Ali Bayramoğlu

Ali Bayramoğlu

27 Temmuz 2015, Pazartesi

İki cephede savaş…

Bir numaralı gündem maddesi olan koalisyon meselesini, görüşmelerini bile

gölgede bırakan gelişmeler yaşadık. Bu gelişmeler ülke siyaseti açısından bir

kilometre taşı oluşturuyor.

20 Temmuz kara bir gündü. Suruç'taki IŞİD eylemi, patlayan bomba 32 gencin

hayatını aldı.

Akabinde üç gelişme yaşadık.

Kandil'den HDP'ye uzanan hatta Kürt hareketi Suruç saldırısını AK Parti-IŞİD

işbirliği olarak gördü ve bunu böyle ilan etti. PKK misillemeler yapmaya kalktı.

Üç polisi öldürdü. İnsan kaçırdı. Resmi merkezlere saldırdı. Askeri araçları

havaya uçurdu. Devletin buna verdiği karşılık sert oldu. 4 yıl sonra ilk kez Kandil

ve diğer PKK üsleri TSK tarafından bombalandı. Gelinen nokta, bir yanıyla çözüm

sürecinin birinci evresinin sona ermiş olmasına işaret ediyordu. Hükümetin

yaptığı açıklamalar, Dolmabahçe mutabakatının uygulanması gibi Kürt tarafı

beklentilerine bir anlamda nokta koyuyor, PKK'nin çözüm sürecinin

imkanlarından yararlandığı, bunu suistimal ettiği ve kamu düzenin yeniden

sağlanmasına start verildiği ilan ediliyordu. PKK üslerine yapılan operasyonlar

kadar YPG'ye yönelik tutuklama furyası bunun işartlerini oluşturdu.

İkinci önemli gelişme, bu eylemden bir kaç gün sonra İŞİD'in Kilis'te Türk

askerine yaptığı saldırıydı. Bunun sonucu da Türkiye'nin ilk kez IŞİD mevzilerini

bombalaması oldu. Hemen ardından, İŞİD'in saldırısının bir gerekçesi olarak da

görülebilecek, ABD'yle yapılan varılan mutabakat açıklandı. Türkiye'de askeri

üslerin koalisyon uçaklarına açıldığı, askeri sortilere Türk Hava Kuvvetlerinin de

katılacağı ilan edildi. Ve bu müdaheler başladı. Türkiye Suriye sıcak çatışmalara

aktif taraf oldu. IŞİD üslerinin bombalanması kadar içedeki IŞİD'liler mücadale ve

tutuklamalar hızla devreye girdi.

Bu ikili savaş halinden söz ediyoruz…

Bunu daha geniş bir perspektifte ele almak gerekirse:

Türkiye'nin bir süre önce,

(1) Telabyad'ın düşmesiyle birlikte PYD'nin iki Kürt kantonunu birleştirmesi ve

üçüncüsüyle birleşime heveslenmesi, sınırda bir Kürt koridoru ve ünitesi

oluşturma niyeti üzerine,

(2) Cerablus'ta IŞİD'in sınır kontrolunu ele geçirip, Kuzey Batı Suriye'de yeni

saldırılarla yeni göç dalgalarına yol açmasının önüne geçilmesi, bunun bölgede

güvenli bir alan oluşturulması konusunda tavrını cumhurbaşkanından hükümete

kadar hemen her düzeyde ortaya koymuştu.

Kuzey'de bağımsız bir PKK devletinin oluşması, bölgenin Kürtleştirilmesi ve

IŞİD'in hem içeride hem mülteci üreterek ifade etttiği tehlike güvenlikçi dil ve

araçlarla ifade edilmişti.

Bugün yaşanan bu politikanın belli bir aşamaya gelmiş olması ve bir ölçüde

gerçekleşmesidir.

Nasıl?

Türkiye ABD'ye üsleri açmak, IŞİD'e yönelik baştılacak büyük boğma harekatına

katılmak sözü verirken, ondan güvenli bölge sözünü almış görünüyor.

Türkiye'nin Kuzey Suriye'deki varlığı, ayrıca bugüne kadar IŞİD'e karşı ABD'yle

ortaklık yapan yegani yerel güç olma itibariyle belli bir statüden istifade eden

Kürt hareketinin eylem alanını daralttığı gibi, Türkiye'nin Kürtlerin sahiplendiği

alana girmesi, ben azından bu alanla ilgili söz sahibi olmasının da önünü açmış

bulunuyor.

Bu durumun dengeleri Kürt hareketi aleyhine değiştirdiği ortadadır.

Nitekim Kürt hareketinin "AK Parti eşittir IŞİD" denkleminin ısrarla

sürdürmesinin ve gerçekten böyle olmasının istemesinin nedeni IŞİD karşısında

uluslararası koalisyonun yanındaki tek güç olma arzusudur. Ve tek güç olma

halinin kendisine sağlayacağı bölgesel meşruiyettir. Ayrıca aynı denklem Kürt

hareketi için Türkiye'yi Rojava'dan uzak tutacak bir araçtır.

PKK'nın tekrar saldırı politikasının ardında bir yanıyla bu gerçeğin yattığını

görmek gerekir.

Özetle Türkiye Suriye'de daha aktif bir konuma geçmiş, IŞİD'le bir tür savaşa

girmiştir. Çözüm süreci mevcut haliyle büyük yara almış, eylemsizlik bitmiştir.

Önümüzde yeni bir sayfa açılıyor.

Bu sayfa umarız sadece çatışmalar ve güç denklemleri üzerinden yürümez.

Zira savaş her zaman tüm taraflara kaybettiren bir oyundur.

Yeni dengeler açısından meydan okuması değil, akılcı hamleleri ve yeni durumu

uyum çabaları belirleyici olacaktır.

Hükümeti düşen ise çözüm sürecinin yeniden tanımlanıp başlatılması tüm

olanakların kullanılmasıdır.

veya