Oruç büyük bir imanın işaretidir

Oruç büyük bir imanın işaretidir
05 Haziran 2016, 16:43

Bu gece milyonlarca müslüman sahura kalkacak ve Ramazan’ın ilk orucu için niyet edecek. Biz de Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu ile buluştuk ve oruçlu olmanın gerçek anlamı ile Peygamberimizin bu ayı nasıl geçirdiğini konuştuk. Her kesim tarafından ‘Ailemizin hocası’ olarak görülen Hatipoğlu bize aile hayatı, çocukları ve eşinin kendisine desteği ile bilinmeyen hatıralarını da anlattı

Prof. Dr. Nihat Hatipoğlu Ankara'dayaşamasına rağmen Ramazan ayı boyunca İstanbul'da kalıyor. Bu ay yanına eşi Emel Hanım da geliyor. Hatipoğlu'nun yoğun Ramazan temposunda onun hem sağlığı hem de rahatı için canla başla uğraşıyor. Kısılan sesi için hemen bir bitki çayı hazırlıyor, uyumaya fırsat bulduğunda kimse onu uyandırmasın diye başında adeta nöbet tutuyor. Saygı ve fedakârlıkla dolu bir hayat arkadaşlıkları var. Öyle ki, Hatipoğlu eşi için 'Hakkını ödeyemem, sevaplarımın yarısı onundur' diyor.Türkiye'nin en önemli din adamlarından olan Nihat Hatipoğlu aynı zamanda başarılı bir televizyoncu da. Yıllardır yaptığı programlar reyting rekorları kırıyor. O bu başarısını 'Herkesin ailesinde etkilediğim mutlaka biri vardır' diye özetliyor. 'Ailemizin hocası' olarak anılan Hatipoğlu ile Sultanahmet'te buluştuk. Ramazan ayının bereketi ile oruçlu olmanın gerçek anlamını konuştuk.



- Ramazan'da nasıl bir temponuz olacak?
- Ramazan'da atv'de hem iftar hem de sahur programım olacak. Yaklaşık 60 program yapacağım. Yıl boyunca konferans ve panellerimiz devam ediyor. Her sene azaltmak istesem de daha istenilir hale geliyor ve çoğalıyor. Türkiye'nin gidilmedik köylerine bile gidiyoruz. Bunlar onur veriyor.

- Oruçluyken hem iftar hem sahur programı yapıyorsunuz. Neredeyse saatlerce kesintisiz çalışıyorsunuz. Bu ritim sizi zorlamıyor mu?
- Fiziksel yorgunluk 10 dakikalık uyuklama ile geçiyor. Buna alışığım, neredeyse haftada bir gün eve gidebiliyorum. Uçakta, otobüste, arabada dinleniyorum. Ramazan'da en büyük endişem ses tempomun kendini muhafaza edememesi. Çünkü programlar dışında da konferanslar yapıyoruz. Ama ben yüce Allah'ın yardım ettiğine, o gücü verdiğine inanıyorum. Şu an 60 yaşımdayım. Hanımımla evde oturup kitap yazacağıma il il dolaşıp otellerde kalıyorum. Bu şöhret, şan ya da para için yapılmaz. Bu ancak muhabbet, aşk, sevgi ve sevda için yapılır.



- Oruçlu olduğu için sinirli olan, etrafına agresif davrananları da görüyoruz. Oruçlu insan nasıl davranmalıdır?
- İmam-ı Gazzali orucu üç kısma ayırıyor. Avamın orucu aç kalmaktır. Havasın orucu dilini gözünü kötülüklerden uzak tutmaktır. Havasul Havasın orucu ise kalbinden dahi kimse hakkında bir şey geçirmemektir. Bu çok zordur. Ağız zevkini, kalp zevkini kontrol edeceksin. Hem kalbini hem bedenini her türlü nefsani zevkten arındırırsan o oruç, gerçek oruç olur. Küfür eden, eziyet eden bıraksın orucu. Yoksa Allah'ın onun yemek yememesine, su içmemesine ihtiyacı yok. Oruç basit görünüyor ama büyük bir imanın işaretidir. Kendi alın terin ile kazandığın şey buzdolabında duruyor ama yiyemiyorsun. 'Allah'ım senin için yemiyorum' diyorsun. Kudsi hadiste diyor ki, 'Allah oruç tutan kullarını esas alıp meleklere karşı övünürmüş.' Oruç muhteşem bir şey ama komşuna eziyet ediyorsan, trafikte küfrediyorsan, interneti kullanırken birine hakaret ettiysen, laf taşıdıysan hiç kıymeti yok. Eskiden birinin gıybetini iki kişi yapardı o mahalleye yayılırdı. Şimdi ise internette yalan bir haber yapıyorsun, bir anda bir milyon kişiye ulaşıyorsun. O bir milyon kişinin senden alacağı var. Haberi paylaşan her bir parmak o vebalin içindedir. Bu, ölü insan etini yemeye benzer. Tıpkı Hucurat Suresi'ndeki ayet gibi. 'Gıybet yapmayın, ölü insan eti yersiniz'. Bizler domuz eti yemekten çok korkuyoruz ama insan eti yiyoruz. Hz. Peygamberimiz bir Müslüman'ın aleyhinde konuşan birine diyor ki, 'Ağzındakini at'. 'Benim ağzımda bir şey yok ki' diyor. 'Var, at onu' diyor. Elini ağzına götürüyor, gerçekten bir tutum et çıkıyor.' 'Demin yediğin kardeşinin etidir' diyor.



