Meryem'in durumunda olsam çeker giderim

Meryem'in durumunda olsam çeker giderim
24 Ocak 2016, 13:40

Deniz Çakır, çalışkan bir oyuncu. Bir yandan Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'da Meryem'i canlandırıyor bir yandan tiyatro sahnesinde rüzgar gibi esiyor. Canlandırdığı güçlü, ayakları üzerinde duran kadınlar gibi o da fikri olan, kendini ifade etmeyi bilen, şiiri ve hüznü seven çok cesur bir kadın

Yaprak Dökümü'nün Ferhunde'si olarak ünlenen Deniz Çakır, şu sıralar Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisindeki Meryem rolüyle adından bahsettiriyor. Oynadığı kadınlar gibi güçlü bir kadın Çakır. Dışarıdan soğuk, mesafeli ve ulaşılmaz bir tarafı var. Konuşurken kelimelerini özenle seçiyor. Ece Yörenç'in "Bulutlu gözlü" dediği bir kadın O... Hüzne bayıldığını söyleyen, şiir seven, kadın meselelerine, ülke sorunlarına kafa yoran, bu konuda fikri ve söylemi olan cesur biri. Şimdiye kadar fenomen olan Meryem karakteriyle ilgili konuşmadı hiç. Yeni tiyatro oyunu Bütün Kadınların Kafası Karışıktır vesilesiyle Swissotel The Bosphorus'ta bir araya geldiğimiz Çakır, hem yeni oyununu, karakteri Ebru Uysal'ı hem de diziyi ve Meryem'i anlattı. Türk televizyon tarihine geçen Deniz Seki ile oynadığı sahneleri de sordum tabii ki. Bu röportajda, çok nadir röportaj veren, verdiğinde de lafını esirgemeyen Çakır'ın samimi yanıtlarını okuyacaksınız...


*************************

- Bütün Kadınların Kafası Karışıktır oyununuz hayırlı olsun. Dizi yoğun şekilde devam ederken tiyatroya da başladınız. Neydi size bu kararı aldıran şey?
- Ben mezun olduğumdan beri hep tiyatro yaptım. Dizi beni hiçbir zaman tiyatrodan alıkoymadı. Hep yaptım. Çünkü benim çok beslendiğim bir yer. Hep uyanık diri tutuyor beni tiyatro. Uyarca, Aşk Sözleri ve Cam'dan sonra dördüncü oyunum. Hepsi uzun soluklu oldu. Çok içime sinen bir iş oldu.

- Sizin de kafanız karışık mı? Ya da ne karıştırır kafanızı?
- Benim de kafam karışık tabii. Çünkü hayata karşı, olana bitene karşı duyarlılıklarım fazla. Benim için kafa karışıklığı duyarlılığın fazlalığıyla başlıyor. - Rahatsız edici bir durum değil mi bu? - Hayır. Hayata nereden baktığınla alakalı bu. Ben o zaman yaşadığımı hissediyorum ve bu kafa karışıklığı bana çok iyi geliyor. Zaten duyarlılık kadının doğasında olan bir şey. Bizim bahsettiğimiz kafası karışık durum, duyarlı kadınlarla alakalı.

ANLAŞILAMAMAK EN BÜYÜK KORKUM

- Oynadığınız Ebru Uysal karakterini bunalıma sokan, hatta intihara sürükleyen duyarlılıklar neler?
- Türkiye'de kadını intihara sürükleyecek o kadar çok şey var ki. Ebru'yu da o noktaya getiren birçok sebep var. Kocasından ayrılmış, son kitabı henüz yayınlanmış bir yazar. Ama anlaşılamamaktan şikayetçi. Hayat içinde bu kadar çaba gösterirken bir kadının kendini yalnız hissetmesi çok acı bir durum. Kadınları intihara sadece erkekler sürüklemez, kadınlar da sürükleyebilir. Eğer kadınlar sürüklerse zaten o intihar kaçınılmazdır. Çok büyük bir depremdir. Türkiye'de kadın olmak çok zor bir şey gerçekten. Entellektüel, yazan çizen, kafası çalışan kadınlar bu ülkede mutsuz olmaya mahkûmlar. Keşke böyle olmasaydı. Şu anda gördüğüm resimde, kafaları çalışan duyarlı kadınların mutsuz olduğu.

