PKK ‘müzakere’ istiyormuş... Hadi oradan!

PKK ‘müzakere’ istiyormuş... Hadi oradan!
22 Mart 2016, 11:28

Ahmet Kekeç/Star.com.tr

Terör örgütü lideri Murat Karayılan'ın Nevruz mesajından bir bölüm aktarıyorum: "Dolmabahçe anlaşması çerçevesinde müzakerelerin başlamasına, hareket olarak hazır olduğumuzu belirtiyoruz. Eğer Tayyip Erdoğan ve AKP bu katliamcı, ırkçı tavrından geri adım atarsa, Newroz yeni bir atılım ve çözümün gelişmesine vesile olabilir."

Bu güya "iyi niyet" (!) bildiren açıklamaya verilebilecek en iyi cevap şu bence: "Hadi oradan!"

İkinci olarak da şunu söylemek lazım:

Bu ülkede 10 yıl öncesine kadar "Newroz" bile diyemiyordunuz. "Katliamcı, ırkçı" diye suçladığınız Erdoğan sayesinde hem istediğiniz neşriyatı yapabiliyorsunuz, hem de gerçekten "ırkçı ve katliamcı" yöneticilerin açtığı yaraları tamir edebiliyorsunuz. Hem de elde ettiğiniz sınırsız özgürlük sayesinde her melaneti sergileyebiliyorsunuz... Bu ülkede, dağ kadrosundan Mustafa Karasu ve Bese Hozat'a sütun açan gazeteler var... Ebubekir El-Bağdadi'nin Fransa'da yayımlanan DAEŞ gazetesinde köşe yazarlığı yapması gibi bir şey...

Üçüncüsü şu:

Ne müzakeresi?

Devlet, hangi sorunu sizinle çözecek?

Dahası, çocuk öldürmekten ve şehirleri patlatmaktan başka bir özelliği bulunmayan bir terör örgütüyle hangi konularda pazarlığa oturacak?

Daha da önemlisi şu: Bir pazarlığın tarafı olma hakkını nerden alıyorsunuz?

Devlet, evet, çözüm süreci çerçevesinde, HDP'li ulaklar aracılığıyla Kandil'le İmralı arasındaki mesajlaşmalara (bir diğer ifadeyle haberleşmelere) göz yumdu; daha doğrusu, bu haberleşme trafiğine izin verdi. İmralı'daki "önderliğinizin" verdiği söz uyarınca önce sınır dışına çekilecektiniz (göz boyama niteliğindeki kısmi çekilmeyi 31 Mayıs'ta durdurdunuz, Gezi rezilliği başlayınca militanlarınızı geri çağırdınız), sonra "silah bırakma kongresi" toplayacaktınız ve silahlarınızı gömecektiniz.

Dolmabahçe'de bir mutabakat metni hazırlandı, bir yol haritası çizildi. Tarih 28 Şubat 2015...

Sonra ne mi oldu?

Hatırlayalım:

Mutabakat metni canlı yayında okunur okunmaz, önce, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ses verdi: "Bu mutabakat Kürtlerin meselesini çözmez."

Metnin (yani deklarasyonun) altıncı maddesine "Çözüm sürecinde demokrasi güvenlik ilişkisinin, kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması" ibaresi yer alıyordu. Buna itiraz ediyordu Demirtaş. Kamu düzenini devlet değil, YDGH militanları sağlarmış...

İkinci açıklama Mustafa Karasu'dan geldi: "PKK kongre yapıp silah bırakma kararı alacaktır biçimindeki yaklaşımlar tamamen demagojidir..." Aynı Mustafa Karasu ertesi gün, yani 1 Mart 2015 tarihinde KCK adına bir açıklama daha yaptı, bir gün önceki beyanatını detaylandırdı: "Hiç kimsenin PKK adına silah bırakmasından, PKK'nın kongre yapıp silah bırakma kararı alacağından söz etmesi mümkün değildir. Hiç kimsenin üzerinde böyle bir vazife yoktur!" (Bu Türkçe yanlışlarıyla dolu ifadede muhatap, Dolmabahçe'ye giden HDP heyetiydi. Karasu, "Kime sordunuz da, bir metnin altına imza atıyorsunuz?" diye adamlarına bozuk çalıyordu.)

