İstediğiniz böyle bir Türkiye miydi?

İstediğiniz böyle bir Türkiye miydi?
08 Haziran 2015, 12:51

Oy çalacaklar... 8 Haziran sabahı yurtdışına kaçacaklar... Karafatmanın Sarayı... (Müthiş bir Mümtaz'er Türköne esprisi.) Kedi trafoya girdi. Selo esprileriyle kırıp geçiriyor. Aydın Doğan gülmekten az önce bacağını kırdı. Diktatör kaçma hazırlığı yapıyor ama 8 Haziran günü tüm uçuşların iptal edildiğinden haberi yok... Bu zafer de AKP'nin "itleri"ne gelsin...

Sosyal medya ifrazatlarını izliyoruz...

Hemen ilk göze çarpan, Rüstem Batum adlı şahsın "AKP'nin itleri" diye başlayan mesajı... Sonra, geleneksel "Beyaz Türk nezaheti" uyarınca sırıtacak ve taraftarlarında tatmin duygusu oluşturacaktır.

Derken, "seçimin mana ve ehemmiyetine uygun" bir görüntü düşüyor internet mecralarına: Oyunu "istenen" istikamette kullanmadığı için kafası gözü yarılan Güneydoğu Anadolulu bir seçmen. "Belirlenen"partinin barajı aşması için her türlü melanet sergilenecek, her türlü "hırsızlık" meşru sayılacaktır.

Pis ve sarı bir sıcak... Yaşar Kemal'in "Sarı Sıcak" öyküsünden fırlayıp gelmiş kararsız, tedirgin ama daha çok uyuşuk seçmen topluluğu arasından süzülüp merdivenleri çıkıyorum, oy kullanacağım sandığı buluyorum. Oy kullanma kuyruğunda bekleşen insanlar. Esneyen bir görevli... "Kimliklerinizi hazır olsun arkadaşlar" diye ünleyen yorgun ama mütehakkim bir ses.

Elime tutuşturulan oy pusulasına bakıyorum.

Pusula, mühür "bağımsız" adaylara vurulsun diye tasarlanmış sanki. Melanet, grafik tasarımda başlıyor. "Yeter ki Erdoğan gitsin. Her şerefsizliğe varız" diyen bir düzenleme.

Elimde mühür ve oy pusulası, derme çatma kabine giriyorum. Vatandaşlık görevimi yerine getirdikten sonra aracıma atlayıp gazetenin yolunu tutuyorum.

Birazdan ilk sonuçlar sisteme düşecek.

İlk sandıklar açılıyor... İlk sonuçlar düşüyor...

Dramatik kopuşa işaret eden bir sonuç... Bütün hesapların (sil baştan) yeniden görüleceği bir sonuç... "İstikrar"ın değil, artık belirsizliğin, maceranın ve kaosun sahne alacağı bir sonuç... Seçmen, bu kez, "Ben belirsizliklerle dolu bir ülke istiyorum" diyor. Ve elbette bunu saygıyla karşılıyoruz. "İstediğin böyle bir Türkiye'yse, al, tepe tepe kullan" diyoruz.

Beni, bu aşamadan sonra, kazanan değil, "geleneksel kaybedenler" ilgilendiriyor.

Hemen her seçimde olduğu gibi, bu seçimin de "tek ve biricik mağlubu CHP... Bugüne kadar (1908'den beri) bağımsız hiçbir seçimi kazanamamış, muhalefet avantajıyla girdiği bütün yarışlarda nal toplamış CHP...

Kemal Kılıçdaroğlu "Yüzde 35'i hedefliyoruz" demişti ama ilk sonuçlar, potansiyel CHP oylarının "baraj"la boğuşan HDP'ye aktığını gösteriyor. (Herhalde istifayı düşünür!) CHP'nin arka bahçesinde eğleşensanatçı-akademisyen-gazeteci efradıyla, memleketimizin "marjinal renkliliği" de takım halinde HDP saflarında... (Şahin Alpay'ları, Murat Belge'leri, "darbe duasına" oturmuş Ömer Laçiner'leri, Hasan Cemal'leri, Nazlı Ilıcak'ları, Altan biraderleri, t24 müdavimlerini görüyoruz ve hiç şaşırmıyoruz. Mirgün Cabaş ve Ahmet Hakan Coşkun stüdyoda sevinç çığlıkları atıyor. "Kazandırdıklarını" zannediyorlar ama ülkeye kaybettirdiklerinin farkında bile değiller. Belki de farkındalar...)

Bu seçimin ikinci ve en önemli mağlubu, bütün müktesebatıyla HDP'nin başarılı olması için "didinen" ve misli görülmemiş bir efor sarf eden "paralel örgüt..."

Hem insanlıklarını, hem de milletvekili yarışına soktukları "adamlarının" (eski polis şeflerinin) harcanmalarına göz yumarak taraftarları nezdinde var olan saygınlıklarını ve inandırıcılıklarını kaybettiler.