“Esas mesele bu, üretimle büyüme, üreten Türkiye”

“Esas mesele bu, üretimle büyüme, üreten Türkiye”
25 Ekim 2015, 11:27

Berat Albayrak “Küresel krizden sonra üretimle büyümenin önemi daha net anlaşıldı. Firmalarımız ve KOBİ’lerimiz Türkiye’nin üreten bir ekonomi olarak küresel pastadan aldığı payı yukarıya taşıdı. Esas mesele bu, üreten Türkiye” diyor.

Berat Albayrak, iyileşen yatırım ortamı sayesinde Türkiye'nin küresel pastadan aldığı payın her geçen gün arttığını belirterek, "İstikrarlı siyasi iklim ve güven ortamının katkısıyla ihracatımız 13 yılda 31 milyar dolardan 150 milyar dolara çıktı. Türkiye üreten bir ekonomi oldu. Zaten dünyada 2008 krizinden sonra üreten ekonomilerle büyümenin önemi çok net anlaşıldı" diyor.

7 Haziran seçimlerinde Ak Parti'den adaylığını koyarak 1. Bölge 6. sıradan milletvekili seçilen, seçim sonuçlarına dayalı hükümet kurulamadığı için yapılacak 1 Kasım seçimlerinde yeniden aynı bölge ve aynı sıradan aday olan Berat Albayrak halen Sabah gazetesi yazarı.

Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan'ın damadı olarak tanınan Berat Albayrak'la ağırlıklı olarak Türkiye ve dünya ekonomisini konuştuk.

"Yeni dönem için artık farklı stratejiler geliştirilmesi lazım"

-Doktoranızı finans ve bankacılık üzerine yaptınız. Türkiye'deki finans ve bankacılık sizce hâlâ kırılgan bir zeminde mi? Ve global krizlere karşı direnç durumu size göre nedir?

Zeminin kırılgan olup olmadığı konusu tamamen bilançolarla alakalı bir durum. Türkiye'de bankacılık sektörünün bu anlamda yapısı gayet sağlam. Eğer global krizlere karşı dirençten bahsediyorsak burada
en önemli şey ülkenin istikrara dayalı durumudur. Türkiye'nin küresel bazda yaşanması muhtemel krizlere karşı daha güçlü durabilmesi için ülkemizde sağlam ve istikrarlı siyasi tablonun tıpkı geçtiğimiz 13 yılda olduğu gibi devam etmesi gereklidir.

-2014 yılındaki bir yazınızda, "Finansal statükonun sonuna geldik" diyorsunuz. Size göre gelindi mi? Yoksa statüko devam ediyor mu?
Ve sizce nasıl bir finans ve bankacılık modeli olmalı?

Hem Türkiye hem de dünya için finansal sistem eskisi gibi olmayacak. Batı merkezli domine edilen finans piyasaları daha farklı bir sürece girecek. Burada sadece pazar-ürün anlamında değil gelişmekte olan piyasaların sunacağı farklı finansal enstrümanların da etkinliğinin olduğu bir finansal sistem değişikliğine doğru gidildiğini düşünüyorum. Türkiye olarak biz de yeni dönem için artık çok farklı stratejiler geliştirmek zorundayız.

-Yine aynı yazınızda, "Düzenleyici kurumlar görevini hakkıyla yaparsa Türkiye'nin önündeki son takoz da kalkar" diyorsunuz... Düzenleyici kurumlar hangisidir? Merkez Bankası'nın bağımsızlığı bir tarafta dururken, siyasi irade bu düzenlemeyi nasıl sağlayacak?

Burada bir kurumdan değil, bütün ilgili kurumlardan bahsetmek lazım. Statükodan kastım nedir? Size çok dramatik, çok enteresan, yaşanmış bir örnekle cevap vermek istiyorum. Ankara'daki önemli kamu kurumlarımızdan birinin üst yönetiminde bulunan bir şahsın anlatımı bu. Konu IMF'e Türkiye olarak bizim sermaye koyup hissemizi artırmamız konusu. Bu dönemde altında çalışan müdüre konuyu açtığında kendisine, "Efendim nasıl olur, biz bunu yapamayız" diyor. "Peki neden?" diye sorduğunda, "Efendim biz bunu nasıl muhasebeleştireceğiz, bugüne kadar hep para aldık, vermedik ki hiç" cevabını duyunca ne kadar şaşırdığını anlatmıştı. Dolayısıyla bugün gelinen noktada da esas mesele önemli kamu kurumlarımızdaki insan kaynağımızın Türkiye'nin yeni bir finansal sisteme dayalı bu değişim ve dönüşüme ne kadar hazır olduğudur.

"Türkiye son 13 yıl içinde ihracatını beş kat artırdı"

-Türkiye'nin hep reel ekonomiyle büyüdüğünden söz ediyorsunuz, biraz açar mısınız?

Şimdi burada çok önemli bir nokta var, o da şu: 2001 yılında
31 milyar dolar ihracatı olan Türkiye, 2014 yıl sonu itibariyle 150 milyar doları aşmış. Görüldüğü üzere Türkiye son 13 yılda ihracatını beş kat artırmış. Düşen faizler ve iyileşen yatırım ortamı ve artan rekabetçi yapının etkisiyle her geçen gün kendini geliştiren firmalarımız ve KOBİ'lerimiz Türkiye'nin üreten bir ekonomi olarak küresel pastadan aldığı payı her geçen gün daha yukarıya taşıdı. Esas mesele budur, üreten Türkiye'dir.

"Batı medyasına siyasi ve ekonomik anlamda bakmalı"

-Türkiye'deki bugün gelinen noktadaki kur ve faiz politikalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?