Üçüncü açıklama KCK Eş Başkanı Cemil Bayık'tan geldi (ki, Dolmabahçe mutabakatından hemen sonra söz almıştı): "PKK silah bırakacak açıklamaları seçim propagandasıdır. Silahların bırakılması, ancak önder Öcalan'ın bizzat katılacağı bir kongrede karara bağlanabilir. Yani PKK bu kararı Öcalan serbest kalmadan açıklamayacak. Bu adımlar atılmadan hareketimize, halka, Türkiye demokrasi güçlerine güven vermeden kongrenin toplanması, kongrenin onların belirttiği gibi kararlar alması düşünülemez."

Derken, huzurlarınızda Bese Hozat... "Devrimci halk savaşı başlamıştır" diyerek, zımni ateşkes sürecinin bozulduğunu ilan eden Bese Hozat da şöyle diyordu: "HDP'den bazı kişilerin AKP'nin oyununa gelerek silah bıraktırma adresi olarak Önder Apo'yu göstermeleri büyük bir yanlıştır. Bu, AKP'ye, 'Önder Apo'ya baskı uygula' demekle eşdeğer bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım ne niyetle yapılırsa yapılsın son derece apolitik, yanlış bir yaklaşımdır ve asla kabul edilemez."

Başa dönüp soralım:

Ne müzakeresi?

Devlet, hasbelkader kurulmuş masayı devirip kaçan, zımni ateşkes sürecini "savaş hazırlığı" yaparak geçiren terör örgütüyle neyi müzakere edecek?
Hadi işinize!

Terör örgütü lideri Murat Karayılan'ın Nevruz mesajından bir bölüm aktarıyorum: "Dolmabahçe anlaşması çerçevesinde müzakerelerin başlamasına, hareket olarak hazır olduğumuzu belirtiyoruz. Eğer Tayyip Erdoğan ve AKP bu katliamcı, ırkçı tavrından geri adım atarsa, Newroz yeni bir atılım ve çözümün gelişmesine vesile olabilir."

Bu güya "iyi niyet" (!) bildiren açıklamaya verilebilecek en iyi cevap şu bence: "Hadi oradan!"

İkinci olarak da şunu söylemek lazım:

Bu ülkede 10 yıl öncesine kadar "Newroz" bile diyemiyordunuz. "Katliamcı, ırkçı" diye suçladığınız Erdoğan sayesinde hem istediğiniz neşriyatı yapabiliyorsunuz, hem de gerçekten "ırkçı ve katliamcı" yöneticilerin açtığı yaraları tamir edebiliyorsunuz. Hem de elde ettiğiniz sınırsız özgürlük sayesinde her melaneti sergileyebiliyorsunuz... Bu ülkede, dağ kadrosundan Mustafa Karasu ve Bese Hozat'a sütun açan gazeteler var... Ebubekir El-Bağdadi'nin Fransa'da yayımlanan DAEŞ gazetesinde köşe yazarlığı yapması gibi bir şey...

Üçüncüsü şu:

Ne müzakeresi?

Devlet, hangi sorunu sizinle çözecek?

Dahası, çocuk öldürmekten ve şehirleri patlatmaktan başka bir özelliği bulunmayan bir terör örgütüyle hangi konularda pazarlığa oturacak?

Daha da önemlisi şu: Bir pazarlığın tarafı olma hakkını nerden alıyorsunuz?

Devlet, evet, çözüm süreci çerçevesinde, HDP'li ulaklar aracılığıyla Kandil'le İmralı arasındaki mesajlaşmalara (bir diğer ifadeyle haberleşmelere) göz yumdu; daha doğrusu, bu haberleşme trafiğine izin verdi. İmralı'daki "önderliğinizin" verdiği söz uyarınca önce sınır dışına çekilecektiniz (göz boyama niteliğindeki kısmi çekilmeyi 31 Mayıs'ta durdurdunuz, Gezi rezilliği başlayınca militanlarınızı geri çağırdınız), sonra "silah bırakma kongresi" toplayacaktınız ve silahlarınızı gömecektiniz.

Dolmabahçe'de bir mutabakat metni hazırlandı, bir yol haritası çizildi. Tarih 28 Şubat 2015...

Sonra ne mi oldu?

Hatırlayalım:

Mutabakat metni canlı yayında okunur okunmaz, önce, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ses verdi: "Bu mutabakat Kürtlerin meselesini çözmez."

Metnin (yani deklarasyonun) altıncı maddesine "Çözüm sürecinde demokrasi güvenlik ilişkisinin, kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması" ibaresi yer alıyordu. Buna itiraz ediyordu Demirtaş. Kamu düzenini devlet değil, YDGH militanları sağlarmış...

