75 duraklık otobüs yolculuğu

75 duraklık otobüs yolculuğu
05 Haziran 2016, 12:08

500T İstanbul’un en uzun mesafeli otobüs hatlarından. Efsanevi hat İstanbul’un bir ucundan diğer ucuna yaklaşık 65 kilometre kat ediyor her gün. 75 duraklık yolculuk boyunca sayısız yolcuyu ağırlayan otobüste bir gün geçirip şoför ve yolcuların dertlerine kulak verdik

Elimizde Akbil, Cevizlibağ'da bir otobüs durağında oturuyoruz. Saat 07.00. Kulaklığımı takıp bir şarkı açıyorum. Mirkelam'ın sesi sabahın sessizliğini bozuyor: "Yollar yollar beklediğim/Yollar yollar içimden geçer/Yollar yollar terkettiğin/ Yollar yollar asfalt kader." Foto muhabiri arkadaşım Metin Arabacı ile birkaç dakika içindeİstanbul'un efsane şehir hatları otobüsü 500 T'ye bineceğiz. Tuzla Şifa Mahallesi ile Cevizlibağ arasında gidip gelen bu hat, kentin adı konmamış ilk metrobüsü. 500T'nin filosunda 100 otobüs ve yaklaşık 200 şoför var. 25'i Cevizlibağ'dan çıkıyor. 75'i Şifa'dan... 1994'ten beri faaliyet gösteren 500T'ler her beş dakikada bir kalkıyor. Şoförler bir günde üç kez git-gel yapıyor. İstanbul'un en başarılı hatlarından biri olmasının bir sebebi de bu; 500T, sizi asla bekletmiyor. İlk araba 4.00'te Tuzla'dan çıkıyor, 5.00 gibi Cevizlibağ'da oluyor. En son araba 23.30'da yine Tuzla'dan kalkıyor. Biz de saat 07.30'da araçlardan birine biniyoruz. Bu rota için çift bilet gerekli; yani, ilk duraktan son durağa fiyat 5 TL.

ESKİDEN KORSANDI
Şoförümüz 22 yıldır yani ilk günden beri bu hat üzerinde gidip gelen Abdülhalil Gül (53). Önceden nakliyecilik yapan Gül, evli ve yedi çocuk babası. Tuzla'da oturuyor ama yatağı her daim otobüste, koltuğunun hemen arkasında. Erken saatte Cevizlibağ'dan çıkış yapacağı zamanlarda seriyor yatağını yere, otobüste yatıyor. Gül otobüsün korsan olarak çalıştığı günleri hatırlıyor: "İhaleye verilmiş ilk hat 500T. Önce korsandı. Polis durdurur tüm yolcuyu indirirdi. 375 araba çalışırdı. Hat üç biletliydi." Geçen sene güzergahı değişen hatta 75 durak var. Yol ortalama 2 buçuk saat sürüyor. Tabii istisna durumlar olabiliyor. Abdülhalil Gül'ün rekoru 2008'de yoğun bir kar yağışı olduğunda 5 buçuk saat süren bir yolculuk. Selamlaşanlar var otobüse binerken. Her gün aynı durakta binip inen yolcular artık ahbap olmuş sayılır. İlk durakta nisbeten boş olan otobüste iki genç kızın yanına geçip oturuyorum. Pınar Kocakavuk (19) ve Deniz Uluğ (20) Medipol Üniversitesi'nde Tıbbi Dokümantasyon ve Sekreterlik okuyor. Onlar otobüslerin kalabalık ve eski olmasından şikayet ediyor: "Otobüsler eski. Özellikle sabah saatlerinde çok kalabalık oluyor. Genellikle 40 yaş üstü biniyor. Bir de iki biletle binildiği için aylık yapmayan 500T ile gidemez." Otobüs Nurtepe'den sonra kalabalıklaşıyor. Köprü trafiği de bastırınca otobüsün özellikle Ekşi Sözlük'teki namını nasıl elde ettiğini yavaş yavaş anlıyoruz. Fakat kısa zaman sonra, trafiği aşıp Boğaz Köprüsü'ne ulaşıyoruz. Ve o an belki de dünyanın en güzel manzaralı otobüsü oluyor 500T. Yolcuların çoğu Boğaziçi'nin nefes kesen görünüşünden bihaber, hayat gailesi içinde fakat manzara başta biz olmak üzere kimi dikkatli gözlerden kaçmıyor.