- Oyunda vurgulanan konulardan biri de bu değil mi?
- Evet. Oyunda rol alan dört kadın ve bir erkeğin derdi var. Kadınlar üzerine söylemleri var. Bu kıymetli bir şey. Bu oyunda kadınları kaale alıyoruz. Kendimizle dalga geçiyoruz. Asla tek taraflı söylemi olan bir oyun değil.

- Ebru anlaşılamamaktan şikâyetçi. Siz?
- Benim de hayatta en büyük korkum anlaşılamamak. Hep öyleydi hep de öyle olacak galiba. Çünkü en fazla anlaşılamadığım zaman üzülüyorum. Beni anlamamaya kurgulu insanlar olduğunu düşünüyorum. Bir şey yaratmaya çalışıyorsun herkes eleştirmen olduğu için "O öyle değil" diyorlar. Özellikle sosyal medyada önyargılarla yaklaşıyorlar. Herkes oturduğu yerden konuşuyor. Ama duruşumun gayet anlaşıldığını düşünüyorum. Çünkü beni sevenler benim ne olduğumu, nasıl bir yolda yürüdüğümü gayet iyi biliyor. Reddedebilmeyi bilen bir kadınım. Biri bana bir şey dayatıyorsa ben onu reddedebiliyorum. Kendimden taviz vermem ama herkes bu konfora sahip değil.

- Bu konfora nasıl ulaştınız?
- Bu vazgeçebilmeyi göze almakla alakalı bir şey. Ben bireysel olarak bunu göze alıyorum. Her şeyden vazgeçebilirim yeter ki ben olayım. Doğru bulduğum şeyden hiç vazgeçmedim.

- Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz dizisinde sizi ilk etkileyen şey ne oldu da bu dizide rol almak istediniz?
- Önceliğim tabii ki senaryo. Kendi karakterimin haricinde, işleyişe, örgüye çok bakıyorum. Çünkü artık starlık sistemi yok, iyi ki de yok, bir karakter üzerine dünya yaratmak yok, iyi ki de yok. Çünkü o bir masal. Dizide yan karakterlerin bile hikayeleri, derinliği var. Bu işe çok inandım. Sadece oyuncu olarak değil bütüne bakıyorum ve herkes iyi olsun istiyorum. Sanki ben yapımcıymışım gibi ilk kez bir projeyi bu kadar sahipleniyorum. Çünkü çok inandım senaryoya. Başından beri tüm karakterleri çok iyi yazıyorlar. Mesela son bölümde Yunus Emre o kadar güzel oynamış ki, tebrik ettim kendisini.

- İlk başta dizide canlandırdığınız Meryem karakteriyle ilgili ne düşünmüştünüz?
- Meryem'le ilgili tereddütlerim vardı. Kocaman iki çocuğu olan bir kadın. Önce "Yapabilir miyim?", "İnandırabilir miyim seyirciyi?" diye kendimle ilgili derdim vardı. Sonra Oktay ve yapımcılarla birlikte üzerine düşündük, çözdük meseleyi. Çocukları oynayanlar da o kadar tatlı ve yetenekliler ki beraber güzel bir yolda yürüyoruz.

BİR ERKEK AYNI ANDA İKİ KADINI SEVEBİLİR Mİ?

Meryem bir kadının başına gelecek en zor şeylerden birini yaşıyor. Nasıl karşılıyorsunuz Meryem'in yaşadıklarını?
- Çok zor bir şey. Özellikle son yayınlanan bölüm. Düşünsenize, kocanızın sevgilisinin çocuğu sizin elinize doğuyor. İnsan o durumda düşmanı bile olsa, vicdan sahibi biriyse, elbette ki hastaneye yetiştirir.

- Öyle bir durumla karşılaşsanız ne yapardınız?
- Ben Meryem olsaydım, ben de onun gibi davranırdım. Yani elime çocuk doğsa ben de alıp hastaneye götürürdüm ama düşünsenize böyle bir durumu. Meryem bu konuda bana çok uzak bir kadın mesela. Bana "Meryem kadar bir takım şeylere katlanır mısın?" diye sorsan, asla katlanamam derim. Böyle bir durumda valizimi toplar basar giderim. Benim gösteremeyeceğim erdemi gösteriyor Meryem. Ben olsam "Yürü git kızım elini sallasan elli tane Hızır derim" yani.