İkinci açıklama Mustafa Karasu'dan geldi: "PKK kongre yapıp silah bırakma kararı alacaktır biçimindeki yaklaşımlar tamamen demagojidir..." Aynı Mustafa Karasu ertesi gün, yani 1 Mart 2015 tarihinde KCK adına bir açıklama daha yaptı, bir gün önceki beyanatını detaylandırdı: "Hiç kimsenin PKK adına silah bırakmasından, PKK'nın kongre yapıp silah bırakma kararı alacağından söz etmesi mümkün değildir. Hiç kimsenin üzerinde böyle bir vazife yoktur!" (Bu Türkçe yanlışlarıyla dolu ifadede muhatap, Dolmabahçe'ye giden HDP heyetiydi. Karasu, "Kime sordunuz da, bir metnin altına imza atıyorsunuz?" diye adamlarına bozuk çalıyordu.)

Üçüncü açıklama KCK Eş Başkanı Cemil Bayık'tan geldi (ki, Dolmabahçe mutabakatından hemen sonra söz almıştı): "PKK silah bırakacak açıklamaları seçim propagandasıdır. Silahların bırakılması, ancak önder Öcalan'ın bizzat katılacağı bir kongrede karara bağlanabilir. Yani PKK bu kararı Öcalan serbest kalmadan açıklamayacak. Bu adımlar atılmadan hareketimize, halka, Türkiye demokrasi güçlerine güven vermeden kongrenin toplanması, kongrenin onların belirttiği gibi kararlar alması düşünülemez."

Derken, huzurlarınızda Bese Hozat... "Devrimci halk savaşı başlamıştır" diyerek, zımni ateşkes sürecinin bozulduğunu ilan eden Bese Hozat da şöyle diyordu: "HDP'den bazı kişilerin AKP'nin oyununa gelerek silah bıraktırma adresi olarak Önder Apo'yu göstermeleri büyük bir yanlıştır. Bu, AKP'ye, 'Önder Apo'ya baskı uygula' demekle eşdeğer bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım ne niyetle yapılırsa yapılsın son derece apolitik, yanlış bir yaklaşımdır ve asla kabul edilemez."

Başa dönüp soralım:

Ne müzakeresi?

Devlet, hasbelkader kurulmuş masayı devirip kaçan, zımni ateşkes sürecini "savaş hazırlığı" yaparak geçiren terör örgütüyle neyi müzakere edecek?
Hadi işinize!

Terör örgütü lideri Murat Karayılan'ın Nevruz mesajından bir bölüm aktarıyorum: "Dolmabahçe anlaşması çerçevesinde müzakerelerin başlamasına, hareket olarak hazır olduğumuzu belirtiyoruz. Eğer Tayyip Erdoğan ve AKP bu katliamcı, ırkçı tavrından geri adım atarsa, Newroz yeni bir atılım ve çözümün gelişmesine vesile olabilir."

Bu güya "iyi niyet" (!) bildiren açıklamaya verilebilecek en iyi cevap şu bence: "Hadi oradan!"

İkinci olarak da şunu söylemek lazım:

Bu ülkede 10 yıl öncesine kadar "Newroz" bile diyemiyordunuz. "Katliamcı, ırkçı" diye suçladığınız Erdoğan sayesinde hem istediğiniz neşriyatı yapabiliyorsunuz, hem de gerçekten "ırkçı ve katliamcı" yöneticilerin açtığı yaraları tamir edebiliyorsunuz. Hem de elde ettiğiniz sınırsız özgürlük sayesinde her melaneti sergileyebiliyorsunuz... Bu ülkede, dağ kadrosundan Mustafa Karasu ve Bese Hozat'a sütun açan gazeteler var... Ebubekir El-Bağdadi'nin Fransa'da yayımlanan DAEŞ gazetesinde köşe yazarlığı yapması gibi bir şey...

Üçüncüsü şu:

Ne müzakeresi?

Devlet, hangi sorunu sizinle çözecek?

Dahası, çocuk öldürmekten ve şehirleri patlatmaktan başka bir özelliği bulunmayan bir terör örgütüyle hangi konularda pazarlığa oturacak?

Daha da önemlisi şu: Bir pazarlığın tarafı olma hakkını nerden alıyorsunuz?

Devlet, evet, çözüm süreci çerçevesinde, HDP'li ulaklar aracılığıyla Kandil'le İmralı arasındaki mesajlaşmalara (bir diğer ifadeyle haberleşmelere) göz yumdu; daha doğrusu, bu haberleşme trafiğine izin verdi. İmralı'daki "önderliğinizin" verdiği söz uyarınca önce sınır dışına çekilecektiniz (göz boyama niteliğindeki kısmi çekilmeyi 31 Mayıs'ta durdurdunuz, Gezi rezilliği başlayınca militanlarınızı geri çağırdınız), sonra "silah bırakma kongresi" toplayacaktınız ve silahlarınızı gömecektiniz.

