Uluslararası Toprak Yılı’nda Toprak Atlası

Uluslararası Toprak Yılı’nda Toprak Atlası
30 Ekim 2015, 09:08

Heinrich Böll Vakfı tarafından hazırlanan Toprak Atlası’na internetten ücretsiz olarak ulaşmak mümkün.

2015 yılı Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Toprak Yılı ilan edildi. Üzerinde yaşadığımız toprağın bize verdiklerinin bilincinde değiliz. Çoğu zaman toprağı sadece kıra ait bir öğe olarak tanımlamaktan fazla bir şey yapamıyoruz. Toprak sadece gıda sağlanan bir alan olmaktan öte çevre, kalkınma, madencilik ve toplumsal cinsiyet gibi başlıkların da konusu. Toprak Atlası'nın proje koordinatörü Yonca Verdioğlu'yla konuştuk.

İPEK AHU SOMAY

-Toprak neyi sağlar?
- Toprak Atlası bağlamında, toprağın bizim hayatımızı sürdürebilmemiz için ne kadar temel bir varlık olduğu gösteriliyor. Hayatta kalabilmemiz, beslenmemiz, yaşayabilmemiz için sağlıklı, adil dağıtılmış toprağa ihtiyacımız var. Toprak Atlası'yla da toprağı aslında ne kadar az önemsediğimiz, hayatımıza bu şekilde devam ettiğimiz anlatılıyor. Toprak, arazi ve tarlalara dair olgular ve rakamsal veriler yer alıyor.

-Topraktaki kayıplar ne şekilde gelişti?
-Toprağın yanlış kullanımına dair pek çok bilgi alıyoruz. Yeryüzünde, toprağa zarar veren üç tane ana faaliyet var: Tarımsal faaliyetler, endüstriyel faaliyetler ve madencilik. Tarımsal faaliyet derken tarımsal faaliyetin kendisi değil, yapılış şeklinden bahsediyoruz. Gübre kullanımı, kimyasal ve endüstriyel tarım gibi. Sanayileşme, kentleşme de çok önemli, Karadeniz'deki örnekte gördüğümüz gibi. Suyun toprakla buluşması engellenirse felaketlerle karşı karşıya kalınıyor. Ve madencilik… Aslında madencilik dünya üzerinde çok daha az bir alanda yapılıyor, ama çevresel tahribata, sosyal çatışmalara neden olabiliyor.

-Tarımsal faaliyetlerin toprağa verdiği zararlardan bahseder misiniz?
-Dünyada ve Türkiye'de hepimiz toprağı bitmez tükenmez bir kaynak olarak görüyoruz. Ayağımızın altında olduğunu bilerek korumamız gerektiğine dair gelişmiş bir bilincimiz yok. Akşam yemeğimizi yerken, tabağımıza baktığımızda, o yemeğin tabağımıza gelene kadar nelere mal olduğunu, ne kadar miktarda toprağı kirlettiğini ya da yok ettiğini düşünmüyoruz. Beslenme açısından sağlıklı gıdaların üretilmesi için sağlıklı toprağa ihtiyacımız var. Tarımsal faaliyetlere baktığımızda, çok fazla verim elde etmek üzere kullanılan tohumdan gübreye kadar uzanan farklı etmenler var. Gübre kullanımında gübrenin içindeki kurşun ve ağır metaller doğrudan toprağa geçiyor ve yeraltı sularına karışıyor. Bu durumun temizlenmesi mümkün olmuyor. Toprağı korumak ve temiz tutmak sağlığımız için birinci dereceden önemli. Toprağı korumaktan bahsederken yeryüzündeki canlılardan da bahsetmiş oluyoruz. Canlıların üçte ikisi toprağın içinde yaşıyor, toprağın gübrelerle zarar görmesi onların yaşamını doğrudan etkiliyor. Toprak Atlası'nda bu konuyla ilgili grafikler yer alıyor. Bir torba gübre için kaç torba tahıl gerekiyor? gibi.

- Günümüzde kır kökenli olmayan, şehirli kişilerde de tarıma ve tarımsal faaliyetlere bir ilgi artışını görüyoruz. Bu durumun sebepleri ne olabilir?
- Geleneksel tarım yöntemleri son derece kıymetli yöntemler. Ve özellikle kadınların tarımdan çekilmesiyle birlikte kaybettiğimiz bilgiler var. Bu konu literatürde bilge tarım olarak da geçiyor. Kimyasal ilaçların tarımda çok yoğun kullanılmasından doğan bir kontrolsüzlük var. Bu kontrolsüzlük küçük çiftçiliğe merakı artırdı. Bu konu bizim de yoğun, endüstriyel tarıma karşı savunduğumuz politik bir hat.

