Hüseyin Kaya

Hüseyin Kaya

02 Ekim 2016, Pazar

İhanet üzerinden devlet yönetmek- 2

Bir önceki yazımızda ihanet ve devlet yönetiminden bahsederek Sayın Erdoğan'ın kendine özgü yönetim tarzının şimdiye kadar ortaya çıkmayan ihaneti ortaya çıkardığını izah etmeye çalışmıştık.

Tekrar başa dönelim ve 2002 yıllarına geri dönelim.Dönelim diyorum çünkü neredeyse Ak Partinin kurulmasından başlayan süreçten bugüne değin lider Erdoğan'ın etrafında kimse kalmamış görünüyor.

Hatırlayınız partiyi kuran baş aktörler dört kişiden üçü yok şu anda.Arınç,Gül ve Şener.

Geçelim Ak Partinin kurucu 74 isminin büyük çoğunluğunun esamesi okunmuyor.Bir kaç kişi hala etkin olmayan görevleri icra etmekte o kadar.

İlk seçim zaferinden sonra kurulan hükümetlerde yer alan bakanların neredeyse tamamına yakını siyasetten silinmiş durumda bir kısmı varlığını uzaklardan sürdürüyor.

İkinci seçimin sonuna kadar yani 2008 veya 2009 'a kadar sorunsuz giden ve ana organizmanın etkin olduğu Ak Partiye ne oldu? sorusu etraflıca cevaplandırılması gereken bir soru olarak karşımızda duruyor.Ve bu soru evleviyetle cevaplandırılmalıdır.

Çok ayrıntılı ele alınması gereken konuları kısaca geçmek zorundayız.Bu insanların çoğunun Türk siyasetine katkıları olmuştur elbette.Bir çoğu toplum nezdinde hala saygınlığını koruyor durumdadır.

Fakat özellkle 7 Şubat MİT kiriziyle başlayan süreçte siyasetin ana organızmasında da farklılıklar kamplaşmalar başlamıştır.

Paralel yapının işlerin içine ne kadar dahil olduğu,ta o zamandan belliydi.Doğrusu naçizane bunun farkında olanlardanım.

Tarihsel süreç ve siyasi mantığın almadığı ayrışmalar,fısıltılar,dedikodular gruplaşmalara operasyon hazırlıklarına kadar dönüştü.

Siyasi iradenin ana belirleyecisi olan lider Erdoğan olup bitenleri kendine özgü önsezisi ile algılayıp bir tavırla bundan sonraki olup bitenlere doğrudan el koymak durumunda kalmıştır.

Tabi ağır aktörlerin siyasetteki tutumları bu el koymanın aşırı şekilde uygulanmasına sebep olduğu yadsınamaz.Yine lider Erdoğan'ın yakınına yeni eklemeler yapması ve istişare meclisini dönüştürmesi de bu yarışmaya neden olmuştur.

İşte bu siyaset dışı kalan kişilerin lider Erdoğanla dava arkadaşlığı şeklinde bir hukukları bulunuyor olması da söz konusu olunca farklılıkların sebep olduğu ayrışmalara paralel yapı başta olmak üzere diğer mahfillerin de müdahalesi konunun ihanete varan bir ölçekte ele alınmasına sebep olmuştur.

Dava arkadaşlığı nitelemesinin hukukundaki çatırdamanın başkaca değerlendirilemeyeceği bu toprakların gerçeğidir maalesef.

Abdullah Gül'in eşinin Cumhurbaşkanlığı sürecinin sona ermesindeki konuşmayı hatırlayınız.

Ve sonra Bülent Arınç'ın çıkışlarını,Hüseyin Çelik,Sadullah Ergin,Şener ve niceleri.

Siyaset öyle bir hale geldi ki dışarda kalanın hain olmaktan başka şansı olmadığı bir ortam ortaya çıktı.

Peki böyle bir sonucun gerekçesi var mıydı?Ve dışarda kalan deve dışı gibi siyasiler hep haksız mıydı?Haklı olan hep lider Erdoğan mıydı?

Somut yüzlerce nedeni olan ve temelde Erdoğan'ın büyük oranda haklı olduğu bir süreci yaşıyoruz.

Baştan dava arkadaşı olan ve etki ve sözleriyle değer taşıyan bu siyasiler bir süre sonra bütün yetkiyi lider Erdoğan'a devrettiler.Sesleri işlerin lider Erdoğan'ın insiyatifiyle daha doğru sonuçlar alındığını müşahede ettiler.Gül'ün ,Arınç'ın bunu olumlayan çok açıklama ve tavrı olmuştur.

Ve fakat paralel yapı ile oluşmuş olan iç içelik fitneye dönüşmeye başlayınca Erdoğan durumun ciddiyetini fark etti ve buna ilişkin bir gündemi belirledi.Fakat Erdoğan'ın bu tutumu kabullenilmedi.

Gül'ün atama yaptığı çoğu üst düzey kişlerin durumlarını görünüz.Anayasa Mahkemesi üyelerinden rektörlere kadar bakınız hepsi FETÖ örgütü ve darbe soruşturmasından içerdeler veya işlem yapılmakta.Arınç'ın gezi ve sonrası açıklamaları ve tutumları hakeza aynı.

Doğrusu hain paralel çete ihanet edeceği kişiden bütün alacaklarını almış idi,buna inanıyordu.Başka bir şey kendi ihanetini ustaca kurgularken diğer yandan ihanet edeceği kişiye topluma ve topraklara karşı olabildiğince fedakarlık yapmış havası veriyordu.Hatta bu fedakarlığın büyüsüne kaptırdığı lider Erdoğan'ın dava arkadaşlarının büyük bir çoğunu da etkileyerek hain durumuna kadar düşürmüş oldu.

Herkes konuşuyor bu mücadeleyi Tayyip Erdoğan yalnız veriyor diye.Etrafında kimse yok diye inanıyor millet.Araştırma yapın büyük oranda buna inanılıyor.

Peki Türkiye daha farklı daha gerilimsiz ve sükunetle yönetilemez mi?

İşte bu da bizim şansızlığımız.Bulunduğumuz yer ve tarihi dünya ölçeğinde kapanmamış hesaplarımız var.Bu yüzden işimiz zor.

Fısıltıyla başlayan fitne ihanetle biter bu topraklarda.Kaderimiz bu.

veya