- İş ortamlarında oruç tutanda var tutmayan da. Karşılıklı nasıl davranılmalı?
- Oruç bir ibadettir, farzdır. Her Müslümanın oruç tutması temenni edilir ama problemi vardır ya da oruca da inanıyordur ama tutamıyordur. Günahkâr olur. Oruca inanmazsa dinden çıkar. İnanç ve amel farklı şeylerdir. Oruç tutanın oruç tutmayana saygılı olması gerekir. 'Öğle yemeğini karşımda yiyemezsin' demeye hakkı yok. Zaten yiyecek, neden münafıklık yapsın? Oruç tutuyor gibi görünüp neden diğer odada yesin? Benim dedem Diyarbakır İl Müftüsüydü. O dönemde Süryaniler, Ermeniler Müslümanlara saygılarından oruçluların yanında yemek yemezlermiş. Ama o saygı kalmadı artık. İstanbul'da oruç tutmayan sigarasını oruç tutana karşı rahatça üfleyebiliyor. Oruç tutan da tebessüm etmeli çünkü kazançlı. Oruç tutmayanı da düşmanı gibi görmemeli o da kardeşi, insandır. Belki bilmediğiniz bir sıkıntısı, mazereti vardır. Ama oruç tutmayan da tutanın hassasiyetini anlamalı. İbadet yapan bu arkadaşını hoş görmeli. Rövanş duygusu içinde olmamalı. Her iki tarafta birbirine saygı göstermelidir.



- Teknoloji çağındayız. Her şey çok hızlı yayılıyor. Bu çağda din adamı olmak nasıl bir yükümlülük gerektirir?
- Türkiye gibi gündemin çabuk değiştiği, kutuplaşmanın çok olduğu, sosyal medyanın kötü amaçlarla kullanıldığı, fesat bir şeyin hemen yayılabildiği bir ortamdayız. Son yıllarda üst akıl Türkiye'ye şöyle bir şey biçti: 'Lekelenmeyen insan bırakmayın'. 'Herkes birbirini lekelesin.' Böylece gerçekten lekeli olanlar mazbuta çıkacak. Herkesi kirletin ki gerçek kirliler de yok olsun diye bir algı operasyonu var. Üslup sert, kin, düşmanlık, hedef saptırmalar çoğaldı. Bu ortamda önde olmak, medyadan halka hitap etmek çok zor. Her kelimenize dikkat etmeniz gerekir. Kötü ve iyi niyetli insanlar tarafından takip ediliyorsunuz. Kötü niyetlilere fırsat vermeyeceksin. İyi niyetlilerle yakın temasın olacak. Hatta kötüleri kazanman gerekiyor. Ben hayatım boyunca bu metodu takip ettim. Camii erbabı zaten camide, başımın tacı. Camiye hiç uğramamış, bayramdan bayrama bile başı hiç secdeye değmemiş insanı muhatap almayı dilerim. Bunu kısmen başardığımı biliyorum. Beni her kesim, her mezhep dinliyor. Kızıyor, saldırıyorlar ama takip de ediyorlar. Saygı ölçüsü içinde her türlü tenkiti yapabilirler.



