" diye pazarladılar. Bu noktada soruyorum size; Bunun terör örgütüne yardım ve yataklıktan bir farkı var mı! Yok, dibine kadar terör örgütüne yardım ve yataklık! Malum medya, Sanayici ve İş adamları dernekleri ve bazı sivil toplum örgütlerinin "cici çocuklar" diye pazarladıkları arkadaşlardan biri TBMM çatısı altında şunu söylüyor; "sırtımızı X'e, Y'ye, Z'ye" dayadık". Bu kişi TBMM kürsüsünden açıkça örgütlerin adını sıralıyor. Şimdi soralım; Amerikan Senatosu'nda veya Temsilciler Meclisi'nde kürsüye çıkıp "sırtımızı El-Kaide'ye dayadık" diyebilir misiniz ! Derseniz ve sizi destekleyen medya kuruluşları ve holdingler varsa acaba onlar ne duruma düşer ! Açık söylüyorum; seçim öncesi ve sonrası bazı medya ve bazı holdingler tarafından yapılan Teröre yardım ve yataklıktır! Türkiye'yi sokakta bulmadık, bunun yapılmasına da seyirci kalamayız, izin veremeyiz…

BİRARAYA GELİP KOALİSYON KURAMAYAN MUHALEFET SORUMLULUĞU CUMHURBAŞKANI'NA YÜKLÜYOR

-Sayın Cumhurbaşkanı'nın koalisyon istemediği yönünde de bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Siz bu eleştirilere ne diyeceksiniz?

Sayın Cumhurbaşkanımızın "seçim istemediği" yalanı tam bir kara propagandadır. Bakın olaya detaylı bir açıdan yaklaşalım. Ortada iki farklı bölüm var; bir tarafta halkın % 52'sinin oyuyla seçilmiş Cumhurbaşkanı, diğer tarafta % 25'ten % 12'ye kadar boy boy dizilen 4 siyasi parti. % 52 ile seçilmiş Cumhurbaşkanı halk adına Devlet'in zirvesindeki isim. Diğer partiler halktan Devlet'i yönetmeye aday olmak için belli bir oranda izin almış yapılar. Olaya bu açıdan bakınca durum çok net; Devlet'i yönetmeye aday olanlar Devlet'in başındaki makama bir "yönetim mantığı" sunmaları lazım. Bir "yönetim sunup" Halk adına Devlet'in tepe noktasından "onay alacaklar". Sayın Cumhurbaşkanı her zaman şunu söyledi ve söylüyor; Türkiye adına bir araya gelin, risk alın, elinizi taşın altına koyun, bir yönetim denklemi kurun ve gelin"…Bunu defalarca söylemesine, defalarca çağrı yapmasına rağmen "siyasi tarafta" kalan 4 oyuncu "dengeyi sağlayıp" Devlet'i yönetmeye talip olamadılar.

CUMHURBAŞKANI BİR HÜKÜMET KURULSUN DİYE ÇOK UĞRAŞTI

-3 muhalefet partisi biraraya gelip hükümet kuramadı. Şimdi sorumlululuğu Cumhurbaşkanı'na yıkmaya çalışıyorlar. Bu haksız bir eleştiri değil mi?

Elbette. Şimdi herkes elini vicdanına koysun böyle bir durumda "Cumhurbaşkanı mı hükümet istemiyor" ! Hayır, kesinlikle ilk günden itibaren Devlet yönetimini teslim edeceği bir hükümet çıksın istedi, uğraştı ama şu ana kadar bir sonuç çıkmadı…Çıkmazsa yapılacak da çok açık; % 52 ile seçilmiş, Halkın Devlet'in tepesini teslim ettiği makam olan Cumhurbaşkanı yeniden halka gidilmesi ve sorulması için Anayasa, kanun ve kuralların kendine verdiği yetkiyi kullanacak

"SEÇİM OLURSA EKONOMİ BOZULUR" SÖYLEMİ OYUNUN SON HALKASI

-Türkiye'deki koalisyon lobisi, tekrar seçimin ekonomiye zarar vereceğini söylüyor. Sizce de ekonomide kalıcı hasar bırakır mı?

