Hüseyin Kaya

08 Haziran 2017, Perşembe

Zor olan ne kolaydır

Bir çorba ile yetinen için envai çeşit yemeklerin ne tür baskısı olabilir ki?

Tabanı delinene kadar arkadaşlık yapmış olduğunuz ayakkabınız varsa size ne bir maaş tutarındaki kunduralardan.

Bir kitabı okuyup ta binlerce fikir üşüştürüyorsanız dağarcığınıza raflara mecburiyetiniz neden olsun ki?

Yani ruhunuzun aşına kokunuzun sinmiş olduğu eşyaya sadakatiniz kanaatkârlık olmuşsa artık mecburiyetleriniz azalmış bir nebze olsun huzur bir seviye daha özgürleşmiş demeksiniz.

Daha büyük ev, üstüne bir yazlık son model bir araba gibi teslimiyetleriniz yoksa yeryüzü nimetlerini sunmak için takibe almıştır zaten sizi.

Yeni çıkan ne varsa hepsine bigâne durmayı başarıyorsanız yenileniyorsunuz demek ki insanlığınızı.

Fertleri yetinme konusunda bu hassasiyetlerde bir toplumu düşünsenize bir kere.

Yaşamak üzerinden savaşılamayacak teslim alınmayacak kıyamda bir millet inşa ediyoruz demektir.

Bu milletin organizasyonu olan devletin özellikleri neler olur sizce.

Adalet, barış, özgürlük, ehliyet, liyakat, irfan saymakla bitme erdemlerin devleti.

Ve edebiyat, müzik sanatın en dehşetli örnekleri.

En sonunda yeryüzü fethedilmek için nazlı bir kabulle sunar kendini.

İşte böyle bir ortam bizim kodlarımızda geleneğimizde somut yaşantımızda var.

Tarihsel dayatmalar ve psişik şartlanmalar altında bu gerçeğe uzak kalıyoruz.

Her gün binlerce selamla merhaba dediğimiz bu ruhu idrak edemiyoruz.

Bilimsel gelişmişlik ve onun dayattığı şeytani güç bize izin vermiyor.

Sorun ne güçlü silahlar ve ekonomik şartlar ne de geri kalmışlık sendromu değil.

Şairin dediği gibi "He desek" ve Bismillah ile başlasak.

İddia ediyorum yetinen insanı inşa edebilirsek gelecek bizim hanemizin şanlı hikâyelerini yazacak.

Cümleler takatsizliğimize çare olmuyor şimdilerde belki.

Lakin umutsuz olmamak gerek. Ne çok sırlar öğreneceğiz ve ne çok şifa nedenleri bulacağız başlarsak.

Günün sonunda "kendini teslim alanlar" ın zaferleriyle şenlenecektir dünya.

Biz kana doymazlara karşı kanla boyayanlardanız.

ÖNERİLER

Bu akşam Başbakanlık'ın STK'lara vermiş olduğu iftar yemeğindeydik.

Başbakan sivil toplum kuruluşlarının siyaset üretme ve seçenek gösterme görevinden bahsetti. Kısa ama isabetli bir kaç konuya değindi.

Bizde bir kez daha bu durumdan vazife çıkartarak gündemdeki konularla ilgili önerilerimizi ifade edelim.

-Devem etmekte olan FETÖ davaları ile ilgili olarak idam meselesi iktidar muhalefet liderlerince dile getirilmektedir. Bu konunun ortada bırakılması doğru değildir. İdam çıksa bile geriye doğru uygulanması mevcut hukuk anlayışıyla pek mümkün gözükmemektedir. Milletimizde canı yanmış bu konuyu ciddiye almaktadır. Bu nedenle mümkün olmayanı bırakmalıyız.

Daha adil ve makul mümkün bir gerçekçiliği önermek istiyoruz.

Bu darbe girişimi nedeniyle 249 şehit ve iki binden fazla gazimiz mevcuttur. Bizce işin talep sahipleri esasen bu insanlarımızdır. Sayısal olarak şehit mirasçıları ve gazilerimizin iradelerine başvurmak en doğrusudur. Mağdur olanların hakkını ve iradesini gözetmek daha adil ve daha gerçekçidir. Yapılacaksa bu davalara ilişkin yaklaşık beş bin kişilik doğrudan mağdurlar tespit edilip mini bir referandum yapılmasıdır. Bu kısa sürede yasalaşabilir. Böylelikle izahı mümkün sahici bir irade ortaya konmuş olur. Gerçekten bu sefer geriye doğru uygulanmanın istisnası bile uygulanabilir. Af yetkisi ve cezalandırma yetkisi yasa ile müdahillere tanınmış olur. Belki bir kaç şehit yakını ve gazimiz dışında çoğu idam talebinden vazgeçerler bile ama bu kararı verme hakkını devlet ve yasa bu kişilere tanımalıdır.

-FETÖ davalarından önce önerdiğimiz bir kaç hususun ne kadar doğru olduğu şimdi anlaşılmaktadır.

Gerçekten terör örgütü niteliğinde ciddi katkısı olanlar askerler emniyet mensupları finansörler, il ve sektör temsilcileri doğrudan FETÖ örgütünden yargılanmalıdır. Zaten ifadeler bu şahısların çok bilinçli olduğunu ortaya koymaktadır. Böylelikle baştan beri görünür gerçeği bile saptıran kabul etmeyen bir yapıdan söz etmekteydik. Diğer yandan birçok siyasinin veya değerlendiricinin de bahsettiği ibadet kısmı veya alt tabaka dediğimiz kısım var. Bunların bir şekilde ana yapıdan farklı değerlendirilmesi gerekmekteydi. Zorunluluklar belki izin vermedi. Bu konu muhalefet ve iktidarca da makul karşılanacak bir durumdur. Devletin adalet işlevi dışındaki işlevleri de bu konuda kendini görevli addetmelidir. Sosyal barışı bozmak isteyen örgüt ve yandaşlarının bundan sonra devam edecek faaliyetleri açsından da elverişli bir alan bırakmamak gerektiğini düşünmekteyiz.

Soruşturma ve yargılama makamlarının farklı uygulamaları ve tutumları azaltılamamıştır ne yazık ki. Bu durumda yeniden ele alınmalıdır.

Toplumun adalet duygularını sarsıcı farklı uygulamalar örgütün algı çalışmasında bir enstrümana dönüşebilmektedir.

Yineliyoruz. Bu konu uzman resmi ve sivil bir koordinasyon kuruluyla gözden geçirilmelidir.

veya
BİZE ULAŞIN