- Geniş kitleler sizi dinliyor ve etkiniz de büyük. Bu ciddi bir güç aslında. Bu gücün sizi korkuttuğu oluyor mu?
- Ben hocayım, hoca olarak kalmaya devam edeceğim. Hayatım boyunca bu gücü şahsım için hiç kullanmadım. Herkesin ailesinde mutlaka bir kişi üzerinde etkim vardır. İçki bıraktırmışımdır, namaza başlatmışımdır, tesettüre girmiştir... Hanıma şiddet uygulamıştır, boşanacaktır, çocuk aldıracaktır vazgeçirmişimdir. Uçağa binecekken bir delikanlı yanıma geliyor, 'Hocam senin sayende namaza başladım' diyor. Bir hanımefendi geliyor, 'Hocam kocam senin sayende bana şiddetten vazgeçti' diyor ve gidiyor. Eğer ben isteseydim Türkiye'deki en güçlü cemaati kurardım ama bakın arkamda bir Allah'ın kulu yoktur. Ben babamdan ve dedemden öyle gördüm. Din adamlığı, İslam'ı anlat, insanları İslam'a kazandır, kendinle ilgili bir menfaat duygusuna kapılma, evine çekil, Allah'tan marifet dile. Hayatım boyunca böyle yaptım. Bazen internette bana karşı sert yazılar yazılmış oluyor. Onlara hemen yumuşatıcı yazı yazıyorum. Kardeşim sakin olun, hesap verilecek bir Allah vardır, herkese dua edin, kardeş olarak yaşamaya devam edin. Beni yolda gören bir Roman kardeşim, Alevi kardeşim 'Aaa ailemizin hocası' diyor. Bundan daha büyük mutluluk olur mu?

ERBAKAN GÖZLERİME BAKIP AĞLADI

Hiç unutmadığım bir hatıram, babamın ölüm yıldönümünde gerçekleşti. Her yıl yemek verirdik. Erbakan'da hastaydı ama bizi kırmadı geldi. Kur'an-ı Kerim okundu. Hoca yanımızdaki birinin kulağına eğildi ve bir şey söyledi. Sonra bana geldi o kişi ve 'Hoca sizin dua etmenizi istiyor' dedi. Bende elimi açıp babamın hatim duasını yaptım. Bir cümle kullandım: 'Allah'ım biz Medine'de ölemeyiz belki ama kurbanın olayım bizi de Medine'de ölmüşler gibi say'. O ara gözümü açtım, Erbakan hocamla göz göze geldik. Hocanın ağladığını gördüm. Gönlünden geçen bir arzuydu bu. İlk kez sizinle paylaşacağım çok ilginç bir hal geçirdim. Babamın vefatından bir yıl sonra 1996'da oldu bu hal. Babam Medine'de gömülü. O sene bir aya yakın Medine'de kaldım. Her gün 4 saatimi mezarlığa ayırıp dua ettim. Sonra kazılmış, boş bekleyen mezarları dolaştım. Bir mezarın başına geldim. Bazen insanın içine bir duygu doğar ya, sanki biri bana diyor ki 'Medine'de baban gibi kalmak niyetindeysen, samimi isen şu anda bu duayı yaparsan bu akşam ölürsün.' Ben tek başıma çukura bakıyorum, düşündüm düşündüm 'Bu gece öleyim' demem lazım. Evet dersem gerçekten öleceğim gibi. Resullullah'a yakın, sahabe içindeyim. Bunlar doğru duygular olabilir. O an dedim ki, 'Çocuklar daha küçük, benim yaşım da çok büyük değil, ölsem çocuklarımın hali ne olacak?' Durdum ve 'Allah'ım daha sonra' dedim. Medine'de gömülmek ayrıdır ama bir de Türkiye'de gömülürsün, Medine'de gömülmüşler gibi muamele görürsün. Allah bizi onlardan eylesin.

