Tuğrul Türkeş: Benimle el sıkıştıklarında barış oldu demektir

Tuğrul Türkeş: Benimle el sıkıştıklarında barış oldu demektir
03 Haziran 2016, 11:10

"Doğu'nun toplumsal ve ruhsal rehabilitasyonu görevi verilen Başbakan Yardımcısı Türkeş, "Benimle el sıkıştıklarında barış oldu demektir" dedi.

Binali Yıldırım hükümetiyle birlikte sorunun ekonomik ve sosyal boyutuna ilişkin çalışmalarda yeni bir yapılanmaya geçildi.

Son Bakanlar Kurulu toplantısında bu yapılanmaya ilişkin alınan kararda, "Doğu'nun toplumsal ve ruhsal rehabilitasyonu görevi verilen Başbakan Yardımcısı Tuğrul Türkeş, Milliyet'ten Serpil Çevikcan'a önemli açıklamalarda bulundu:

Haberi alınca Tuğrul Bey'i aradım.

"Türkeş" soyadı ile bu kritik görevi yürütürken bölgede nelerle karşılaşabileceği üzerine bir telefon sohbeti gerçekleştirdik.

Sosyal devlet anlayışı

Zira, ülkenin bir bölgesinde olmayan MHP'nin yakın zaman önceye kadar en önemli isimlerinden biriydi.
Bu görev alanı, bir ayağının Güneydoğu'da olması demek. Oradaki halkla, sivil toplum kuruluşlarıyla, kanaat önderleriyle, bölgedeki farklı siyasetçilerle sıkı istişare demek. Bunları, AK Partili bir bakan olsa da Alparslan Türkeş'in oğlu olarak yapmak demek.
Ama Türkeş çok netti.

Sohbetimiz boyunca not ettiğim ifadelerinden bir özeti, "Türkeş" soyadıyla üstlendiği sorumluluğa ilişkin yaklaşımını yansıtması bakımından paylaşmak istiyorum. Şunları söyledi:

"AL SANA EV, BUZDOLABI" YETMEZ: Terör şehirlere yerleşmeye kalktı. Devlet şehirden bunları söküp atıyor. Fakat orada günahsız milyonlarca vatandaşlarımız var. Terör örgütü asıl oradaki halkı terörize ediyor. Bunun oluşturduğu bir travma var bölge insanında. Evine, tüpünün, tenceresinin içine bomba konmuş vatandaşımıza, "TOKİ sana ev yaptı bunu al, buzdolabından fırınına kadar da valilik verecek" demek yeterli değil. Sosyal devlet anlayışı içinde bu kifayet etmez. Oradaki toplumsal travmayı mümkün olduğunca gidermemiz gerekiyor. Bunu da bir Başbakan Yardımcısı'nın koordine etmesi lazım. Nasıl ki Kalkınma Bakanlığı, Milli Emlak, Vakıflar vs. ekonomik boyutunu yapılandırıyorsa, işin bir de sosyal boyutu var. Toplumsal travmanın minimize edilmesi, vatandaşların sosyal boyuttaki ihtiyaçları, sivil toplum örgütlerinin buna ne kadar katkı sağlayabileceği meselesi benim alanım. Sadece substantial (elle tutulur) ihtiyaçların giderilmesiyle halledilebilecek bir sorunla karşı karşıya değiliz.

Birleştirici zihniyet

TÜRKEŞ SOYADININ FAYDASI VAR: Türkeş soyadının bir ironisi yok, faydası var bana göre. Kimsenin kimseye düşman olmadığının açık bir göstergesi bu. Toplumda insanları tanımadan, bilmeden, klase ederek kamplara ayıran bir bölücü zihniyet var. Biz ona karşı birleştirici, bütünleştirici bir zihniyet yansıtıyoruz. Sayın Davutoğlu da bu konunun derlenip toparlanmasına çok hassasiyet gösteriyordu. Şimdi 65. hükümetin de hedefi, bunun sosyal siyasetinin, manevi kültürel tarafının tekrardan yapılandırılabilmesi. Ben bunun takibini yapacağım. Ama koordinatör deyince elime alıp da oraya ayrı bir politika falan dikte etmeyeceğim, dayatmayacağım. Ben yapı itibariyle böyle biri değilim. Çocuklarıma ne giyip giymeyeceğini söylememiş biri olarak kimseye ne bir şey dayatırım, ne söylerim. Koordinatör demek bir şeyi dikte etmek ya da yeni bir siyaset yapılandırmak değil.

