Mehmet Ali Erbil’le kıyaslanmak hoşuma gidiyor

Mehmet Ali Erbil’le kıyaslanmak hoşuma gidiyor
23 Haziran 2016, 09:53

Cumartesi günü ekranlara dönmeye hazırlanan İlker Ayrık, sunuculukta Mehmet Ali Erbil’le kıyaslanmaktan mutlu olduğunu söylüyor: Mehmet Ali Erbil, Türk eğlence dünyasının son 30-40 senesine damga vurmuş biri. Onun dışında başkasıyla kıyaslansaydım, belki sıkıntı olurdu

Sıcak ve sempatik kişiliğiyle tanınan oyuncu ve sunucu İlker Ayrık, yeni projelerini anlattı...
Yıllardır yarışma programı sunuyorsunuz. Enerjik ve sempatik halinizden dolayı herkes sizi çok seviyor. Bu işin sırrı ne?
Oyun oynamak, dünyanın en keyifli şeyi ve yaşı yok. Oyun oynamayı çok seviyorum. Bir de ben mahalle kültürü içinde büyüdüm ve bunu yansıtmaya çalışıyorum. Farklı aile yapılarıyla, kalabalıklarla büyümenin avantajını yaşadım; onları anlayabiliyorum. Anlamanın temelinde dinlemek vardır ve ben dinlemeyi çok seviyorum.

KİMSEYİ BÜYÜLEMİYORUM
Sıcak ve samimi yaklaşımınızın da sevilmenizde etkisi olabilir. Yani star yaklaşımı göstermiyorsunuz. Ailemizin çocuğu olmak size ne hissettiriyor?
Şahane bir şey! Bundan rahatsızlık duymuyorum. O, süper starların sıkıntısı. Çok rahat yanıma gelip yanağımdan makas alıp omzuma vuran teyzeler var. 'Allahım onu gördüm' diye kimse büyülenmiyor benden. Ama yolda yürürken dünya tatlısı, tonton bir teyzenin yanağımı sıkmasından daha büyük mutluluk da yok benim için. Kimseyi büyüleyemiyorum ama güldürebiliyorum. Hayatın gülerek, eğlenerek geçmesini sağlamak müthiş bir kariyer.
Bir proje geldiğinde eşinize danışıyor musunuz? Onun 'Yapma' dediği bir şeyi yapar mısınız?
Evet, danışıyorum ve bir şekilde onu da ikna ediyorum. Bir proje geldiğinde fikrini söylüyor; 'Sen bilirsin' deyip kenara çekiliyor.
Evde en çok kimin sözü geçiyor?
Yüzde 50-50. Aslında onun daha çok sözü geçiyor. Böylesi de hoşuma gidiyor. Evin idaresini ve birçok şeyi ona bırakmak beni rahatlatıyor.
Mehmet Ali Erbil'le kıyaslanmak sizi rahatsız ediyor mu?
Hayır, bu kötü bir şey değil ki. Mehmet Ali Erbil, Türk eğlence dünyasının son 30-40 senesine damga vurmuş, televizyon tarihine geçmiş bir isim. Benim böyle birisiyle kıyaslanmak ancak hoşuma gider. Onun dışında biriyle kıyaslansaydım belki sıkıntı olurdu.
'Var mısın Yok musun?' yarışması bildiğimiz, izlediğimiz bir program. Başlarken endişeniz oldu mu?
Vardı, ama o endişeleri ortadan kaldırmak için büyük çaba sarf ettik. Star TV ve Endemol Shine Türkiye ile birlikte çok güzel bir uyum yakaladık. Daha önce yapılan yarışmayla ana hatlar aynı ama biz birtakım değişiklikler yaptık. Bambaşka bir üslupla ekranda olacağız.

FİLM KENDİ KİTLESİNİ YARATTI
Bu değişikliklerden biraz bahseder misiniz?
'Var mısın Yok musun?' yarışmasının adı artık 'Var mısınız Yok musunuz?' oldu. Çünkü karı-koca beraber yarışıyorlar. Yani 12 çiftle yarışıyoruz. Kutularımız pembe ve mavi... Resim olarak da çok büyük değişiklik var. Ayrıca izleyicinin bizden görmekten hoşlandığı oyunları da yarışmaya dahil ettik. Para ağacının tepesindeki 500 bin liranın değerini artırmak için oynadığımız oyunlar var. Bu oyunlar sayesinde yarışma, gergin geçen bir kutu açma oyunundan daha çok eğlenceli, dinamik bir şova dönüşüyor.
Ailelerle birlikte yarışmak daha mı keyifli oluyor?
Seyirci, beni ailelerle birlikte görmekten hoşlanıyor. Evlere misafir olmayı çok seviyorum. Karı-koca ilişkisi, aile; bunlar bizim sevdiğimiz ve önem verdiğimiz konular. Birbirine rakip birkaç ailenin yarıştığı rekabet ortamından, diğer ailelerin yarışan aileyi desteklediği, kazansın diye çabaladığı bir yarışma haline gelmesini çok önemsiyorum. Burada aileler arasında dayanışma söz konusu. Hep ihtiyacımız olan birlik, beraberlik ruhu burada var.
'Çakallarla Dans'ın devam filminde de rol alıyorsunuz. Bu nasıl bir duygu?
'Çakallarla Dans' serisi artık bizim ailemizin çocuğu gibi oldu; çok özel bir proje. Bu kadar eski bir filmin ana kadrosunu kaybetmemiş olması büyük başarı. Sinemada bunu yakalamak çok zor. Film, kendi kitlesini yarattı.
Dizi, sinema, yarışma, tiyatro... Çok yoğun bir koşuşturmanın içindeymişsiniz gibi görünüyor...
Bir dönem gerçekten öyleydi. Oradan oraya koşturuyordum. Ama artık daha sakin ve planlı ilerliyorum. Akıllı ve hazırlıklı gidiyorum. Benim için her şeyin olması gerektiği gibi olduğunu düşünüyorum.

BABALIK OKULUMUN ZAMANI GELMİŞTİ
Oğlunuz Ferit de izliyor mu sizi?
İzliyor, onun için tuhaf bir durum tabii. Beni televizyonda görünce çok şaşırıyor. Başka halimi de görmediği için beni hep meşhur biri sanıyor. O doğduğundan beri meşhurum. Dolayısıyla televizyonda beni görmesi, onun için çok sıradan bir şey. Ama çok fazla televizyon izletmemeye çalışıyoruz.
Oğlunuza daha fazla vakit ayırma, ona yetişememe kaygısı yaşıyor musunuz?
'Yetişir miyim?' diye çok düşünürsen, yetişemezsin gibi geliyor bana. Akışına bırakmak gerek. Ferit'le çok zaman geçiremediğimi anladığım bir dönemde işlere biraz ara verdim. Geçen sene ilkbahardan bu döneme kadar durdum. O baş döndürücü tempodan koptum.
Peki bu süreç size ne kattı?
Oğlumla tanıştım. Babalık sonradan öğrenilen bir şey ya; benim de babalık okulumun zamanı gelmişti. Çok iyi bir iletişim kurduk. Babalık harikulade bir şey ve maalesef alışkanlık yapıyor. Ama böyle alışkanlığa kurban olayım. Arada sırada stüdyoya getiriyorum. Stüdyo ona eğlenceli, renkli geliyor. O eğlenince ben de seviniyorum.