HZ. PEYGAMBERİMİZ RAMAZAN'IN SON 10 GÜNÜ İTİKAFA ÇEKİLİRDİ

- Peygamber Efendimiz Ramazan'ı nasıl geçirirdi, iftarını nasıl açar, sahurunu nasıl yapardı?
- Ramazan ayı tövbe için, yenilenmek için, yeni bir sayfa açmak için bir değer. Ramazan'a girerken şeytanlar zincire vuruluyor, cehennem kilitleniyor. İki ayaklı insan türü şeytanlar geziyor tabi. Peygamberimiz teravihi kılardı ama farz kılınacağı endişesi ile evinde kılmaya başladı. Geceleri namazı çoğaltırdı. Sahabeyle birlikte iftar yapmaya çalışırdı. Hurma, tuz ile açardı orucunu. Ardından da ne bulursa onu yerdi. Bazen güzel bir sofra olurdu bazen de bir şey olmazdı. Hz. Peygamber için 'Yoksul bir hayat yaşadı' derler. Bu doğru değildir. Zaman olmuştur, ticaretten kazanmıştır. Ganimetler, hediyeler vardır. Mesela Yahudi Muhayrık, beş büyük bahçe hediye ediyor. Peygamberimiz bu bahçeleri Müslümanların istifadesine sunuyor, kendi aile ihtiyaçlarını da gideriyor. Hz. Peygamberin bir öğünde aile çevresinden 50 kişiye yemek yedirdiğini görüyoruz. Eşler, kızları ve eşlerinin önceki evliliklerinden çocukları. Bazen et pişirdiğinde Hz. Aişe'ye 'Suyunu çok koy' diyordu Peygamberimiz. 'Kokusunu alanlara da gönder.' Bazen sahabe kurban kestiğinde 'Bana kolundan ayırın' der. Hayvanın kol etini severdi. Hz. Peygamber çok babacan ama toplumun içinde. Bir kral görüntüsü yok. Çok rahatça komşusuna 'Bana o koldan ayır' diyebiliyor ve etin suyunu gönderip, 'Et azdı o yüzden' diyebiliyor. Özgüveni olan ve güven veren bir yapısı var. Ramazan'ın son 10 günü ise itikâfa çekilirdi. İtikâf 24 saati camide geçirmek, sürekli ibadet etmek, zaruri bir ihtiyaç olmadan çıkmamak demek. Abdest için çıkıp tekrar gelirdi. Bu bizim için de sünnettir. Kendi halinde abartısız, mütevazı ama coşkulu bir hayatı vardı. Son 10 günde Kadir Gecesi'ni arardı.