- Bunu diyememekten, Meryem'i çekip gitmekten alıkoyan şey ne peki?
- Meryem'i çok cesur ve erdemli buluyorum. Çok âşık kocasına. Yoksa bunun başka bir izahı olamaz. Maddi olarak gücü olan bir kadın Meryem. Çıkarları olmayan bir kadının bunu yaşaması için gerçekten âşık olması gerek. Ben Meryem'in çok âşık olduğunu düşünüyorum.

- Aşk nasıl bir duygu sizce?
- Aşk benim için çok dönüştürücü, değiştirici, tarifi olmayan bir duygu. O yüzden sık yaşanan bir şey değil. İnsanlar aşk yaşadığını sanarak bir şeyler yaşıyorlar ya, çok âşıksan ve hatalar yapıyorsan en yakın dostun gelip "Kızım sen ne yapıyorsun?" der sen de "Üf bir çekil ya" dersin. Hepimizin hayatında böyle bir şey vardır. Bunun yaşı yok. Tanrı inşallah herkese bir kez olsun aşkı yaşatsın. O kadar büyük ve kutsal bir duygu aşk. Oyunculukla ilgili kurduğum serüven aşkla çok benziyor.

- Eşkıya Dünyaya Hükümdar Olmaz'ın son bölümün konusu "Aşk insanı öldürür." Katılır mısınız?
- Süründürür de... Aşk insana her şeyi yaptırır. Öldürür de, öldürttürür de, katil de yapar. Aşkın yüceliği ve sihrine çok inananlardanım. Dünyada voltaj seviyesi en yüksek duygu aşk ve sevgi. Bir şeyi başka türlü istemek başka, sevgiyle istemek başka. Kalp çok acayip bir organ aynı zaman da çok kutsal...

- Seyirci de Meryem tarafında. Diziyi izleyenler ikinci kadını eleştiriyorlar...
- Evet, ama böyle yaşayan insanlar var. Bir insan iki kadını sevebiliyor günümüzde. Doğru bulduğum için söylemiyorum ama son derece ünlü halkın çok sevdiği örneklerimiz bile var. Ona kimsenin sesi çıkmıyor ne enteresan. Bu kadar ünlü ve popüler birileri bunu gerçekten yaşıyor ama onu alkışlıyoruz, dizideki karaktere kızıyoruz. Ona da kızalım. Bu ne ikiyüzlülük? Ben ona kızıyorum. Birini eleştirirken diğerini alkışlamak çok ciddi bir kişilik bozukluğu. Yoksa elbette ki bu durum onaylanacak bir durum değil... Hiç unutmayalım bu bir dizi.

ANNE OLMAM GEREK ÖYLE TAMAMLANACAĞIM

- Daha önce anne rolü oynamış mıydınız?
- Oynadım ama böyle anne değildi. Annelik duygusunu yaşayan bir anne hiç oynamadım, ilk kez oynuyorum.

- Nasıl bir duyguymuş peki?
- Bana çok şey öğretiyor hayata, fedakarlıklara dair. Annelik çok kutsal ve özel bir şey. Sorumluluk gerektirdiğine dair fikrim vardı... Annelik böyle bir şey. Kadın olmak erkekten daha fazla sorumluluk almayı gerektiriyor. Net. Bunu ayırmamız gerekiyor.

- Kadınla erkeği hangi noktada ayırıyorsunuz?
- Kadın erkek asla eşit değil. Kadının da erkeğin de yüksek olduğu alanlar var ama sorumluluklar konusunda kadın gerçekten erdemli bir varlık. Bu doğurganlıktan mı geliyor bilmiyorum ama kadın sabır noktasında çok yüksek bir varlık.

- Siz de sabırlı mısınız?
- Oynadığım kadınlar kadar sabırlı biri değilim. Sabırsızım, çok tez canlıyım.

