Kürtleri ya ölüme ya ölüme razı etmek

Kürtleri ya ölüme ya ölüme razı etmek
05 Ağustos 2015, 11:39

Hilal KAPLAN / sabah.com.tr

Medet Mat, 22 yaşındaydı. Sosyal medyadaki profilinde, parantez içinde "Nerden bileceksiniz" yazıyordu. "Bir fidandım derildim/ Fırtınaydım duruldum/ Yoruldum çok yoruldum/ Siz benim neler çektiğimi nereden bileceksiniz" diyen merhum Ahmet Kaya'nın o meşhur şarkısı. Profil resminde de Ahmet Kaya var, elleriyle zafer işareti yaptığı siyah beyaz bir fotoğrafı...
Medet, Adıyaman'ın Kahta ilçesinde doğmuş bir Kürt genciydi. Tezkeresine iki ay kala, PKK tarafından iki tonluk bomba yüklü traktörle Ağrı Karabulak Jandarma Karakolu'na yapılan bombalı saldırıyla katledildi. Ailesinin isteği üzerine, muh- temelen PKK tehditlerinden çekindikleri için cenaze ulaşır ulaşmaz, gece 3'te düzenlenen resmî cenaze töreniyle defnedildi.
Mansur Cengiz, 21 yaşındaydı. Siirt Şirvanlı bir Kürt genciydi. O da arkadaşı Medet ile yan yana nöbet beklerken PKK tarafından katledildi. Mansur, 4 bin kişinin katıldığı cenaze töreniyle, "Kahrolsun PKK" ve "Şehid namirin/ Şehitler ölmez" sloganları, Kürtçe ağıtlarla defnedildi.
Medet ve Mansur, PKK tarafından başlatılan şiddet döngüsünde hayatını kaybeden binlerce Kürt askerden sadece ikisi. Şimdilerde 'Türk-Kürt savaşı' ya da 'Kürt terörü' gibi kavramlarla dilimizi kirletmeye çalışanlara bu hatırlatmayı yapmaya borçluyuz.
Sürmekte olan bir 'Kürt/lük mücadelesi' değildir. Artık Kürtlerin haklarını inkâr eden, onları imha eden, hak taleplerini faili meçhul ve işkence ile karşılayan, asimile etmeye çalışan bir devlet aklı yok. Yasadışı silahlı örgüt liderini bile muhatap alan, özel okullarda ana dilde eğitimi tanıyan, gerisine siyasî mücadele yolunu açık tutan, Kemalist rejim kalıntısı andımızı kaldırmış, yer isimlerinin iadesini sağlamış, savcıları asit kuyularını açan, yüksek yargısı "Sayın Öcalan" demeyi serbest bırakan, Cumhurbaşkanı Barzani ile yan yana Türkiye- Kürdistan ittifakından bahseden, PKK'ya yakın Kürtleri de bu ittifaka davet eden bir devlet aklı var.
PKK işte bu devlet aklına karşı 'devrimci halk savaşı' ilan edip Kürt gençlerine ölümü gösteriyor. PJAK militanlarını idam eden İran'a karşı ateşkes ilan edip onlarla ittifak kurarak, 'Rojava devrimi'ni Esed'e asker yazılmaya bağlamaya çalışarak, inkâr -imha -asimilasyon üçlüsünü ortadan kaldırmış Türkiye'ye savaş açıyor. Kürt gençlerini de amaçları için feda edilecek piyonlar olarak görüyor. Devlet aklı 'ovada siyaset'in önünü sonuna kadar açtığı için 80 milletvekili ve üçü büyük şehir olmak üzere 102 belediyesi olan bir hareket hangi mücadeleyi vermekten yoksun ki, PKK'nın Kürt hakları için savaştığını iddia edebiliyor?
Seçimlerin üzerinden bir ay geçmişken hangi aciliyet bu büyüyen siyasî hareketi şiddet yoluyla boğup, Kürtleri tekrar sokağa, devletle karşı karşı gelmeye, ölüme yürümeye mecbur bırakmayı gerektirebilir? Öyleyse PKK, hangi yüzle Kürtlerden HDP'ye oy istedi? O 80 vekil ne işe yarıyor o zaman? Bunlar haklı ve cevapsız kalan sorular. O yüzden hakikati teferruata boğup kafaları karıştırmaya çalışıyorlar.
O yüzden Demirtaş'ın, daha üzerinden 15 dakika geçmeden "Hükümet yürüttüğü politikayla, zerre kadar umut vermiyor, barışa yaklaşmıyor" diyerek harcadığı 'Dolmabahçe Mutabakatı' şimdi çözümün önşartıymış gibi konuşuyor.
O yüzden Demirtaş, 'Saray Gladio'su' gibi deli saçması fuatavni iftiralarına tutunmaya çalışıyor ve yine o yüzden ertesi gün çamurun tutmadığını görünce "Kimseyi itham etmek istememiştim" demek zorunda kalıyor.
O yüzden Demirtaş, 'daha önce Suruç saldırısının hükümet senaryosu olduğunu söylemiştiniz, elinizde kanıt var mı?' diye soran Alman gazeteciye 'fuat avni'den duydum' diyemeyince, "Eğer bununla ilgili yazılı bir belge, bir doküman soruyorsanız, hayır yok. Ama çok açık belirtiler var. Tüm araştırmalarımız gösteriyor ki, IŞİD'in 32 genci katlettiği o saldırı AKP sayesinde gerçekleşmiştir" diyebiliyor.
PKK'nın, 2011'de olduğu gibi bugün de çıkarmak istediği 'devrimci halk savaşı'na aradığı halkı bulamaması da bu yüzden...