Boya firmasının siyasal söyleve dönüşen 'Kadınlar Günü' reklamına sert eleştri

Boya firmasının siyasal söyleve dönüşen 'Kadınlar Günü' reklamına sert eleştri
10 Mart 2017, 17:46

Akit Gazetesi yazarlarından Ali Osman Aydın'ın köşesinde belirttiği gibi sözde kadınların çalışma koşullarını eleştiren reklam filminde, anlatılmak istenenin aksine derin iktidarın klişe argümanları ve iktidarla muhalefet arasındaki tüm aktüel tartışmalara yer verilmiş.

İşte Ali Osman Aydın'ın köşesinde yayınladığı yazısı :

Yine ve daima kadın !

8 Mart dolayısıyla bir boya firması tarafından yaptırılan reklam filmini görenleriniz vardır. 7 Mart'ta yayımlanan filmden Yılmaz Özdil vasıtasıyla haberdar olunca, Özdil'in kefaletinden yola çıkarak kim bilir nasıl bir nutuk atılmıştır diye düşünmeden edemedim. Filmi görünce hiç yanılmadığımı anladım. Film sanıldığı gibi kadınların çalışma koşullarıyla ilgili doğrudan bir şey söylemiyor. Aksine o güzelim Anadolu fonunda adeta bir siyasal söyleve dönüşüyor.

"Burası Türkiye, özgürüz biz!" diyerek parolayı deşifre ediyor tarlada çalışan bir kadın…

Anadolu tarzı baş bağlayan diğeri "Kadın, evde mahpus mu duracak?" diyor…

Biri kantarın topuzunu kaçırıp "Kadın olmadı mı Dünya'da hayat olmaz." bile diyor filmde.

Efendim, derin iktidarın klişe argümanları ve iktidarla muhalefet arasındaki tüm aktüel tartışmalara filmde yer verilmiş.

Ne yok ki!

"Çalışın, kendi paranızı kendiniz kazanın, kimseye muhtaç olmayın…"

"Kız çocuklarını okutmak istemiyorlar!"

"Çalışmamı, her şeyi, Atatürk'e borçluyum"

"Hamileler sokakta dolaşmayacaksa, erkekler de sokakta dolaşmasınlar…"

"Gülmesin mi? Tabii ki gülecek Kadın." a kadar hatırı sayılır siyasi göndermelerle dolu film.

Reklam filmi değil siyasal tartışmalar almanağı sanki…

Gözde Akpınar'ın hazırlattığı reklam filmi "memleketi yüreğinden yakalayıp, yüreklendirmiş" Sözcü yazarı Yılmaz Özdil'e göre.

Hatta filme sosyal medyada yorum yapanlar öyle "yüreklenmişler" ki film tutuculuğa(!) karşı hışma ve erkeklere dönük örtük bir hiddete vesile olmuş.

ORTAOKUL KİTAPLARINDAN FIRLAMIŞ SIĞ BİR DÜNYA

Öyledir zaten. Türkiye'de "kadın" konusu öyle bir değnektir ki onunla dilediğinizi dilediğiniz gibi dövmeniz mümkündür.

Gerçi dayak yiyen taraf her zaman bellidir ama geçelim…

Nitekim bu yüzden tam da referandum öncesi Anadolu kadınları ve aynı söyleme sahip erkekler üzerinden kadim "kadın" tartışmasına atıfla basit ama hararetli bir propagandaya girişmişler.

Propagandanın temasını belirleyen kavramlar ise çok bildik. Kadın giyimi, kadının çalışması, yaşam tarzı, küçük yaşta evlilik, kadının seçme seçilme hakkı vs…

Bu topraklarda imalı bir şekilde "kadın" dendi mi aynı cümle; özgürlük, modern yaşam, taassup, Avrupa medeniyeti, eşitlik, erkek egemen gibi kavramlarla uzar gider.

Tam anlamıyla Ortaokul sosyal bilgiler kitaplarından fırlamış sığ bir dünya görüşü…

Bizim süper çağdaşlar(!) ne zaman kadın konusuna el atsalar arkasından sağlam bir kötek beklemek gerek.