- Son günlerde bu dayatma ortaya çıktı. Özellikle koalisyon zorlayanlar "Türkiye ekonomik olarak seçimi kaldıramaz" diyorlar…Bu da oyunun son halkası. Yukarıda da anlattım "yeniden seçim" kararı 6 aylık bir vade uzatımı açısından kısa vadede yatırımcıları etkileyebilir ama "uyumsuz bir koalisyon denemesi" ekonomideki bütün dengeleri kalıcı olarak bozacaktır. Risk analizi yapıp da hangisi derseniz, benim cevabım çok net; yeniden seçim olası bir "tek başına iktidar" durumu da dikkate alındığında, ekonomide daha net olumlu sonuçlara yol açabilir. Türkiye seçim kaldırma gibi söylemler gerçekçi değil ve başta TUSİAD olmak üzere "koalisyon zorlamaya" çalışanlar tarafından üretilen söylemler…

DÜNYANIN HİÇBİR ÜLKESİNDE MEDYA VE SERMAYE TERÖR ÖRGÜTÜNÜ DESTEKLEYEMEZ!

-Birkaç ay önce çözüm sürecini eleştiren, terörle mücadele edilmiyor diyen medya şimdi AK Parti iktidarına karşı PKK medyası gibi hareket ediyor. Medya'nın bu PKK sevgisi nereden geliyor?

Medyanın bir bölümü "organik terör ürünlerini" normalleştirme, kamuoyuna kabul ettirme ve aklama peşinde. Bu onlara yurtdışındaki ana hissedarları tarafından verilen bir görev. Aslında burada biraz da espri katalım ben bu arkadaşlara "TOY" diyorum yani "terörün organik yavruları". Bu TOY'ların kamuoyu önünde sempatik gösterilmesi, aklanması, paklanması, aklileştirilmesi görevi malum medya ve uzantılarına 7 Haziran seçiminden çok önce verildi. Amaç siyasi tabloyu vekil sayısı üzerinden vurmaktı. Buna iş dünyasının daha doğrusu sermayesini yabancıların verdiği imtiyazlara borçlu olan "devşirme burjuva da" destek oldu. Yaşananlara hukuksal açıdan bakınca bu süreç tam bir yardım ve yataklık. Bu günler mutlaka geçecek, Türkiye "terörün siyasileştirilmesi, rasyonalize edilmeye çalışılması, kabul ettirilme zorlamalarını da" aşacak ve yargı bugünlere mutlaka el atacak. Dünyanın hiçbir ülkesinde medya, iş dünyası ve sivil toplum terörün organik uzantılarını bu kadar destekleyemez ! Bunun örneği yoktur ve olamaz da!

KOBANİ VE SURUÇ'TA DÜĞMEYE BASILDI

-Paralel örgüt medyası ve uzantıları Suruç ve Diyarbakır saldırılarının arkasında devletin olduğunu iddia etti. Bu yalan üzerinden güvenlik güçlerimiz hedef gösterildi. Bu planı nasıl değerlendiriyorsunuz?

- Suruç, Kobani ve daha birçok "algılama-algılatma oyunu"…Amaç bölge insanını ve Kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarını Türk Devleti'ne düşman etmek ve 2003 sonrasında Tür Devleti ile bölge insanı, Erdoğan'ın liderliği ile bölge insanının arasını açmak, araya sızmak. Çok açık söylüyorum; 2003 'e kadar küresel güçlerin hedefi Kuzey Irak'ta bir devlet kurdurmaktı. Bu bağlamda 2003 Temmuz ayında TSK'ya yapılan saldırı, başımıza geçirilen çuval bu doğrultuda bir adımdı. 2003 sonrası Erdoğan'ın liderliği ile bütün denge değişti. Bölge insanı ile Devlet arasında yeni bir bağ kuruldu.

BU OYUNU BOZMAK HEPİMİZİN GÖREVİ

-Amaç ne peki?

Son bir yıldır yapılmaya çalışılan bu bağı, bu dengeyi kırmaya çalışmak ve Kobani, Suruç, mitinge bomba gibi olaylar üzerinden Devlet-Lider-Vatandaş dengesini bozmak, tahrip etmek…Çok açık söylüyorum; siyasi dengeleri değiştirmeye, devlet-vatandaş denklemini bozmaya ve Türkiye'yi-bölgeyi yönetilemez duruma sokmayı hedefleyen yapılar ve uzantıları aynı "üst akıl" tarafından yönetiliyor. Türkiye'deki medya, iş dünyası, sivil toplum uzantıları da aynı merkez tarafından besleniyor. Bu oyunu görmek, göstermek ve bu ülkenin-bölgenin insanına anlatmak hepimizin görevi…

PARALEL EMNİYET VE YARGININ GÜNEYDOĞU'YA GÖNDERİLMESİ ÇOK RİSKLİ

-Parelel örgüte yakınlığı ile bilinen güvenlik görevlilerinin ve yargı mensuplarının şu anda çok riskli bir durumda olan Doğu ve Güneydoğu'da görev yapmasını doğru buluyor musunuz?

