Pelikan dosyasında adımı görünce...

Pelikan dosyasında adımı görünce...
04 Mayıs 2016, 11:27

Fitneden banane

Melih Altınok/SABAH

Pazar gününden beri ortalıkta açıkça konuşulmayan ama herkesin çok yakından takip ettiği bir tartışma var. Evet, Pelikan dosyasından bahsediyorum. Günlerdir hakkında manşetler atılıyor, yazılar yazılıyor, Twitter adeta yıkılıyor. Öyle ki bu isimsiz metin tüm gazetelerden daha fazla okunmuş.
Yazıyı ben de okudum. Sizin de bildiğiniz gibi içinde bugüne değin duymadığımız, konuşulmayan, bilinmeyen yeni bir şey yok. Bazı olaylar ayrıntılandırılmış o kadar.
Ancak yine de okurlarım, seyircilerim ısrarla soruyorlar, çünkü Pelikan Dosyası'nda benim de adım geçiyor. Hem de niçin biliyor musunuz? Söyleyeyim, ben de zaman zaman Başbakan'ın icraatlarını eleştiriyormuşum!
Aman Tanrım!!! Güler misin ağlar mısın?
Evet, ben gülüyorum. Bu metin internette yayılmaya başlayınca ortalığa fırlayıp "Bazıları seçilmiş başbakanı devirmeye çalışıyor. Hem de yüzde 49 ile seçilmiş bir başbakanı..." şeklinde twitler atan Nuh Gönültaş gibi Cemaatçilere ve bir anda başımıza "Hocacı" kesilen Eren Erdem tipi CHP'lilere ise daha çok gülüyorum.
Ben ne "onlar" gibi ne "hocacıyım" ne de "Ak Partiliyim." Sadece gazeteciyim. Bu yüzden de tüm siyasi partileri ve genel başkanlarını eleştirdiğim gibi Sayın Başbakan'ı da icraatlarından ötürü zaman zaman eleştiriyorum. Tıpkı TV ekranlarında röportaj da yaptığım Başbakan'ın ve kabinesinin politikalarını kimi zaman desteklediğim gibi...
Ama anlaşılan o ki tek taraflı olmam gerekiyormuş. Olamam! Kimse kusura bakmasın.
Sanırım yeterince açık oldu.

***

FİTNEDEN BANA NE

Evet, siyaset yazarlarının, yorumcularının tartıştığı konular çoğu zaman siyasileri rahatsız ediyor olabilir. Onlar da bu gibi nahoş tartışma konuları gündeme gelince "fitne" kavramını sıkça dillendiriyorlar. Doğaldır, açık bir misyonları, davaları var. Yani ortada absürt bir durum yok.
Ancak bu "fitne" kavramının mesleği gazetecilik olanların ağzına hiç yakışmadığını söyleyeyim. Biz gazeteciyiz. İşimiz gördüklerimizi, bildiklerimizi, duyduklarımızı yazmak. Kaygılarımızsa sadece doğruyu yanlışı gözetmek, ulusal güvenliği ve insanların canını tehlikeye atmamak, demokrasiyi, sivil siyaseti ve barışı desteklemek olabilir.

***

NÂZIM'I YALNIZCA BİZ KULLANABİLİRİZ!

Türkiye'nin Komünist Partisi yayınladığı bir bildiriyle, Opel reklamında Nâzım Hikmet'in "Güzel günler göreceğiz çocuklar/ motorları maviliklere süreceğiz" dizelerinin "dizel günler göreceğiz" şeklinde değiştirilmesini sert şekilde protesto etmiş.
Gezi günlerindeki cinsiyetçi, seksist küfürleri bile "x kuşağının yaratıcılığı" olarak yere göğe sığdırmayanların, siyasilerin boynuna ip geçirildiği karikatürleri normal bulup "mizaha tahammül kalmadı" diye yakınanların ne küfür ne de hakaret içeren bir espri karşısında küplere binmeleri hakikaten komik.
Şu tehditkâr dile bakar mısınız: "Çok kesin olarak uyarıyoruz. O reklamlar derhal kaldırılacak. Şairden, varlığını, emeğini, aklını ve yaşamını adadığı işçi sınıfından ve dünya halklarından, tüm varlığı ile parçası olduğu komünist hareketten özür dilenecek!"
Bakalım Opel firması, Nâzım'ın adını yıllardır tepe tepe kullananların bu tehditleri karşısında otomobillerini olmasa da meşhur olan yaratıcı reklamını geri çağıracak mı?
Büyük şair yaşasa adını koyu bir taassuba alet edenlerle nasıl kafa bulurdu, bir düşünsenize.