Su şirketleri trafikteki satıcının peşinde

Su şirketleri trafikteki satıcının peşinde
09 Mayıs 2016, 09:56

Trafikteki satıcılar, tanesini 1.25 liradan sattıkları sulardan yoğun saatlerde 200 liraya yakın para kazanıyor. Pazara yeni giren su firmaları, ucuz reklam amacıyla onların peşine düşmüşken, bazılarının sonu metrobüs altında bitiyor.

Şişe su firmaları, İstanbul trafiğinden aşina olduğumuz seyyar satıcıların peşine düştü. Özellikle iş çıkışlarında yüzlerce adet satabilme beceresine sahip bu kişiler, piyasaya yeni giren firmalar için reklam ve satış avantajı sağlıyor. Dünyada şişelenmiş su satışı geliri 12.3 milyar dolar iken ülkemizdeki pazar hacmi 4.3; cirosu ise 3 milyar TL. Kişi başına tüketim de 138 litre olunca, rakip markalar yeni yöntemler denemekten kaçınmıyor. Bu yöntem, TV'de reklamın saniyesine binlerce lira veremeyecek şirketler için de cazip.

DOĞRUDAN REKLAM YOLU

Serbest piyasadaki arz ve talep dengesine Borsa İstanbul'dan bile hızlı cevap veren satıcılara kendi ürünlerini satması için özel teklif verenler bile olduğunu öğreniyoruz. Milyar dolarlık piyasada üç-beş kuruşun derdinde olan bu insanlar, tanesini 25 ila 40 kuruştan aldıkları, şişeleri 15 kuruşa temin ediyor. Siz arabanızın içinde saatlerce beklemekten bunalırken, onlar için trafik su gibi akıyor.

Şişe su pazar hacmi 4.3 milyar TL
Pazar cirosu 3 milyar TL
Kişi başına üretim 138 litre

ADETTE 75 KURUŞ KAR

Kimi metrobüs hattı, Marmaray kimi de Mahmutbey gişelerine yakın yerlerde yaklaşık 200 metre mesafe ile satış yapmaya çalışıyor. Tanesi 1.25 liradan sattıkları sulardan 75 kuruş kar ederken, İstanbul trafiğinin yoğun saatlerinde 200 liraya yakın para kazanıyorlar. Bazıları, aylık kazancını 3 bin bazıları da 4 bin lira olarak açıklıyor. Tabii ki, simit, kağıt helva ve çiçek gibi yan satışları da ekliyorlar. Şirketler, su satıcılarının peşine düşmüşken, bizi onlara götüren neden biraz daha farklı. Çünkü daha önce birkaç kez bu satırlara konuk olan Hasan Kaya, geçtiğimiz haftalarda bu işi yaparken metrobüsün altında kalarak can verdi. Dolayısıyla bu haber, pazarlama gürularının istediği şekilde bitmeyecek.

EN AZ 300 ADET SATIŞ

Perpa Metrobüs hattı ve çevresindeyiz, Yıldıray K., Medicidiyeköy'de her zaman ve herkese iş olduğunu anlatıyor. "Trafikteki adam, en kötü can sıkıntısından alıyor" diyen Yıldıray K. satışların haziranda 300'ü geçeceğini söylüyor. Hasan Kaya'yı hatırlatınca, "O ne yaşadıysa, biz de aynısıyız. Sigorta yok, zabıta peşinde, günde 10 saat, yağmur çamur demeden… Ama yapacak bir şey yok. Ekmek parası" diyor.

Toplu alımda firma ile pazarlık

Ahmet Ali ise, Yenibosa hattından Acıbadem'e kadar her yere olduğunu söylüyor. Yoğun trafikte simit sattıklarını paylaşarak, "İnsanlar açsa her yerde o simidi yer. Lüks araç veya minibüs fark etmez. Hatta bazı işyeri servilerine özel hizmetimiz var. Saat kaçta geçeceklerini bilirim, alırlar 15 tane, Yanında su." Ali, sizde de ilginç gelebilecek bir detayı paylaşıyor: "Su şirketinin yetkilisi geliyor. Ürün tercih edilsin diye, adedi 15 kuruşa kadar düşüren var. Şimdi biz de aynı mantıkla pazarlık yapıyoruz. Bak senin reklamını yapacağız diye."