Dolmabahçe'de bir mutabakat metni hazırlandı, bir yol haritası çizildi. Tarih 28 Şubat 2015...

Sonra ne mi oldu?

Hatırlayalım:

Mutabakat metni canlı yayında okunur okunmaz, önce, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ses verdi: "Bu mutabakat Kürtlerin meselesini çözmez."

Metnin (yani deklarasyonun) altıncı maddesine "Çözüm sürecinde demokrasi güvenlik ilişkisinin, kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması" ibaresi yer alıyordu. Buna itiraz ediyordu Demirtaş. Kamu düzenini devlet değil, YDGH militanları sağlarmış...

İkinci açıklama Mustafa Karasu'dan geldi: "PKK kongre yapıp silah bırakma kararı alacaktır biçimindeki yaklaşımlar tamamen demagojidir..." Aynı Mustafa Karasu ertesi gün, yani 1 Mart 2015 tarihinde KCK adına bir açıklama daha yaptı, bir gün önceki beyanatını detaylandırdı: "Hiç kimsenin PKK adına silah bırakmasından, PKK'nın kongre yapıp silah bırakma kararı alacağından söz etmesi mümkün değildir. Hiç kimsenin üzerinde böyle bir vazife yoktur!" (Bu Türkçe yanlışlarıyla dolu ifadede muhatap, Dolmabahçe'ye giden HDP heyetiydi. Karasu, "Kime sordunuz da, bir metnin altına imza atıyorsunuz?" diye adamlarına bozuk çalıyordu.)

Üçüncü açıklama KCK Eş Başkanı Cemil Bayık'tan geldi (ki, Dolmabahçe mutabakatından hemen sonra söz almıştı): "PKK silah bırakacak açıklamaları seçim propagandasıdır. Silahların bırakılması, ancak önder Öcalan'ın bizzat katılacağı bir kongrede karara bağlanabilir. Yani PKK bu kararı Öcalan serbest kalmadan açıklamayacak. Bu adımlar atılmadan hareketimize, halka, Türkiye demokrasi güçlerine güven vermeden kongrenin toplanması, kongrenin onların belirttiği gibi kararlar alması düşünülemez."

Derken, huzurlarınızda Bese Hozat... "Devrimci halk savaşı başlamıştır" diyerek, zımni ateşkes sürecinin bozulduğunu ilan eden Bese Hozat da şöyle diyordu: "HDP'den bazı kişilerin AKP'nin oyununa gelerek silah bıraktırma adresi olarak Önder Apo'yu göstermeleri büyük bir yanlıştır. Bu, AKP'ye, 'Önder Apo'ya baskı uygula' demekle eşdeğer bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım ne niyetle yapılırsa yapılsın son derece apolitik, yanlış bir yaklaşımdır ve asla kabul edilemez."

Başa dönüp soralım:

Ne müzakeresi?

Devlet, hasbelkader kurulmuş masayı devirip kaçan, zımni ateşkes sürecini "savaş hazırlığı" yaparak geçiren terör örgütüyle neyi müzakere edecek?
Hadi işinize!

Terör örgütü lideri Murat Karayılan'ın Nevruz mesajından bir bölüm aktarıyorum: "Dolmabahçe anlaşması çerçevesinde müzakerelerin başlamasına, hareket olarak hazır olduğumuzu belirtiyoruz. Eğer Tayyip Erdoğan ve AKP bu katliamcı, ırkçı tavrından geri adım atarsa, Newroz yeni bir atılım ve çözümün gelişmesine vesile olabilir."

Bu güya "iyi niyet" (!) bildiren açıklamaya verilebilecek en iyi cevap şu bence: "Hadi oradan!"

İkinci olarak da şunu söylemek lazım:

Bu ülkede 10 yıl öncesine kadar "Newroz" bile diyemiyordunuz. "Katliamcı, ırkçı" diye suçladığınız Erdoğan sayesinde hem istediğiniz neşriyatı yapabiliyorsunuz, hem de gerçekten "ırkçı ve katliamcı" yöneticilerin açtığı yaraları tamir edebiliyorsunuz. Hem de elde ettiğiniz sınırsız özgürlük sayesinde her melaneti sergileyebiliyorsunuz... Bu ülkede, dağ kadrosundan Mustafa Karasu ve Bese Hozat'a sütun açan gazeteler var... Ebubekir El-Bağdadi'nin Fransa'da yayımlanan DAEŞ gazetesinde köşe yazarlığı yapması gibi bir şey...

