'AK Parti kadroları Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yolunda'

'AK Parti kadroları Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın yolunda'
16 Mayıs 2016, 10:21

AK Parti Genel Sekreteri Abdulhamit Gül kongre sürecine ilişkin olarak, "Biz bir dava partisiyiz ve Erdoğan da bu milletin lideri" dedi.

AK Parti önümüzdeki Pazar günü olağanüstü kongreye gidiyor. Başbakan Davutoğlu'nun aday olmayacağını açıklaması kongrenin önemini bir kat daha arttırdı. Üst üste 8 seçim kaybeden muhalefet partileri Türkiye'nin sorunlarını değil parti içi meseleleri tartışırken, her seçimden zaferle çıkan AK Parti kendini yenilemeye devam ediyor. 22 Mayıs kongresi ile ilgili merak edilen tüm soruları AK Parti Genel Sekreteri ve Gaziantep Milletvekili Abdulhamit Gül Sabah'tan İsa Tatlıcan'a anlattı. "Değişime direnen çürür. Biz hep kendimizi yenileyeceğiz diyen Abdulhamit Gül, kongre ve sonrası hakkında önemli ipuçları verdi.

"MEŞVERETE ÖNEM VERDİK"

-AK Parti'nin Genel Başkan adayı ne zaman belli olacak?

AK Parti kurumsal bir parti. İlgili kurullarımız ile istişare ettikten sonra inşallah kongreye yakın bir tarihte Genel Başkan adayımız açıklanacaktır. Biz kuruluşumuzdan bu yana, millet iradesine, ortak akla ve meşverete önem verdik. Bu bizim parti geleneğimiz. Biz bu geleneği kuruluşundan bu yana sürdüren bir partiyiz. İl başkanlarımız, milletvekillerimiz, kadın kollarımız ve gençlik kollarımızın görüşleri alındıktan sonra adayımızı aziz milletimizle paylaşacağız.

-AK Parti 22 Mayıs'ta olağanüstü kongreye gidiyor. Kongrenin ana teması ne olacak?

Kongremizin ana teması "Kutlu Yürüyüş Devam Ediyor" şeklinde olacaktır. Ak Parti, bir dava partisidir. İnsanı merkeze alan, "İnsanı yaşat ki, devlet yaşasın" diyen kadim bir geleneği temsil ediyoruz. 14 Ağustos 2001'de bu davanın lideri R. Tayyip Erdoğan'ın Türkiye'de artık hiç bir şey eskisi gibi olmayacak sözleriyle başlayan bu kutlu yolculuğun her bir aşaması; ilçe, il ve büyük kongrelerimizin tamamı dayanışmanın, kardeşliğin, birlik ve beraberliğin sembolü olmuştur. Her kongremiz milletimize güç ve ilham verdi. İnşallah bu kongremizde de insanımızın özgürlüğü, ülkemizin bekası ve milletimizin refahı için gelecek vizyonu ortaya koyacak. Birliğimiz, kardeşliğimiz daha da pekişerek kongreden güçlenerek çıkacağız.

"BU BİR BAYRAK YARIŞI, HİZMET YARIŞIDIR"

-Parti yönetimindeki bu görev değişimi, AK Parti yönetim kadrolarında nasıl karşılandı?

AK Parti değerler partisidir. Bu değerlerler parti programımızda not edilmiştir. Bu değerler ışığında her AK Partilinin ortak inancı insanların geçici, davanın baki olduğu şeklindedir. Bu bir bayrak yarışı, hizmet yarışıdır. Biz disiplinli bir partiyiz. Partimizin değerleri, köklü gelenekleri, arkadaşlarımızın dava bilinci bundan önceki kongrelerimizde partimize ve ülkemize bir zaaf yaşatacak ortama hiçbir zaman müsaade etmedi, bugün de etmez.

-Düşük profilli Genel Başkan kavramı çok tartışma yarattı. Bu kavrama nasıl bakıyorsunuz?

