Muhalefeti ikna etmek Batı’dan daha zor

Muhalefeti ikna etmek Batı’dan daha zor
04 Nisan 2016, 11:43

Prof. Dr. Beril Dedeoğlu: İçerideki kavga, doğrudan Cumhurbaşkanı düşmanlığı üzerinden yürüyor ve de çok ahlaklı bir kavga değil. Türkiye’deki muhalefeti ikna etmek, Batı’yı ikna etmekten çok daha zor

Suriye, mülteciler meselesi ve terör artık sadece ülkemizi değil bütün dünyayı ilgilendiren sorunlar haline geldi. Cumartesi günü sonuçlanan ABD Nükleer Güvenlik Zirvesi'nde de 'nin bu sorunlar hakkında ürettiği çözüm önerileri bir kez daha gündeme geldi. ABD'deki son zirvenin sonuçlarını ve 'nin terörle mücadelesini, Suriye, mülteciler, Paralel Yapı gibi konuları Galatasaray Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölüm Başkanı ve 7 Haziran seçimlerinden sonra kurulan geçici hükümetin AB Bakanı Prof. Beril Dedeoğlu ile konuştuk.

AB İLE YAKINLAŞTIRICI YOL

Cumhurbaşkanı, Batı'nın özellikle terör ve mülteciler sorununda Batı'yı sık sık eleştiriyor. Batı'nın çifte standardını siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Cumhurbaşkanı'nın "Batı bizi yalnız bıraktı" ifadesinin iki yönü bulunuyor. Biri ABD'nin 'yi PKK ve PYD ile mücadelede yalnız bırakması, diğeri de AB'nin hem göç sorunsalı hem de DAEŞ saldırılarında yalnız bırakması. Özellikle Suriye'nin geleceğine yönelik tasarımlarda başlangıçta muhalefetin desteklenmesi projesi de dahil bir çok konuda Türkiye ile birlikte tutum alan AB üyeleri, Rusya'nın konuya dahil olması üzerine Türkiye'yi ortada bırakacak biçimde geri attı. Bu da göç meselesinde sorunun öncelikle Türkiye sorunu olarak algılanmasını kolaylaştırdı. Ne zaman ki göç sorunsalının küresel bir sorun olduğu ortaya çıktı, o zaman işbirliği gündeme geldi. AB ile Türkiye'nin aday bir ülke gibi mi yoksa üçüncü bir ülke gibi mi işbirliği yapacağı epeyce tartışıldı. Ancak bugün bu dönemeç aşıldı ve sorunlar AB ile Türkiye'yi daha da yakınlaştıracak bir yol içinden ele alınır oldu.

Türkiye'de kanlı eylemler gerçekleştiren terör örgütleri rahatlıkla Batı ülkelerinde kendisine yer bulabiliyor. Şu anda terör ile mücadele eden Batı'nın bu tavrı nasıl açıklanabilir?
DAEŞ Avrupa'da da eylem yapınca kısmen bir empati kurulabiliyor; PKK Avrupa'da eylem yapmadığı için kapsama alanına dahil edilmiyor. Ayrıca terör devletlerin birbirlerine karşı kullandıkları bir araca da dönüştüğünden, sadece Türkiye'ye karşı değil AB üyesi devletler birbirlerine karşı da son derece ikircikli davranabiliyorlar. Ayrıca Avrupa'da Kürtlerin hak ve özgürlükleri ile PKK arasında doğrudan bir illiyet kurmaya çalışıyorlar.

PKK'NIN DERDİ ANAYASAYI ÖNLEMEK

Peki ne yapmak lazım?
Batı, Kürt meselesi ile PKK terörünün farklı olduğunu anlamak istemiyor. Bunu sabırla anlatmak lazım. PKK hükümetin çalışmasını engellemeye çalışıyor. Sürekli askeri bir mücadelenin içine sokarak demokratik bir sisteme geçmesine ve yeni anayasa yapmasına izin vermemek istiyor. İnsan hakları ve özgürlükler konusunda yeni adımlar atmasına ket vurmak istiyor. Lice'de, Sur'da devlet istimlak ediyor diye kıyamet koparıyorlar. Batı'da bunun propagandasını yapıyorlar. Sanki o binalar yerinde duruyormuş ve devlet buradan bir rant elde etmeye çalışıyormuş gibi. 4 katlı binaları patlatarak yola deviren bizzat PKK'nın kendisi. Ben o bölgeyi adım adım gezmiş biri olarak söylüyorum. Biz Türkiye'de yapılan iyi şeyleri dünya kamuoyuna anlatamıyoruz. Batılı gazetecileri, milletvekillerini ve sivil toplum kuruluşlarını gerekirse bölgeye götürerek anlatmalıyız.

Türkiye'deki bir kesim muhalefet de Batı'dan daha önyargılı. Bu kesimle ilgili ne söylenebilir?
İçerideki kavga doğrudan Cumhurbaşkanı düşmanlığı üzerinden yürüyen bir kavga. Çok ahlaklı bir kavga olduğunu düşünmüyorum. Benim yaklaşımım şudur; Beğenmiyorsanız çalışın ve iktidarı ele geçirin. İki kişiden birinin oyunu alıyor sonuçta. Herkesi ikna etmek zorunda da değil ayrıca. İçerideki muhaleti ikna etmek Batı'yı ikna etmekten daha zor. Ben Türkiye'deki bu kronik çevrelerin ikna edilemeyeceğini düşünüyorum. Boşa zaman kaybı olur. Kişisel olarak en çok kendi mahallemden dayak yiyorum. Artık ikna etmekten vazgeçtim. Meşru mücadeleleri varsa buyursun etsinler. Gayrı meşru yollara saparlarsa devlet önlemini alır.