- Annelik yaşamak istediğiniz bir duygu mu? İleride anne olmak ister misiniz?
- Evet, isterim anne olmak. Yani anne olmam gerektiğini düşünüyorum. Herkesin anne olması gerekmiyor bence. Ama galiba benim o duyguyu tatmam gerek diye düşünüyorum. Sanırım öyle tamamlanacağım. Fakat bu önümüzdeki bilmem kaç sene içinde diye kurgulanmış bir şey değil tabii ki. Olursa olur olmazsa olmaz.

DENİZ'LE ROL YAPMADIK GERÇEKTİ HER ŞEY

- Deniz Seki'nin dizide rol alması yılın olayı oldu. Karşılıklı oynayacağınızı öğrendiğinizde ne düşündünüz?

- Çok heyecanlandım. Çünkü haksızlığa uğradığını düşünüyorum Deniz'in. Bir insan ünlü diye günah keçisi olmamalı. Bu ülkede bu hatayı yapan bir sürü insan var. Neden Deniz yani?

- Nasıl bir hisle çektiniz o sahneleri?
- Oraya yansıyanın çok daha fazlası var. Çok özel şeyler yaşadık. Bir kere hiç rol yapmadık. Gerçekten sarıldık, gerçekten ağladık. Hatta kendimizi çok durdurduk o kadar ağlamayalım diye. Dramatize etmeyelim diye de tuttuk kendimizi. Biz orada üç Deniz'dik. Deniz Seki ben ve oradaki oyuncu çocuğumuz. Benim için çok kıymetli bir anıdır. Türk televizyonlarında da ses getirmiş böyle bir şeyin içinde olduğum için çok mutluyum.

- "Bu sahnelere nasıl izin verildi?" diye eleştiriler yapıldı. Siz ne düşünüyorsunuz bununla ilgili?
- İnsanlar bir şeyleri eleştirmek için tetikte bekledikleri için böyle. Burada sahici bir durum var ve iyi tarafından bakılması gerekir. Böyle bir şeye izin verildi tamam nasıl izin verildiğini bırak. İzin verildiyse bunun kıymetli ve özel kısmını öne çıkarmak gerekiyor. Nasıllar bizi ilgilendiren şeyler değil. Oradaki kadın mahkumlar ve çocuklar için bir şey yaptık. Bu kıymetli değil mi?

- O atmosfere girince kötü oldunuz mu?
- Kötü olmamak elde değil. Çünkü orada hiç gökyüzü görmemiş çocuklar da var. Hayatımın çok önemli tecrübelerinden biridir. Üstüne cümle kurarken bile düşünüyorum.

- Zorlandınız mı peki oynarken?
- Zorlanmadım hayır. Bilakis tahrik oldum. Bir kadın olarak ben şu an buradayım. Ne kadar şanslıyım bu görevden dolayı diye düşündüm.

- Neler konuştunuz, neler yaşadınız?
- Çok özel, çok duygusal şeyler yaşadık tabii. Ayrıntılar bize kalsın. Çünkü ya deli gibi anlatmam gerekir ya da susmam. Arası yok yani. Ama Deniz'e iyi geldiğini söyleyebilirim.

- Daha önceden tanışıklığınız var mıydı?
- Çok ilginç bir hikayesi var tanışıklığımızın ama büyüyü bozmak istemem. Annemle birlikte tanışmıştık. Biz bir yerde otururken Deniz gelmişti ve çok özel bir konuşmamız olmuştu.

HÜZÜNLÜ OLMAK HOŞUMA GİDER

- Dışarıdan soğuk ve ulaşılmaz gözüküyorsunuz. Öyle misiniz gerçekten?
- Hemen kanı kaynayan biri değilim. Samimiyetsiz geliyor bu durum bana. Yani birden bire aşırı samimiyet... Ortama, insana adapte olabilmem için bir süre geçmesi gerekiyor. Yoksa yalan olur, sahici olmaz. O samimiyetsizliği sevmiyorum ben. Samimiyet ve sahicilik hassas noktam sanırım... Herkesle aynı samimiyette ve kurgulu ilişkiler kuran insanlar gördüğümde gerçekten o insana sempatik olamıyorum. Ben de böyle biriyim... İş hayatımda kuralcıyım ya da disiplinli diyelim. Normalde arkadaşlıklarımda o kadar kuralcı değilim. Değişmeyi değil ama dönüşmeyi çok seviyorum. Birlikte dönüşebildiğim insanlarla vakit geçirmeyi çok seviyorum ve bunu çok kıymetli buluyorum.