-Tarımda kadınların görünmez olduğu söyleniyor. Bu alanda çalışan kadınlara hangi roller düşüyor?
-Tarımda sanayileşmeyle birlikte kadınlar eve geri çekiliyor, bir kopuş oluyor. Ancak küçük aile çiftçiliğinde, özellikle hayvancılıkta, esas emek yine kadınlar tarafından veriliyor. Tohum-takas şenliklerinde gördüğümüz gibi tohum meselesinde de bilgi kadınlardadır. Burada önemli olan konu, atlasta da bu konuyla ilgili bir makale yazan Ayşe Çavdar'ın vurguladığı gibi, mülkiyet meselesi. Toplumsal cinsiyet bağlamında toprakların dağılımında son derece eşitsiz bir görünüm var. Kadının toprağa sahip olmasıyla ilgili ciddi sıkıntılar görülüyor.



-2015 yılı Birleşmiş Milletler tarafından Uluslararası Toprak Yılı olarak tanımlanıyor.
-Atlasla birlikte dikkat çekmeye çalıştık. Dünya üzerindeki canlıların üçte ikisi toprağın içinde yaşıyor. Aynı zamanda bu yıl Birleşmiş Milletler Çölleşmeyle Mücadele Sözleşmesi taraflarının toplantısı Ankara'da gerçekleşiyor. Son derece önemli bir toplantı. Akabinde Aralık ayında İklim Değişikliği Sözleşmesi'nin toplantısı düzenlenecek. Toprak konusu uluslararası sözleşmelerde en az yer alan konu.

- Toprak Atlası kaç bölümden, hangi başlıklardan oluşuyor?
- Toplam 82 sayfalık bir atlas. İçerisinde 80'e yakın grafik kullanıldı. Toprak Atlası Et Atlası'nda olduğu gibi ana bölümlerden oluşmuyor. Yine de; toprak neyi çağrıştırıyor? toprağın üzerinde ve altında gerçekleşen ve toprağa zarar veren olgularla makalelerin yer aldığı bir bölüm var. Bunun dışında toprak gaspına dair bilgiler mevcut. Daha sonra ise, biraz kente dair, onarıcı tarım gibi tarıma dair neler yapılabilir?'den, uluslararası dayanışma anlamında La Via Campesina'dan bahseden bölümler hazırlandı. Toplam 32 tane makalenin 9 tanesi Türkiye'den. Toprak Atlası'nı vakfın web sayfasına bir dosya olarak ekledik. Pdf olarak herkes indirebiliyor. Özellikle bu formatta, grafiklerle, verilerle hazırlıyoruz, bu yöntem oldukça fazla veri sağlıyor. Çok teknik bir konu gibi ele almadan pratik bilgiler vermek kalıcı oluyor. Daha önce Et Atlası'nda da bu şekilde çalışmıştık.



-Gündelik hayatta nelere dikkat ederek toprak mücadelesine katkıda bulanabiliriz?
- Bugün ortalama bir Avrupalının gıda dahil olmak üzere tükettiği ürünlerin karşılanması için 1.3 hektar yani iki futbol sahası büyüklüğünde alana ihtiyaç duyuluyor. Sadece bu örnek bile toprak meselesinin dünyada ne kadar adaletsiz dağıtıldığını gösteriyor ve Avrupalı tüketicilere ciddi anlamda bir eleştiri getiriyor. Avrupa'nın tarım politikalarının aslında son derece çekinik olduğunu, çok ufak değişiklikler yapıldığını görüyoruz. Toprak meselesi küresel anlamda bir mücadele gerektiriyor, ama biz haftalık alışverişimizi yaparken, tüketirken de dikkatli olabiliriz. Türkiye'de bu konularda çalışan birçok sivil toplum aktörü var. Bir marulu market zincirlerinden almak yerine, köylerden, pazarlardan alabiliriz. İstanbul'da üreticiden satın alabileceğimiz iki tane organik pazar kuruluyor, biri Şişli'de, diğeri Kartal'da. Ayrıca tüketici kooperatifleri, mahalle örgütlenmeleri var, bunların hepsi çok önemli. Suriyeli boğulan çocuğa dair haberi hepimiz gördük. Ona bakarken, tabağımızdan başlayan zincirin Suriye'deki yoksulluğa neden olabildiğini bir şekilde hepimizin düşünmesi gerekiyor.