Üçüncüsü şu:

Ne müzakeresi?

Devlet, hangi sorunu sizinle çözecek?

Dahası, çocuk öldürmekten ve şehirleri patlatmaktan başka bir özelliği bulunmayan bir terör örgütüyle hangi konularda pazarlığa oturacak?

Daha da önemlisi şu: Bir pazarlığın tarafı olma hakkını nerden alıyorsunuz?

Devlet, evet, çözüm süreci çerçevesinde, HDP'li ulaklar aracılığıyla Kandil'le İmralı arasındaki mesajlaşmalara (bir diğer ifadeyle haberleşmelere) göz yumdu; daha doğrusu, bu haberleşme trafiğine izin verdi. İmralı'daki "önderliğinizin" verdiği söz uyarınca önce sınır dışına çekilecektiniz (göz boyama niteliğindeki kısmi çekilmeyi 31 Mayıs'ta durdurdunuz, Gezi rezilliği başlayınca militanlarınızı geri çağırdınız), sonra "silah bırakma kongresi" toplayacaktınız ve silahlarınızı gömecektiniz.

Dolmabahçe'de bir mutabakat metni hazırlandı, bir yol haritası çizildi. Tarih 28 Şubat 2015...

Sonra ne mi oldu?

Hatırlayalım:

Mutabakat metni canlı yayında okunur okunmaz, önce, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş ses verdi: "Bu mutabakat Kürtlerin meselesini çözmez."

Metnin (yani deklarasyonun) altıncı maddesine "Çözüm sürecinde demokrasi güvenlik ilişkisinin, kamu düzenini ve özgürlükleri koruyacak şekilde ele alınması" ibaresi yer alıyordu. Buna itiraz ediyordu Demirtaş. Kamu düzenini devlet değil, YDGH militanları sağlarmış...

İkinci açıklama Mustafa Karasu'dan geldi: "PKK kongre yapıp silah bırakma kararı alacaktır biçimindeki yaklaşımlar tamamen demagojidir..." Aynı Mustafa Karasu ertesi gün, yani 1 Mart 2015 tarihinde KCK adına bir açıklama daha yaptı, bir gün önceki beyanatını detaylandırdı: "Hiç kimsenin PKK adına silah bırakmasından, PKK'nın kongre yapıp silah bırakma kararı alacağından söz etmesi mümkün değildir. Hiç kimsenin üzerinde böyle bir vazife yoktur!" (Bu Türkçe yanlışlarıyla dolu ifadede muhatap, Dolmabahçe'ye giden HDP heyetiydi. Karasu, "Kime sordunuz da, bir metnin altına imza atıyorsunuz?" diye adamlarına bozuk çalıyordu.)

Üçüncü açıklama KCK Eş Başkanı Cemil Bayık'tan geldi (ki, Dolmabahçe mutabakatından hemen sonra söz almıştı): "PKK silah bırakacak açıklamaları seçim propagandasıdır. Silahların bırakılması, ancak önder Öcalan'ın bizzat katılacağı bir kongrede karara bağlanabilir. Yani PKK bu kararı Öcalan serbest kalmadan açıklamayacak. Bu adımlar atılmadan hareketimize, halka, Türkiye demokrasi güçlerine güven vermeden kongrenin toplanması, kongrenin onların belirttiği gibi kararlar alması düşünülemez."

Derken, huzurlarınızda Bese Hozat... "Devrimci halk savaşı başlamıştır" diyerek, zımni ateşkes sürecinin bozulduğunu ilan eden Bese Hozat da şöyle diyordu: "HDP'den bazı kişilerin AKP'nin oyununa gelerek silah bıraktırma adresi olarak Önder Apo'yu göstermeleri büyük bir yanlıştır. Bu, AKP'ye, 'Önder Apo'ya baskı uygula' demekle eşdeğer bir yaklaşımdır. Bu yaklaşım ne niyetle yapılırsa yapılsın son derece apolitik, yanlış bir yaklaşımdır ve asla kabul edilemez."

Başa dönüp soralım:

Ne müzakeresi?

Devlet, hasbelkader kurulmuş masayı devirip kaçan, zımni ateşkes sürecini "savaş hazırlığı" yaparak geçiren terör örgütüyle neyi müzakere edecek?
Hadi işinize!