- Sosyal medyada ise daha farklı, sıcak gülen bir kadın var...
- Korktunuz mu benden? Beni tanıyan bütün arkadaşlarım yeter artık senin bir komedide oynaman gerek derler. Bazı insanların gözleri buğuludur. Ece (Yörenç) "Bulutlu gözlü" derdi bana. Ki ben de hüzne bayılırım. Çok severim hüznü. Hüznü depresyon gibi almam. Hüzün çok güzel, çok keyifli bir duygudur.

- Hüzünlüsünüz yani?
- Hayır, normalde neşeli biriyim. Eşkıya'nın setine git "Bu sette en neşeli kim?" diye sor; cevap versinler. Çok da neşeliyim ama hüzün seçtiğim bir şeydir. Seçtiğimde de tadını çıkara çıkara yaşarım. Hoşuma gider hüzün. Bu kadar şiir seven bir kadın nasıl hüzün sevmez?

- Edebiyata şiire ilginiz nereden geliyor?
- Ta ilkokul yıllarından. Okuma bayramlarında hep şiir okurdum. O zamanlar Arif Nihat Asya şiirleri okurdum sonra giderek Edip Cansever'e, Turgat Uyar'a döndü tabii. Şiir benim için çok önemli. Çok besleniyorum. Yatağımın başında hep şiir kitapları var. "İkinci Yeni" benim yol arkadaşım. Tomris Uyar'la tanışmayı çok isterdim mesela. Edip Cansever'in âşık olduğu, ondan öncesinde Cemal Süreya ile aşk yaşayan ama Turgut Uyar'la evlenen kadın... En önemli şairlerin şiir yazdığı kadın. Çok havalı.

- Siz yazıyor musunuz bir şeyler?
- Evet, ama şiir değil. Benim bir tane an defterim var. Ona an'larımı yazıyorum. Ama kendime yazıyorum. Okunması için yazmıyorum.

SÜRÜNMEYİ SEVEN BİR YAPIM VAR

- Dizi sürelerinden şikayetçi misiniz?
- Nasıl şikâyetçi olmam ki? Çok uzun süreler çalışılıyor. Ben gencim, daha yolun başındayım, yalnız bir insanım ama sette çalışan arkadaşlarımız arasında evlenen, daha dün çocuğu olmuş insanlar var ve biz sabaha kadar çalışıyoruz. Hiçbir zaman kendimi başrol oyuncusu olarak görmedim. Ben de setçi bir insanım. Oktay da öyle. Biz sete çalışan emekçi insanlarız. Biz biriz ve aynı amaca hizmet ediyoruz. Kimin kimden ne farkı olabilir ki. Eskiden 90 dakika için "Yerli dizi yersiz uzun" diye eylemler yapardık ama şimdi 90 dakikayı arıyoruz. 180 dakikayı gördüm yani. Ama biz işi yalap şap çeken, kaliteden taviz veren bir ekip değiliz. Ne Onur öyle bir yönetmen ne Oktay ne ben öyle oyuncularız. Her şeyi içimize sinerek yapıyoruz. Çünkü senaryoya çok inanıyoruz. Bu senaryo hakkıyla çekilmeli diyerek özen ve özveriyle çalışıyoruz ama oyuncudan ziyade set işçisi arkadaşlarım için zor. Allahtan ben ev kadını rolünde olduğum için içeride sahnelerim ama erkekler hep dışarıdalar. Onların işi de çok zor.

- Sabah 9 akşam 6 mesaisi olan bir işte çalışmak istemezdiniz sanırım...
- Yok, o kadar konforlu bir şey istemem zaten yapımda konfor yok. Benim biraz sürünmeyi, alttan aşağıdan kazıyarak gelmeyi seven bir yapım var. O şekilde değil de, insan gerçekten hakkını vermek istediği sahneleri, normal saatlerde çekmek istiyor. Mesela çok ciddi oyunculuk gerektiren sahneleri sabahın köründe çektiğimiz oluyor. Elimizden geleni yapıyoruz. Sonuçta bu bizim sevdamız. Daha iyisini yapabilirdim isteği hiçbir zaman bitmiyor.