Devleti katil ilan etme telaşına düşenler

Devleti katil ilan etme telaşına düşenler
12 Ekim 2015, 09:42

Hilal Kaplan / sabah.com.tr

11 Mart 2004 sabahı, saat tam 7.37'de, Madrid'deki dört farklı trende, on ayrı çantada bulunan bombalar eşzamanlı patlatıldı. 191 kişi öldü, 1.800 kişi yaralandı.
İspanya genel seçimlerine sadece üç gün kala patlayan bombalar ve 191'i bulan ağır kayıplar İspanyol halkını derinden sarstı. Milyonlarca İspanyol sokaklara akın etti ve terö- rü hep beraber lanetledi. Kral Juan Carlos, seçimi erteleme talebini -evet, özgür İspanya'da bu kararı Kral veriyor- "bunun bir darbe demek olacağı" gerekçesiyle reddetti. Nerdeyse tüm terör saldırıları sonrasında olduğu gibi, iktidar partisi oy kaybetti ve iktidardan düştü.
Saldırıdan sonra olağan şüpheli olarak gözler önce İspanya'da faaliyet gösteren ayrılıkçı terör örgütü ETA'ya çevrilmişti. Fakat soruşturma ilerledikçe failin çoğunluğu El Kaide ile bağlantılı olduğu söylenen teröristler olduğu ortaya çıkarıldı. Soruşturma ve yargılama üç yıl içinde nihayete erdi ve 28 sanık hapis cezası aldı. Normal bir ülkede, halkı terörize etmeyi amaçlayan saldırılarla böyle baş edilir. Ama bizim normal olmamızı ve normal kalmamızı istemiyorlar.
Kara Cumartesi olarak anılacak Ankara Tren Garı saldırısını duyunca aklıma İspanyol örneği bu yüzden geldi. Hem kapsam hem de zamanlama açısından pek çok benzerlik olsa da siyasî ve toplumsal tepki açısından bambaşka bir tabloyla karşı karşıya bırakıldığımız ortada. Medya ve siyaset aktörlerinin bir kısmı âdeta teröristlerle işbirliği içinde, bu şiddet ortamından daha büyük bir kaos devşirmenin derdine düşmüş şekilde toplumun sinir uçlarıyla oynuyor.
HDP lideri Demirtaş, 6-8 Ekim'de olduğu gibi başrolde. Haberi alır almaz, bir nefes alma, yas tutma gereği bile duymadan kameraların karşısına geçip şöyle diyebildi: "AKP iktidarının eveleme geveleme şansı çoktan bitmiştir. Katilsiniz. Eliniz kanlıdır. Yüzünüzden ağzınızdan her yerinize kan sıçramıştır. Ve en büyük terör destekçisi olduğunuz ortaya çıkmıştır."
İki buçuk ay içinde 160'tan fazla kişiyi öldürmüş, metropollerdeki canlı bomba timleri olan 'Ölümsüzler Taburu'nu harekete geçirmekten 15 gün önce bahsetmiş bir örgütün siyasî temsilcisi olmasına, 20 gün önce savurduğu 'Cizre Bodrum'a çok uzak değil. Bu ateş herkesi yakar' tehdidi kulaklarımızda çınlıyor olmasına rağmen Demirtaş çıkıp önce Ak Parti'yi sonra da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ı hedef gösterdi.
Evet, devletin, kendi başkentinde, kendi vatandaşlarını öldürttüğünü savundu. Zaten iktidarda olan ve 1 Kasım'da muhtemelen yine en çok oyu alacak olan bir hükümetin, hangi amaçla ülkeyi yönetilemez kılmayı amaçladığını izah edemedi. Sözcüklerinden kan damlıyordu ama elinde, daha önceki provokasyonlarında olduğu gibi hiçbir veri yoktu. Faillerin bulunması için çağrı yapmak yerine, halkın en az %52'sinin onayını kazanmış bir lider üzerinden toplumu kin ve düşmanlığa sevk etmek için elinden geleni yaptı. Yaşadığımız travma yetmemiş olacak ki, gözünü kan bürümüş biçimde nefret ve öfke saçtı. Ne olursa olsun, daha ölü sayısı bile belli değilken, Demirtaş'ın katil diyerek devlete parmak sallamaktaki telaşı gözlerden kaçmadı.
Açık olan, 7 Haziran seçiminden hemen önceki Diyarbekir mitingi bombalamasının, PKK'nın zaten bitirdiğini ilan ettiği ateşkesi fiilen de bitirmesine 'imkân' sağlayan Suruç bombalamasının ve PKK'nın 'seçime kadar ateşkes' açıklamasını bir gün önceye çektiren Ankara bombalamasının da 'zaman ayarlı' olduğudur. Bu şer, şayet tekrardan "bir millet" olamazsak, bizi 'Suriyelileştirmek' isteyenlerin başarıya ulaşacağını anlamamıza vesile olur umarım.
Devletin tüm kurumlarının işbirliği içinde failleri bir an önce bulmasını talep ediyor, gözü yaşlı tüm kardeşlerimize başsağlığı, ölen vatandaşlarımıza rahmet diliyorum. Milletimizin başı sağ olsun.