Her bir arkadaşımız millet iradesiyle bulundukları yerdedir. Dolayısıyla hepsinin profili yüksektir. Zira güttüğümüz dava yüksektir. Cumhuriyetimizin 100. yılı için, 2023 için belirlediğimiz hedeflerimiz yüksektir. Bugün itibariyle AK Parti, kurulu siyasi partiler içerisinde en nitelikli insan kaynağını barındıran bir partidir. Ancak burada şunu da belirtmek gerekiyor. Dil, canlı bir yapıdır. Zaman içerisinde kelimeler de anlam kaymaları yaşayabiliyor, cümleler bağlamından kopuk bir şekilde yorumlanabiliyor. Bunu da dikkate almak, tenkitlerimizi ve tespitlerimizi ifade ederken buna özen göstermek durumundayız.

"DEĞİŞİME DİRENEN ÇÜRÜR"

-Üst üste 10 seçim kaybeden muhalefet de yönetimler yerinde dururken AK Parti sürekli kendini yeniliyor. Neden böyle bir yöntem izliyorsunuz?

AK Parti'nin başarısının anahtarı, zamanın ruhunu doğru okuması ve milletin taleplerine kulak vermesidir. Milletimizin teveccühü ile kurulduğu günden beri AK Parti olarak girdiğimiz her seçimden başarı ile çıktık. 14 yıllık süreç içerisinde; 2 cumhurbaşkanı, 3 başbakan çıkarttık. Buna bağlı olarak partimizin MKYK'sında ve Merkez Yürütme Kurulu'nda da birçok değişiklik oldu. Bu görev değişikliklerinin hiç birinde partimize ve milletimize fatura çıkarmadık. Bugün muhalefete baktığımızda girdiği bütün seçimleri kaybetmiş, ortaya tek bir başarı koyamamış, seçim öncesi açıkladığı oy oranını dahi yakalayamamış genel başkanlar, koltuklarına yapışmaya devam ediyor. Anormal olan işte budur. Değişime direnen çürür.

-AK Parti'de bir yönetim değişikliği var ama partide bir kavga, tartışma ve husumet havası esmiyor. Bunun sırrı nedir?

Bizim kavgayla husumetle işimiz yok. 14 yıllık başarı hikâyesinin bir nedeni de, toplum önüne koyduğumuz insanların; teşkilatımızın ve bize oy veren halkımızın talepleriyle örtüşmesidir. Biz parti çalışmalarımızın, aday tespitlerimizin, kongre çalışmalarımızın hiçbirisini milletimize maliyet çıkaracak şekilde yapmadık, yapmayacağız. Bu durum diğer siyasi partilerle karşılaştırıldığında şaşırtabilir. Bizim uyumlu, ahenkli, kardeşlik hukukuna dayanan bir yapımız var. Şimdi bazı iddialar yazılıyor çiziliyor. Ancak AK Parti'de kongre öncesi ve sonrasında bir kriz beklentisi içeresinde olanlar, hatta kriz çıkartmak isteyenler boşuna gayret içerisindeler. Biz milletin içinden çıkmış, millete hizmeti ibadet sayan kardeşler topluluğuyuz. Parti yönetimi olarak hızlı, etkin, yönetim anlayışı içerisinde gerekli değişimleri gerektiğinde yaparız. Bu değişimler toplumsal taleple örtüşen değişikler olur, hep böyle oldu. Biz şahıslar üzerinden siyaset yapmadık, yapmayız. Bizim için parti şahıslardan, ülkemiz de partiden önce gelir.

"GÜNDEMİMİZDE ERKEN SEÇİM YOK"

-Erken seçim de tartışılan konular arasında. Gündeminizde erken seçim var mı?

Gündemimizde erken seçim yok. Milletimiz iradesini 1 Kasım seçimlerinde sandığa yansıttı ve partimize yüzde 50 oy verdi. Toplumsal talep olarak, ekonomik, sosyal ve siyasi açılardan seçimi gerekli kılacak hiçbir neden yok. İşler yolunda, ekonomide güven ve istikrar sürüyor. "Seçimlerin bittiği gün muhalefet seçim ister" derler. Muhalefetten de böyle bir talep yok. Hatta sandıktan korkan, millet iradesinden çekinen bir muhalefetimiz var. Muhalefetin 'Aman yeni anayasa olmasın, aman referandum olmasın' tepkilerinin arkasında milletten yiyecekleri tokat vardır.

-Yeni, sivil bir anayasa yapılabilecek mi peki?