Maalesef son iki yıldır oluşan belirsizlik dünyada olduğu gibi Türkiye özelinde de çok ciddi bir kur ve faiz politikası mücadelesini beraberinde getirdi. "Bu süreçte kurumlarımız bunu ne kadar iyi yönetti?" sorusu aslında çok önemlidir. Yüksek faizde likidite ve enflasyon konusu bir tarafta, bunun boğduğu yatırım ve üretim iklimi bir tarafta... Kurumlarınızın aldığı kararların bölgesel ve küresel ekonomik pazarlar üzerinde büyüme ve istihdam trendlerini ne şekilde takip ettiği yahut her ülkenin kendi şartları çerçevesinde kalkınma planlarıyla ne kadar uyumlu hareket ettiği bir kez daha önemini ortaya koymuştur. Bunu özellikle son günlerdeki küresel planda yaşanan kur ve faiz savaşlarında görmemiz mümkün. Dolayısıyla Türkiye'nin de bu süreçleri stratejik bir bakış açısıyla yönetmesi gerekmektedir.

-Dış medyanın Türkiye aleyhinde gerçek dışı yayınlar yaptığını belirtiyorsunuz... Batı medyasının mühendislik çalışmalarına seçim sürecinde hız verdiklerini söylüyorsunuz... Dış medya sizce ne elde etmek istiyor? Ve dış medyayı kimler bu algı operasyonuna sürüklüyor?

Kastımız ağırlıklı Batı medyasıysa bu resme siyasi ve ekonomik anlamda bakmak gerekiyor. Bu süreçlerin son 10 yılda yaşanan küresel zenginlikle, refahın batıdan doğuya doğru kaymaya başlamasıyla acaba ne kadar alakası var?
G-7 ülkeleri karşısında sıkça zikredilen BRICSIT ülkeleri arasındaki ekonomik rekabetin ne kadar etkisi var? Brezilya'da, Rusya'da, Türkiye'de son yıllarda yaşananları bu resmin neresine koymalıyız? Bu süreçleri Batı medyası ne şekilde görüyor? Tüm bu soruların cevapları bu konuya ciddi anlamda ışık tutacaktır diye düşünüyorum.

"Son beş ay farklı tecrübeler kazandırdı"

-Türkiye'den size göre kim ne istiyor? Siyasi ve ekonomik olarak masaya konulan başlıklar nedir? Ve bu ülke neye direniyor?

Türkiye'de halkın ezici çoğunluğu huzur, istikrar ve güven istiyor. Ancak özellikle son iki yıldır yaşanan bir algı sürecinden bahsediyoruz. Türkiye'yi istikrarsızlaştırmaya, kamplaştırmaya, bölmeye yönelik bir ulusal ve ulus ötesi taşeronları olan bir algı süreci... Hem ekonomik hem siyasi olarak Türkiye'yi içeriden ve dışarıdan durdurabilmek için yoğun bir çaba var. Ama Türkiye olarak bu süreçlerden güçlenerek çıkacağız. Bunun en güzel kanıtı halkımızın her şeye rağmen birlik ve kardeşlik mesajını her ortamda veriyor olmasıdır. Hiçbir provokasyona gelmiyor olmasıdır.

-Seçim çalışmaları nasıl geçiyor?

7 Haziran'a göre farkındalığının çok daha yüksek olduğu bir seçim atmosferindeyiz. Son 5 ayda yaşananlar herkese farklı tecrübeler kazandırdı. Halkımızla daha sıcak sohbetler yapıp onları daha fazla dinlediğimiz, birbirimizi iyi anladığımız bir süreç bu.

"Ekonomik, siyasi ve askeri olarak eski Türkiye değiliz artık"

-1 Kasım seçimlerine çok az bir süre kaldı. Gelinen nokta ve anketler ne söylüyor?

7 Haziran seçim sonuçlarının Türkiye'de herkese bir mesaj verdiğini düşünüyorum. Ama burada önemli husus bu mesajı kimlerin doğru okuyup okuyamadığıdır.
Ak Parti olarak her kadememizle bu mesajı doğru okumaya çalışıyoruz. Bunu da sahada vatandaşlarımızla yaptığımız görüşmelerde ve sohbetlerde anlatıyoruz. Türkiye'nin en önemli ihtiyacı istikrardır. İnşallah 1 Kasım seçimlerinden sonra Türkiye yeniden güçlü ve istikrarlı dönemlerine geri dönecektir.

-Türkiye'nin etrafı ateş çemberi gibi... Suriye, İran, Irak üçgeninde yaşanan gerginlikler ve büyük bir savaşın eşiğinde küresel güçlerin güç gösterileri... Diğer yandan PKK ve IŞİD... Türkiye size göre yapması gerekenleri mi yapıyor? Sizce iki seçim arasında yaşananların gerçek nedeni nedir?

Özellikle iki seçim arası dönem için soruyorum, acaba birilerinin planı Türkiye'de bir hükümet kurulamadığı ve istikrarsız bir siyasi ortamın oluştuğu algısı üzerinden Türkiye'yi bir kaosa, toplumsal bölünmeye ve olaylara sürüklemek miydi? Çok şükür ki böyle bir çaba, hain plan içinde olanlar olduysa da başarılı olamadılar, olamayacaklar. Zira Türkiye ekonomik, siyasi ve askeri olarak eski Türkiye değil artık. Küresel ve bölgesel kırılmaların eşiğinde Türkiye çok önemli bir noktada... Hep birlikte ona gereken kıymeti, değeri verelim...

Kaynak: Milliyet