PARALEL'LE MÜCADELEDE NE YAPILMALI?

Türkiye bir kez daha Paralel örgütün ABD ayağından duyduğu rahatsızlığı Obama yönetimine iletti. Bu kez sonuç alınacağını düşünüyor musunuz?
Bu grubun yurtdışındaki yapılanmalarının tümünün bertaraf edilmesi zor ise, daraltılması ve etkisizleştirilmesi gerekir. Özellikle başka ülkelerdeki basın yayın organlarıyla daha içli dışlı olmak, iş çevreleri ve aydınlarla çok daha yakın ilişkiler kurmak, senatör ya da milletvekilleriyle Türkiye'de ortak çalışmalar yapmak gerekiyor. Öncelik, yurtdışında Türkiye kökenlilerden çok, o ülkenin yurttaşlarına yönelik kamu diplomasisi yapılması gerekiyor. Dolayısıyla bu bağlamda her yurttaşa görev düştüğü söylenebilir. Türkiye, ABD ile geliştirilebilecek ilişkilerde engelleyici faktörleri sıralarken bu yapıyı da listeye koyduğuna göre, ABD de Türkiye ile ilişkilerini geliştirme arzusunda ise konuyu Türkiye lehine ele almak durumunda kalır.

Sizin de eleştirdiğiniz bir kesim muhalif çevreler Obama-Erdoğan görüşmesinin gerçekleşmeyeceğini yazmıştı. Bu görüşme gerçekleşti. Bu görüşmeden çıkan sonucu nasıl yorumladınız?
Cumhurbaşkanı'nın ABD ziyaretinden çok Obama ile görüşüp görüşmeyeceği konusu tartışıldı, bu arada açılan dini merkez de bir anlamda gümbürtüye gitti. Obama ile görüşmek değil, ne görüşüldüğü önemli. Türkiye özellikle PYD konusundaki görüşlerini aktarmak istedi, Obama da kabul etti. Dolayısıyla bu son derece olumlu. Erdoğan-Obama görüşmesi bu iki kişinin meselesi değil, tüm yurttaşları ilgilendiren bir dış ve iç politika meselesi. Ayrıca günümüz küresel sisteminde liderler her an görüşüyor. Obama'nın Erdoğan'ı kabul etmiş olması bir eşik değil.

ABD GEZİSİ SON DERECE YARARLI OLDU

Kritik ABD gezisini nasıl değerlendirmek gerekir?
Cumhurbaşkanı'nın son ABD gezisinin son derece yararlı sonuçları olduğunu ve olacağını düşünüyorum. Bu hem ABD kamuoyu hem de karar alıcıları açısından önemli oldu. Türkiye birinci ağızdan, bir kez daha, nasıl bir Türkiye ve nasıl bir bölge tasarımı içinde olduğunu ifade etme imkânı buldu. En azından Türkiye'nin ortaklarından, müttefiklerinden ayrı, kendi başına ayrı bir gündemle davranan bir ülke olmadığının, tersine ortaklarının kendisinden uzaklaşma eğiliminin yaygın bir kanaat olduğunun anlatıldığını düşünüyorum. Bu görüşmenin semerelerini yakında alacağız.
"Türkiye'nin tezleri ABD'de kabul gördü"

Bütün tartışmalara rağmen ABD'deki son zirvede Erdoğan en ilgi gören liderlerin başındaydı. Bu ilginin nedeni nedir sizce?
Türkiye'yi çok merak ediyorlar. 'Herhangi bir Ortadoğu ülkesi, bize ne Türkiye'den' demiyorlar. ABD'nin Türkiye'yi gözden çıkarmasımümkün değil. 'Söylediklerinize önem veriyoruz' mesajıdır bu.Türkiye'nin Ortadoğu'daki tezlerine önem veriyorlar. Kabul etmeseler "İlgilenmiyoruz ne yaparsanız yapın" derlerdi. ABD kamuoyunun bu kadar Türkiye'ye önem vermesi ve Obama'nın Cumhurbaşkanlığı Erdoğan ile yaptığı görüşme Türkiye'nin tezlerinin kabul gördüğünü gösteriyor. Dolayısıyla ABDTürkiyegerginliğinin ve tansiyonunun aşağı düştüğünü düşünüyorum.

SİYASET Mİ ZOR YOKSA AKADEMİSYENLİK Mİ?

Akademisyenlik mi zor siyaset ve devlet yönetimi mi?
Akademiden bürokrasiye geçmek kolay değil, en azından benim için.Bununla birlikte AB Bakanlığı son derece teknik bir bakanlık olduğundan ve bakanlıkta çalışan herkes de uzman olduğundan hiç sıkıntı yaşamadım; tersine kuramın pratik karşılığını yaşadığım için çok besleyici bir deneyim geçirdim. Kısacası benim bakan olmam bakanlığa ne getirdi bilemiyorum ama bakanlık bana çok şey kattı.