SEVABIMIN YARISI EŞİMİN

- Eşiniz Emel Hanım haftanın sadece bir günü eve gelmenize kızmıyor mu?
- Benim hanım teyzemin kızı, yabancı değiliz. Otuz yıllık evliyiz. Hanımla ilk görüştüğümüz zaman 'benim dinim senden de kendinden de her şeyden de önce gelir. Önce Allah, peygamber, sonra annem, sonra babam, sonra sen gelirsin' demiştim.
- Hanımınız ne demişti?
-' Doğru olan budur' demişti. Biz karşılıklı sevgi ve saygıyı hep muhafaza ettik. Bana çok emeği geçti. Yükümün azaltılmasında payı var. Geçimsiz bir hanım olsaydı ben ne yapardım? Hayatımın her döneminde bana destek oldu. Ramazan'da yanıma İstanbul'a alıyorum. O bir ayda da 'Şu ilacı al, sesin için şu bitki çayını iç, bir saat uyu dinlen, hocayı uyandırmayın gibi hareketlerle yine benim rahatım için uğraşıyor. Ben de diyorum ki, 'Sevabımın yarısı senin.' Allah'ın huzurunda sevabı paylaşıyorum.
- Eşinizi bir akraba ziyaretinde görüp, hemen evlenmeye karar vermişsiniz. Neydi ilk anda Emel Hanım'a evet dedirten şey?
- 30 yaşındaydım, babam müftüydü. Evlenilecek çok saygın hanımefendiler vardı. Ama bir türlü karar veremedik. O arada Diyarbakır'da teyzemi ziyarete gittik, rahatsızdı teyzem. Sur Mahallesi'nde oturuyorlardı. Orada Emel Hanım'ı gördüm. Diğer teyzeme 'Bu teyzemin kızı değil mi?' diye sordum. 'Evet' deyince, 'Beni sağa sola niye gönderiyorsunuz, burada iyi bir kız var' dedim. Görür görmez öyle bir hissiyat doğdu. Babamla konuşamazdık bunları, annemi aradım. 'Anne teyzemin kızı var' deyince, 'Oğlum akraba evliliği olmasın' dedi. Etrafımızda bir iki anlaşamayan örnek olduğu için böyle söyledi. 'Benim içimden geçen bu, ama sen ve babam uygun görmüyorsanız vazgeçerim' dedim. Annem çok iyimserdi. Hanımla olan evliliğim akılla, şuurla, görücü usulü dediğimiz ama isteğimle olan bir evlilikti. Hanım da zaten bunu rüyasında görmüş.
- Öyle mi? Nasıl görmüş?
-Birkaç sene önce benim gidip onu istediğimi ve evlendiğimizi görmüş. Çünkü aile içinde çok bilinen bir gençtim ben. Nasip oldu evlendik. Elhamdülillah, üç çocuğumuz var. Benim sevdiğimi ailem de sever.
- Peki, evlendikten sonra karşılıklı huylar, karakterler öğrenilince bu sevgiye de dönüşüyor, değil mi?
- Bu programlarımızda da çok konuştuğumuz bir konu. Beyler, gelin kızlarımız ve kaynanalar benle çok rahat bu mevzuları konuşabiliyor. Eskiden çocuklar çok küçüktü, hanım evde kalıp onlara bakıyordu. Ama şimdi çocuklar büyüdü. Hanımı da konferanslara götürebiliyorum. Hanım için erkek, erkek için hanım bir yol arkadaşıdır, sırdaştır. Ortak çok şeyleri var. Oturup konuşarak önlerine gelen engelleri aşarlar. Yani yıllar sonra oluşan şey karşılıklı güven, saygı, itibar, sırdaşlık ve iyi yol arkadaşlığıdır.
- Eşinizle her şeyi paylaşabilir misiniz?
- Hayatımda eşimin bilmediği hiç bir şey yok. Gittiğim yerler belli, telefonum hep ortada, her şey hakkında bilgisi vardır. Bu yüzden neyi isteyip istemediğimi bilir. Evdeysem bana ne hazırlayacağını, hangi saatte kahvemi getireceğini bilir. Evimde iki oda kütüphanedir. Mesela masamda kitaplarım vardır, el altında ve onlara asla dokunulmayacağını bilir. Allah ondan razı olsun.
- Siz evde eşinize yardımcı olur musunuz, ev işi yapar mısınız hocam?
- Gece geç saatte acıkmışsam menemenimi ya da sebze yemeğimi kendim yaparım. Hanım 'Ben hazırlayayım' der ama 'Ben yaparım' derim. Hoşuma gider çünkü. Hanım tarhana çorbasını koyar, devamını ben getiririm. Salata yaparım. Çok az et yerim, fazla sevmem. Yatağımı kendim toplarım, pijamalarımı ortaya atmam. Düzenliyimdir. Hanımdan su isterken 'Lütfen getirir misin?' derim. Mutfağa gitmişsem 'Hanım sana da getireyim mi?' diye sorarım. Evimizde karşılıklı rıza vardır.
-Nasıl gelinleriniz olsun istersiniz?
-Bizim istediğimizle çocuklarımızın istediği farklı olabilir. Gençler karşılıklı elektrik ve muhabbeti bulmak ister. Ama çocuklarımın inançlarına aykırı olan bir tercih yapmayacağını biliyorum. Tercihlerini doğru yaparlar ama ısınamazlarsa, muhabbet eksikliği olursa biz asla zorlamayız. Eşleri benim hanımın ahlakında olursa onlar için bir nimet olur.
- Kendiniz için yaptığınız bir dua var mı?
-Hanım da bana benzeri bir soru sordu. Ben de şöyle cevap verdim. 'Peygamberi ve sahabeyi sevdiren adam' diye anılırsam benim için şereftir. Ayrıca kendim için ettiğim dua: 'Allah'ım dinimde samimi oldukça beni kullandır, samimiyetimi yitirdiğim gün benim rızkımı, varlığımı oradan kaldır.'
- Çocuklarınıza verdiğiniz tembihler var mı?
- Namaz konusunda toleransım yoktur. Yumuşak huylu, affedici olmalarını, peygamberimizi çok iyi tanımalarını, yani ilim sahibi olmalarını isterim. Şu mesleği yapın demem. 'Sizin için önemli olan İslam'ı çok iyi bilmektir' derim. Benim büyük oğlan doktordur ama dünyevi makamlar gözümde yoktur. İki rekât namaz kılması daha önemlidir. En küçük oğlum ilahiyatçı olmak istiyor. Diplomadan daha önemlisi dinini, Arapça'yı, Kur'an'ı öğrenmesi. Benim her olaya bakışım din penceresindendir. Allah beni böyle yapmış. Halimden çok memnunum, çocuklarım da bana benziyor.
- Ortanca oğlunuz Sait, size çok benziyor, Ona baktığınızda ne hissediyorsunuz?
- Sait'e baktığımda kendi gençliğimi görüyorum. Hatta benden daha iyi. Sait'in yaşındaki bir delikanlı cafelerde oturup lüks arabalarla gezmeyi sever. Oysa onun ne marka ne de lüks araba tutkusu var. Sadece bir gün arkadaşlarıyla dışarı çıkıp çay içip gelir. Bu konuda benden çok daha iyi maşallah. Halim selim, yumuşaktır. Bu sene Ramazan'da kırk yerden konferans ve TV programı için teklif geldi ama 'Gitmiyorum baba, Ramazan'da hatim yapmak, Kur'an okumak istiyorum' dedi. Oysa onun yaşındaki çocuklar bu tekliflere atlarlardı. Dünyevi bir duruşu yok, bize bağlı. İnşallah böyle devam eder. Ben ondan çok memnunum.