Son üç genel seçimde bütün partiler yeni ve sivil bir anayasayı beyannamelerine yazdı. 2011'de kurulan Anayasa Uzlaşma Komisyonu iki buçuk yıl çalıştı. Önemli bir birikim oluştu. CHP ve muhalefet masadan kalktı. "Bari uzlaşılan maddeleri geçirelim" dedik, ona da yanaşmadılar. 1 Kasım seçimlerinden sonra yine Anayasa Uzlaşma Komisyonu kuruldu. 2011 komisyonunun birikiminden istifade ederek yeni anayasayı yapalım istedik. "Efendim bu Meclis Anayasa yapamaz, asli kurucu irade, tali kurucu irade" tartışması başlattılar. Başkanlık sistemi önerisi getirdik diye bunu bir rejim tartışması gibi lanse edip masayı devirdiler. Bize göre kurucu irade millettir. Bugünkü Meclis'in temsil oranı yüzde 97'dir. Bugün milletin yeni anayasa talebi 58-60 oranındadır. Şimdi şunu sormak lazım, 5 generalin yaptığını bu meclis niye yapmasın. Ama yanaşmadılar, muhalefet, milletin hayrına olacak hiçbir işin içinde yok. Sadece "Hayır" diyorlar, bir önerileri de yok. Biz yeni anayasa yapmaya kararlıyız.

"YARGI DA MEŞRUİYETİNİ HALKTAN ALSIN İSTİYORUZ"

-AK Parti nasıl bir anayasa yapılması arzusunda?

Biz milletimize bir ideoloji dayatmayan, insan onurunu, hak ve özgürlükleri birinci sıraya alan, her türlü dini ve felsefi inanca özgürlük tanıyan bir anayasa yapma konusunda kararlıyız. Özgürlükleri ve hakları "ama", "ancak" ile geri almayan, egemenliği halka ve seçtiği temsilcilerine veren, güçlerin meşruiyetini halktan aldığı, güçler ayrılığını temel ilke edinen ve yargının bağımsız olduğu bir anayasa istiyoruz. Üst yargı üyelerinin atanmasında Meclis ve Başkanın dengeli atama/seçme yetkisini teklif ediyoruz. Dolayısıyla yargı da meşruiyetini halktan alsın istiyoruz.

-Çeşitli formüller gündemde. Başkanlık, yarı başkanlık, partili cumhurbaşkanlığı vs… AK Parti yönetimi bu yönetim sistemlerinden hangisine daha yakın?

Yürütmede ve yasamada istikrar; hızlı karar, etkili yürütme için biz Başkanlık sistemi istiyoruz. İstikrarın devamı açısından Başkanlık ve Parlamento seçimlerinin aynı anda yapılmasını istiyoruz. Yani, seçimin yapıldığı gün yasamanın ve yürütmenin kurulduğu gün olacak. Bizim önerdiğimiz rasyonelleştirilmiş bir Başkanlık Sistemidir. Yasama kendi işiyle, yürütme kendi işiyle uğraşacak. Güçler arasında karşılıklı denge –fren–balans sistemi işleyecek. Ülkemiz için böyle bir anayasayı yapmamızın önündeki engel sayısal çoğunluktur. Bugünkü durumda en az 330'u bulmamız lazım. Bütün muhalefet de millete verdiği sözü unuttu, yeni anayasayı tartışmıyorlar bile. Biz sayısal çoğunluğumuz yetmiyor diye çalışmaları durdurmadık. Çalışmaların hepsi eş zamanlı olarak benim de içinde bulunduğum çalışma heyetleri tarafından sürdürülmektedir. Siyaset sonuç alma sanatıdır.

-Partili Cumhurbaşkanlığı nasıl bir yöntemle uygulamaya geçebilir?

Esasen AK Parti olarak hedefimiz yargı bağımsızlığını, kuvvetler ayrılığını tesis eden ve hükümet sitemi olarak da Başkanlık sistemini içeren bir Yeni Anayasa hedefidir.

Ancak Partili cumhurbaşkanlığına ülkemiz yabancı değil. Cumhurbaşkanlığı makamını tanımlayan anayasa maddelerinin değiştirilmesi yoluyla bu sistem sorununu aşılabilir. Mesela 101. maddede geçen "Cumhurbaşkanı seçilenin varsa partisi ile ilişiği kesilir" cümlesi anayasadan çıkarılabilir. Aslında 2007 anayasa değişikliğinde cumhurbaşkanını halkın seçmesi ile birlikte doğal olarak bu değişikliğin de yapılması gerekirdi ancak bu husus o zaman gündeme alınmamış.