Çünkü "kadın" konusu, fitili 1908'lerde ateşlense de özellikle Kemalist modernleşme projesinin geleneksel değerlerle savaştığı bir arena olagelmiştir.

"Osmanlı kadını"nın karşısına "Anadolu kadını"nı çıkarmıştır bu proje.

Batı tipi modernleşmemiz; peçe, ferace ve cumbalarla çevrili kadını çapa yapan, yün eğiren, yaşmaklı kadınla yenmeye çalışmıştır ilkin.

Ardından kapsamlı bir tecdit hareketiyle kadının dünyayı tanıması ve erkekle müsavi sosyal vazifelerini görebilmesi için Batılı hemcinslerine alabildiğine benzemesi gerektiği dayatılmıştır.

Her ne kadar kadının ilk kez siyasal varlık göstermesi 50'leri bulsa ve Batılılaşma girişimleri 70' lere dek hatırı sayılır bir sonuç vermese de dönemin yönetici elitleri bu yeni kadın prototipini yaygınlaştırmak için azami gayret göstermişlerdir.

Falih Rıfkı söz konusu reformlarla ilgili hatıratında: "Kadını kurtaracaktı. Kurtarmak için önce açmalı idi. Haremi yıkmalı idi. İlk yapılan işlemlerden biri İstanbul tramvayları ile vapurlardaki perdelerin kaldırılması olmuştur." der.

Uygulamaya karşı ilk çığlık Halide Edip' ten gelmiştir: "Bizim peçelerimize, perdelerimize ne karışıyorsunuz?"

KADIN YALNIZCA BİR ARAÇ OLARAK MI KULLANILDI

Bütün bu yenişmeler aslında salt kadın haklarından dolayı değil, hele Anadolu kadınını hak ettiği hayat şartlarına kavuşturmak için hiç değil, sadece ve sadece Türk modernleşmesine hizmet amacıyla gerçekleştirilmiştir.

Çünkü bir süre sonra "Anadolu kadını" kimliği de rahatsızlık uyandırmış Salahaddin Asım'ın deyimiyle o "erkeğinin kölesi" çocuklarının "lalası veya bir inek gibi emziricisi" denilerek aşağılanmıştır. Ardından Anadolu kadını, yaşmağından sıyrılıp tarlasından koparılarak ışıklı balo salonlarına bir haz nesnesi olarak cemiyet hayatının tam merkezine transfer olmuştur.

REFORMLARIN ÇIKTISI, İŞTE BENİM STİLİM!

Tüm bu reformların arkasındaki büyük hedef Türk insanını yaşadığı gayrı medeni(!) hayat şartlarından kopararak kılığıyla, eğlencesiyle, kadın-erkek ilişkileriyle referansı olan Batı insanına dönüştürmeye çalışmaktır.

Bakmayın reklam filminde başörtülü, çapalı, kürekli Anadolu kadınını konuşturduklarına, bu projenin nihai amacı Türk kadınından bir adet "İşte Benim Stilim" yarışmacısıüretmektir…

Cesur ve Güzel, Kara Para Aşk gibi dizilerden tanıdığınız Ece Yörenç, Melek Gençoğlu, Eylem Canpolat, Sema Ergenekon gibi senaristlerin ürettiği eğitimli, statü sahibi ancak edilgen kadın karakterler üretmektir.

Bu karakterleri canlandıran modern görünümlü ve sanat için her şeyi yapabilecek(!) o kadın oyunculardan üretmektir.

Ve üretilen bu karakterleri sorgulamadan her gün hanesine misafir eden, izleyen, izlettiren, benimseyen, içselleştiren ve onlara öykünen izleyici yığınları üretmektir…

Bütün yaygaralarının, Osmanlı düşmanlıklarının; gelenek karşıtlıklarının; Avrupa, Avrupa diyerek attıkları nutukların nedeni budur.

Zira Avrupa'dan kasıtları Bergson, Bach, Hugo değil elbette; "Aşkı Memnu" gibi çapraz ilişkilerin hanesi Batı tipi bir ev, "İşte Benim Stilim" in çerçevelediği bir zevk, Survivor benzeri kaotik ve üryan bir cemiyettir…

BİZE ULAŞIN