DİYARBAKIR'I MERKEZ DİYE İŞARETLEMEM: Bölgeyi tanıyorum. Benim bilmediğim bir yer değil ki. Yalnız şuna karşıyım:. Diyarbakır'ı merkez diye işaretleyip, görevimle ilgili ilk seyahatimi Diyarbakır'a yapacağım diye bir şey asla yok. Diyarbakır'ın Tekirdağ'dan farkı yok benim için. Bölgeye gidip geleceğim. Daha önce de gittim. Oradaki sivil toplum örgütleri görüşmek isterse de gideceğim. İster Trabzon'da olsun ister Cizre'de olsun hepsi Türkiye Cumhuriyeti'nin vatandaşı değil mi?

"El sıkıştıklarında barış oldu demektir"

(Oradaki STK'lardan bir tepki bekliyor musunuz?) Hayır, niye olsun ki? Türkeş ismi o bölgede ancak barışın teminatı olur. Yani benimle el sıkıştıklarında zaten barış oldu demektir. Ben onlara düşman değilim ki. Onlar bizim vatandaşlarımız ve biz onları seviyoruz. Ben şimdiye kadar hiç kimseyi etnik özelliğinden sebep tasnif etmemişim ya da mezhebinden sebep. Ben o evde yetiştim, 30-35 yaşımdan sonra bunun mezhebi Alevi, bununki Sünni'yi öğrendim. O yaşa kadar, çocukluktan beri arkadaşlarım Kürt mü, Zaza mı, Çerkez mi, mezhebi ne, bana babamın evinde öyle şeyler öğretilmedi ki. Ege'de Akdeniz'de olsa nasıl bakacaktıysam o bölgedeki meseleye de öyle bakacağım. Biz sadece kolaylaştırıcı oluruz. Orada odalar, sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri ve bölgesel medyanın bu sosyal boyuta eğilmesi gerektiğini onlara hatırlatacağız ama asıl işi onlar yapacaklar.

"Ben de onlar kadar Kürdüm"

"Bize bölgede bir hüsnü kabul zaten var. Benim Bingöl'den, Şanlıurfa'ya, Diyarbakır'a uzanan dünya kadar tanıdığım var. Rahmetli babamın politikası belliydi. "Onlar ne kadar Kürtse ben de o kadar Kürdüm. Ben ne kadar Türk'sem onlar da o kadar Türk'tür" derdi. Ben de bunu tekrarlıyorum. Bir etnisite veyahut mezhepsel bir tasnif, kategorizasyon söz konusu değil burada. Bakanlar Kurulu bir karar oluşturdu. Buradaki mesele tamamıyla evi, yeri yıkılan, dükkanı yanan, zarar gören insanların sosyal, manevi, kültürel boyutta rehabilitasyonu için bölgede yapılanma sağlamak. "Al sana ev verdim, buzdolabını da valilik getiriyor" değil. Biz diyeceğiz ki nasılsın, gece uyuyabiliyor musun, çocukların okula rahat gidip gelebiliyor mu, beslenme bozukluğu olan var mı? Bütün bunlarla ilgili gerekli STK'ları onlara yönlendirmek, oradaki kanaat önderlerine bunun bir süreç olduğunu, kalıcı olmadığını anlatmak. Aslında o bölgenin insanı yapacak. Tuğrul gidip kuş kondurmayacak."
Türkeş'in sözleri böyle.

Sohbetimizin sonunda, "Benim ilk ismim Yıldırım. Başbakan'ın soyadı da Yıldırım olunca süper yıldırım haldeyiz. Fırtına gibi gidiyoruz" dedi.

Bu mesai hızının bölgeye yansımalarını bekliyoruz.