- Paralel Örgüt üyesi oldukları şüphesi bulunanların Doğu ve Güneydoğu gibi bölgelerde görevlendirmelerini açıkça söyleyeyim doğru bulmuyorum. Daha açık söyleyeyim; bu adamların herhangi bir yerde görevlendirilmelerini de doğru bulmuyorum. Taban zayıf ve hassassa bu adamların vereceği zarar çok büyük olabilir. Terör unsurları ile farklı ilişkilere girebilirler. Sonuçta hepsi aynı merkezden yönetiliyor. Yapılacak en doğru hareket; özel bir düzenleme yapmak ve bir defaya mahsus olmak üzere maddi hakları düzenlenerek memuriyetten men etmek. Bu arada kamuoyunda bazı isimler için de kasıtlı olarak "paralel" etiketi üretenler var, bunlar da çoğunlukla "paralel odaklar" tarafından yapılıyor, bu karalamalara karşı hassas olmalıyız

ANA DÜŞÜNCEM DEĞİŞMEDİ, SADECE LİDERİMİ BULDUM

-Sayın Erdoğan'ın Başbakanlığı ve Cumhurbaşkanlığı döneminde Başdanışmanlık görevini üstlendikten sonra çok eleştirildiğiniz. Çok sık siyasi görüş değiştiren biri misiniz?


Ana düşüncem aynı kalmak şartıyla siyasi düşüncemin sinir uçlarında bazı noktalarda elbette değişiklik olmuştur. İnsan düşüncesi tekamül edemezse, doğruyu bulamazsa nasıl ilerler. Benim düşüncem çok net; Devletin güçlü olması ve bu gücü sağlayıp koruyacak, geliştirecek bir liderlik. Erdoğan'ın Türkiye'ye verdiği liderlik, ortaya koyduğu etki ve aldığımız yol çok açık. Ben "siyasi düşünceden" çok "milli bir anlayış içinde düşünceyi harekete geçirebilen" liderlik dinamiğine değer veririm. Bakın Osmanlı'ya 1830'da "finansal pranga" takıldı, Türkiye 1954'e kadar o borcu ödedi. 1960 darbesi ile yeniden "pranga tazelendi" 2008'de Erdoğan "yeter" diyerek o prangayı yaklaşık 180 yıl sonra çıkarttı, söktü attı. Benim siyasi-ekonomik-sosyal düşüncem işte bu ! Ülke adına "gereken adımı" atabilen kişi liderdir, siyasi düşüncenin reel halidir. Türkiye'de hatta Osmanlı'da "milli olduğu" iddia edilen kaç kişi Erdoğan'ın attığı "milli adıları" atabildi. Daha açık yazayım; ana düşüncem değişmedi, liderimi buldum…

SAYIN CUMHURBAŞKANI BİR ORKESTRA ŞEFİ GİBİ

-Sayın Cumhurbaşkanı ile çalışmak zor mu?

- Sayın Cumhurbaşkanı ile çalışmak hem çok kolay hem de çok zor. Sayın Erdoğan insanı alanında asla sıkmayan, sıkıştırmayan adeta özgürce dalgalanmaya bırakan bir yapıya sahip. Kamuoyunda yapılan propaganda "baskıcı, sert, sinirli" olduğu yönünde. Bu tam bir kara propaganda. Bakın çok açık söylüyorum, yıllarca özel sektörde çalıştım, hatta son 8 yıl yöneticilik yaptım, Tayyip Erdoğan kadar insana kibar, olumlu, teşvik edici ve yapabileceğinizin en iyisini yapma yolunda kolaylık gösteren bir yönetici görmedim. Adeta bir orkestra şefi ve siz o orkestra içinde hiçbir fazla soru dahi sormadan yapmanız gerekeni rahatlıkla bulabiliyorsunuz. İnsanlara davranışlarını yaşayıp görmek ve örnek almak lazım. İnanın ben kendisinin her hareketini gördüğümde, bir çocuktan bir Devlet Başkanı'na kadar davranışlarını gözlemleyince insan dönüyor ve kendini sorguluyor.