Halka karşı sorumlu olan Cumhurbaşkanının, halkın lehinde ve aleyhinde olan konularda sorumsuz, tarafsız olması mümkün değil, doğru da değil. Bu sistem sorununu ortadan kaldıracak çalışmaları süratle yapacağız. Herkes şundan emin olsun isterim, AK Parti milletin ve ülkenin aleyhine olan hiçbir çalışmanın içinde olmaz; yine milletin ve ülkenin lehine olan hiçbir çalışmadan geri durmaz. Tayyip Erdoğan bu milletin lideri, Sayın Erdoğan dik durdukça millet de onun yanında durdu. AK Parti de tüm teşkilatı ve bütün kadrolarıyla Sayın Cumhurbaşkanımızın açtığı bu yolda hedefine ilerliyor.

"CHP SADECE "İSTEMEZÜK" DİYOR"

-Başkanlık tartışmaları kızıştıkça CHP lideri Kılıçdaroğlu eleştirinin dozunu arttırdı. Bu bir taktik mi?

Biz diyoruz ki, parlamenter hükûmet sistemi ne kadar meşru ise, Başkanlık sistemi de o kadar meşrudur, bu konuda son sözü milletimiz söylesin, nihai kararı millet versin. Tabi CHP her zaman olduğu gibi, millet iradesinden korktuğu için, vesayet sisteminin devamından yana tavır koyuyor, buna karşı politika yürütüyor. Önerdiği bir şey de yok. Sadece "istemezük" diyor. Şimdi CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu'nun kirli üslubunu soruyorsunuz. Millete ikna edici hiçbir sözü yok. Devamlı ülkemizi başka ülkelerde şikâyet ediyor. Söylediği sözler politika içermediği için eleştiri olarak değerlendirilemez. Sadece hakaret ediyor, yalan söylüyor, iftira atıyor. Kılıçdaroğlu, ülkenin değişim talepleri ve AK Parti'nin reformcu girişimlerinin tümüne kirli üslupla karşı çıkıyor. Bu CHP'nin tarihî sorunudur. Statükodan, vesayetten beslendikleri için, tarihî olarak "millete rağmen, millet için" politikasını benimsedikleri için bu durum böyledir.

-"Kan akmadan Başkanlığı getiremezsiniz" sözü de bu bağlamda mı değerlendirilmeli?

Kılıçdaroğlu, TOBB Genel Kurulunda konuşurken kullandığı "Böyle bir başkanlık sistemini kan dökmeden gerçekleştiremezsiniz" cümlesiyle millet iradesine karşı "kan tacirliği"ne soyunmuştur. Bu açıklama 79 milyonun tamamına yönelik bir tehdittir Aslında bu tehdit, Nevzat Tandoğan'ın "bu ülkeye komünizm gelecekse onu da biz getiririz" diyerek ortaya koyduğu dayatmacı, jakoben tek parti zihniyetinin halen devam ettiğini gösteriyor. CHP'nin elinde merhum Adnan Menderes'in ve 2 arkadaşının kanı bulunmaktadır. Tarih Kılıçdaroğlu'nun bu hezeyanını da CHP'nin kanlı geçmişinin yanına not etmiştir. Bu kan tutkunlarına, milletimizin tek bir evladının kanını, canını, hatta tırnağını dahi vermeyiz. Puslu havalardan iktidar devşirmeye alışık olanlar hiç heveslenmesinler, o eski günler geride kaldı. Anayasayı millet yapacak, bunu da kanla değil, iradesi ile yapacak. Geldiğimiz noktada millet hiçbir vesayeti tanımaz. Kılıçdaroğlu, yeni anayasadan, millet iradesinden korktuğu için şiddet çağrısına sarılmıştır. Kim olursa olsun bu suçtur. Savcılar da harekete geçti.

Ancak son olarak şunu söyleyeyim, bu ülkede güçlü bir iktidar var, güçlü bir muhalefete de ihtiyaç var. Güçlü muhalefetin önündeki en büyük engel de kifayetsizliğini hareketle, tehditle perdelemeye çalışan Kılıçdaroğlu'dur. CHP'lilere tavsiyem, partilerini Kılıçdaroğlu'ndan kurtarsınlar.

İsa Tatlıcan / Sabah.com.tr