Ahmet Hakan’a sert cevap verdi

Ahmet Hakan’a sert cevap verdi
31 Aralık 2015, 11:05

Rasim Özdenören bugünkü yazısında, Necip Fazil Ödül Töreni’nde Cumhurbaşkanı Erdoğan için söylediği “Tayyip Bey yürüyüşünüz yeter” sözleri ile dalga geçmeye çalışan Ahmet Hakan’a cevap verdi. Sözlerinin arkasında olduğunun altını çizen Özdenören “O sözümün de sahibiyim ve bir kere daha tekrarlamaktan da çekinmiyorum. Evet, yürüyüşü yeter be!!!”

İşte Rasim Özdenören'in bugünkü yazısından bazı başlıklar:

SALONDA BÜYÜK BİR COŞKU VARDI


Star Gazetesi'nin düzenlediği Necip Fazıl 2015 Ödülleri'nde şahsımıza saygı ödülü tevdi edildi (25 Aralık '15, Cuma).
Törenin yapıldığı Haliç Kongre Salonu o gece hınca hınç doluydu. Öyle ki, protokol davetlilerine bile yer bulunamadı. Benim, eşimle geleceğim bilindiği halde ona bile bir yer ayrılmamıştı. Hamiyetperver bir dostumuz kendi yerini ona bırakmasaydı eşim töreni ayakta izlemek zorunda kalacaktı.

SAYIN CUMHURBAŞKANI BÜYÜK İNCELİK GÖSTERMİŞTİ

Sayın Cumhurbaşkanı, törende hazır bulunan Nuri Pakdil'le beraber sahneye doğru yol alıyordu. Ben de sahnenin en ucuna gidip üstat Nuri Pakdil'i elinden tutarak selamladım ve sahnenin ortasına geldik.Sayın Cumhurbaşkanı, Nuri Pakdil'e: "Rasim ağabeyin ödülünü ben sana vereyim, sen de ona ver!" diyerek büyük incelik gösterdi. Ve bana ödülüm böylece Nuri Pakdil'in eliyle verilmiş oldu.
İşte bu sırada Sayın Cumhurbaşkanı Nuri ağabeyden ikinci bir istirhamda bulundu: "Lütfen salonu devrimci selamınızla selamlayın!" dedi. Nuri Pakdil de Sayın Cumhurbaşkanı'nın hatırını kırmayarak ünlü devrimci selamıyla salonu selamladı ve selamını: "Ne mutlu Müslümanım diyene!" sloganıyla tamamladı.

"CUMHURBAŞKANIM YÜRÜYÜŞÜNÜZ YETER" DEDİM SALON YIKILDI

Bütün bunlar, benim salondaki ödülümün bana takdimi sürecinde yaşanıyordu.
Salonun coşkusu had safhadaydı. Bense topluluk karşısında böylesi tezahürata alışık biri değildim. Ve o anda ne yapacağımı ben de bilmiyordum. Bildiğim tek şey, salonun bu coşkusunun benim elimdeki hazırlanmış konuşmayla sönüp gideceği idi. Bu da salonda bir hayal kırıklığı uyandırırdı. Böyle düşündüm ve sayın Cumhurbaşkanı'na giderek: "Sayın Cumhurbaşkanım, bu coşkunun sönmesini istemiyorum. Bu nedenle ben konuşmamdan vaz geçiyorum. Lütfen mazur görülsün!" talebinde bulundum. Fakat Sayın Cumhurbaşkanı, inceliklerin en incesiyle beni dinlemek istediklerini bildirdi. Tekrar kürsüye döndüm. Salonun coşkusu sürüyordu. Neticede, biz de o coşkunun bir parçasıydık. Ve coşkudan bize düşen bir pay da bulunuyordu. Bu coşkuyu paylaşmamak elimden gelmedi, fakat onu paylaşma hususunda bir hazırlığım da yoktu. Ağzımdan spontane olarak: "Cumhurbaşkanım, yürüyüşünüz yeter!" sözleri çıktı. Salon, anlaşılıyordu ki, benden beklediği karşılığı almıştı. Tezahürat seslerinin ardı kesilmek bilmedi...

AHMET HAKAN'IN YAPTIĞI MUKAYESEYİ REDDEDİYORUM

İmdi... Salonun o andaki duyarlığına bir cevap olan bu spontane ünlemi Cumhurbaşkanı'na tabasbus gibi algılamayı alçaklık diye görmesek de, iyi niyet eseri saymak da mümkün görünmüyor.
Birileri (Ahmet Hakan, Hürriyet, 27 Aralık tarihli yazısı) bu ünlemimden hareketle beni Behçet Kemal Çağlar'la mukayese etmeye çabalıyor. Bu mukayeseyi asla kabul edemem. Reddediyorum.

Kimseden makam, mevki, ikbal, şan, şöhret, servet beklentisi içinde olmadım. Dolayısıyla eleştirilerimi ve tekliflerimi şifahi olarak en açık dille, yazılarımda da anlamak isteyenlerin idrakine hitap ederek iletmekten geri durmadım.

TEKRAR EDİYORUM YÜRÜYÜŞÜN YETER BE!!!

Tek, bir duygusal anın heyecanını paylaşmak üzere sarf edilmiş olan bir ünlemi şahsımın kimliği haline dönüştürmek hangi insafa sığar, bilemiyorum. Ha, o söz, o ünlem söylendi diye pişman mıyım? Asla! Söylenmesi gerekiyordu ve gerekli olduğu anda da söylendi. O sözümün de sahibiyim ve bir kere daha tekrarlamaktan da çekinmiyorum. Evet, yürüyüşü yeter be!!!

Rasim Özdenören/Yeni Şafak