Metrobüsün altında biten bir hayat

Üç yıl önce başlayan Serbest Piyasa'nın sokak satıcıları ile ilgili haberlerinde karşılaştığımız, "Hakkımızda kötü şey yazma, bizi de fazla özendirme, zordur bu işler" diyerek uyaran Hasan Kaya, yaklaşık 20 gün önce trafikte satış yaparken metrobüsün altında kalarak can verdi. Yıllar önceki haberi şimdi yeniden yazalım.

ÇOCUKLARIM OKUSUN

Onun hikayesi aslında çoğumuzun bildiği türden. Sivas'ta manavlık yapan Hasan Kaya, 16 yıl önce İstanbul'a gelir. Bu yeni şehirde aylarca iş bulamayan Kaya gündelik işlerde de eşi ve 3 çocuğu için düzenli gelir sağlayamayınca seyyar satıcılık yapmaya başlar. Öğrendiğimiz ve araştırdığımız kadarıyla, su, simit, kağıt helva satışı, sigortasız yani yarınsız çalışmanın sermayesi olur. Ülkemizdeki binlercesi gibi.

8 YILDIR OTOBANDAYDI

Eşi Yeşim Kaya'ya gelince, şimdilerde biri üniversitede olmak üzere, okuyan 3 çocuğuna hayat kurmak için çabalıyor. Belediye desteği ile eğitimlerini karşılamaya çalışan, Yeşim Kaya'nın gazetelerin üçüncü sayfalarına yansıyan bir yaşamı şöyle anlatıyor: "Başvurduğu yerde eğitim ve yaş hep karşısına çıktı. 8 yıldır seyyar satıcılık yapıyordu. Sürekli zabıtalardan kaçarak süren bir yaşam, daha önce de yaralanmış ve para cezası almıştı."

Şimdi olsa!

Konuya bodoslama dalarak, sohbetin başında ağız aradığını belli eden bir gazeteci adayının ''Ne kadar kazanıyorsun abi" şeklindeki sorusunu içtenlikte yanıtlamıştı, Hasan Kaya. Bu haber, kendisine vefa borcumuzdur. O ve seyyar satıcılar sayesinde 3 yılda, yüzlerce hikayeye tanık olup, hayata başka bir derinlikten bakabildik.

Değiştik. Nasıl bakılırmış öğrendik. Serbest Piyasa'yı şimdi düşününce, o zaman nasıl yazardım, böyle mi anlatırdım? 'İnsan her durumda başka biridir' diyen Cemal Süreya mı haklı yoksa 'Sizi tanımıyorum çünkü ben çok değiştim' diyen Oscar Wilde mı? Öğrendiklerimden eminim ki: "Bir daha olsa bir daha yazarım, ama bir daha aynı şeyi yazmam."

HERKES EKMEK PEŞİNDE

Zincirlikuyu bölgesinde, Mahmut, T. ise 'yaz geldi ya ölsek de gam yemem' diyenlerden nedenine gelince: "Suyun masrafı, yükü, bağırması, yorgunluğu yok. Al elinde bidonu, koy kenara elindeki 3-5 şişe ile dur, saat 6.30 trafiğinde kapış kapış" diyor.

BİZİM GİBİ OLMAYIN

Aylık net kazançlarının geçmiş yıllarda 3 bin liradan fazla odluğunu anlatan Mahmut T. ekonominin değişmeyen kuralını iktisadi cümlelerle açıklıyor: "Şimdi herkes burada, çocuklar, gençler eline 2 koli suyu alan geliyor, 1 saatte 50 tane satsa, 35 lira getirisi var. Eski işler yok." Mahmut T. simit, kağıt helva, eşe çiçek hizmetlerini sunduklarını da ihmal ediyor. Son sözü ise, "Bizim gibi olmayın, 3 bin TL gibi rakamlar birkaç kişi için geçerli. Hayat zor hem de çok."

Yenişafak