AKTARMA PAHALI
Hafta içi ve hafta sonu kalabalığın çehresi değişiyor. Pazartesi-cuma arası işe giderken kullanılan hattı, tatil günlerinde gezmeye ya da piknik yapmaya giden aileler tercih ediyor. Ne olursa olsun değişmeyen tek şey hattın kalabalığı. Yanıma güvenlik görevlisi Eyüp Üstünok (55) oturuyor. Malatyalı Üstünok beş sene önce şeker fabrikasından emekli olup İstanbul'a taşınmış. Pendik'te şirketin lojmanında oturuyor. İstanbul'a ilk geldiği gün 500T'ye binmiş, o günden beri yani beş senedir bu hattı kullanıyor. Her gün Seyrantepe'de biniyor Pendik'te iniyor. Yol ortama 2 saat sürüyor. Otobüsün kalabalık olmasından da şikayetçi. Peki ama buna rağmen neden hâlâ 500T'yi tercih ediyor? Yorgun gözlerle anlatıyor Üstünok: "Metro yerine tercih ediyorum çünkü merdiven inip çıkmak zor geliyor. Üç gece, iki gündüz çalışıyorum. Otobüs her daim çok kalabalık ama avantajı çok sık sefer olması. Bir de aktarma yapmaya bütçe dayanmaz. Böyle düz ayak binip, indi bindi olmadan, iki biletle gidiyorum." Yoğun trafikte ağır ağır ilerleyen otobüsün içi Kavacık'ta sabah hazırlığını yapıp işe gitmek üzere yola çıkan gençlerle doluyor. Ağır bir parfüm kokusu sigara kokusuna karışıyor. Bir de az önce alınan simitten yayılan susam kokusu... Yol uzun, yer bulup oturabilenler piyango çıkmış gibi sevinçli. Kitap okuyan tek bir kişi var otobüste. Geri kalan ya kafasını cep telefonuna gömmüş ya da uyuyor. Gençlerin çoğu kulaklık takmış. Kalabalığın yarattığı iç sıkıntısıyla müzikle savaşıyor. Tabii etrafa bazılarını rahatsız eden bir gürültü yayarak. Ayakta kalanların ise en önemli gayesi düşmeden, sağ salim inecekleri durağa varabilmek. İki saat 15 dakikanın sonunda Şifa'da 'Son durak!' ikazıyla 500T'yle vedalaşıyoruz. Saat 09.45. 500T'ler park halinde duruyor. Şoförümüz bizi dinlendikleri yere götürüyor, birer ezogelin çorbası söyleyip sohbete koyuluyoruz. Abdülhalil Gül'ün şikayeti giderek artan trafik. Bunu aşmak için emniyet şeridini ihlal ettiklerini ve umutlarının üçüncü köprü olduğunu anlatıyor:

CEZA YİYOR AMA VAZGEÇMİYORLAR
"Farkımız hızımız ve dakikliğimiz. Emniyet şeridi kullandığımız için hızlıyız. Hattımız dakika şaşmaz. Zaten beş dakika geciksek nerede kaldın diye sitem eden çok olur. 500T yolcusu durakta beklemeye değil otobüste balık istifine alışık. EDS'ye yakalanıp epeyce trafik cezası yiyoruz ama kuralları ihlal etmek zorundayız. Aylık ortalama 500 TL ceza öderiz. Levent'te inenler mağdur olmasın diye altı sene önce T ve L ayrımı yaptık. Bu otobüse herkes biner. Yaşlılardan yana biraz dertliyiz. Bedava olduğu için kalabalık olup olmadığına bakmadan yola dökülüyorlar. Gençler de yer vermeyince tatsızlıklar yaşanıyor. Trafik biraz rahatlarsa herkes daha rahat yolculuk edecek. Umudumuz üçüncü köprünün açılması." Sohbet bitince sıra dönüş yolculuğuna geliyor. Son duraktan başa dönmek üzere yeni bir 500T'ye biniyoruz. Ancak dönüş otobüsü, gelişten daha boş. Pazardan aldığı civcivleri karşıda oturan kızının evine götüren Halil Acar tüm otobüsün ilgi odağı oluyor. Zaman geçiyor, biz de artık otobüsü sahipleniyor, yolcu gibi hissetmeye başlıyoruz Metin'le. O yanındaki yolcuyla sohbete dalıyor. Ben kulaklığımı takıp, tüm hengame başlamadan dinlediğim şarkıya geri dönüyorum: "Bu yollardaki geçen çizgiler/Gidilen yeri bize gösterir/Şu alnımda duran çizgiler/Akılsız başa ceza kestirir."