İdris Kardaş

İdris Kardaş

08 Kasım 2017, Çarşamba

Meslek Odalarına reform ne zaman uğrayacak?

Atatürk Kültür Merkezi konusu nihayet gündemimizden düşmek üzere yola çıktı. Birçok farklı kesimin kendi hassasiyetlerini yükledikleri bu yapı üzerine çokça yazıldı çizildi. Ancak Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın tanıttığı yeni AKM binasının tanıtım toplantısına katılan sanatçılar, katılmayıp uzaktan yorum yapanlar, yazarlar, akademisyenler velhasıl bu konuda hassasiyet gösteren birçok kesim tatmin oldu. Bir kurum hariç; "mimarlar odası".

Yakın zamanda hükümet sistemimiz değişti, yakında uyum yasaları da gündeme gelecek, siyasi partiler yasası, seçim yasası gibi birçok konu reform sürecinden geçecek, değişecek ve böylelikle daha demokratik bir temsil ve katılımın yolu açılmış olacak. Dolayısıyla bu süreç, meslek odalarının durumlarını konuşmak için iyi bir fırsat olabilir aslında. Artık daha demokratik bir Türkiye için, köhnemiş ve anti demokratik özellikler barındıran bir yapının reform sürecinden geçirilmesi kaçınılmaz.

Meslek odaları, İtalyan faşizminin temellerini oluşturan korporatist devlet modelinin en önemli yapı taşlarıdır. Cumhuriyet'in ilk yıllarında tek partili bir siyasi hayat ve Komünizm tehlikesinin yüklediği şartlar neticesinde bu model esas alınmıştı. Şartlar bunu gerektiriyordu demiyorum ama o dönem bu model tercih edilmişti. Bu da; toplumun sınıf esasına göre farklılaşmasının mümkün olmadığını ancak meslek temelinde farklılaşabileceğini dayatıyordu. Çok derinleşmeden şöyle özetlemek gerekiyor. Meslek odaları, dönemin şartlarıyla sonucu rejimin temelini oluşturan, "imtiyazsız, sınıfsız, kaynaşmış toplum" modelinin tüm baskıcı unsurlarını bünyesinde barındıran bir modelin ürünüdür. Mussolini döneminde İtalya'da uygulanmış, 27 Mayıs darbesinden sonra "ilerici" cunta tarafından anayasal olarak tanınmış ve desteklenmiş yapılardır. Hal böyleyken, meslek odalarının görevi değilken neden sürekli kendince "rejimi" kollama ve koruma görevi üstlenmeye çalıştığını, (Burada korumaya çalıştığı rejim Cumhuriyet değil, baskıcı ve tek tipleştirici bir devlet pratiğidir.) baskıcı ve totaliter ve tek tipleştirici devlet anlayışını dayattığını daha iyi anlayabiliyoruz. Geçtiğimiz yıllarda başörtülü bir başkan adayının adaylığını bile kabul etmeyen, referandumlar dahil siyasi tüm olaylarda aktif pozisyon belirleyen, bünyesindeki tüm farklılıklara rağmen bunları rahatlıkla yapabilen bu yapılar; vesayetçi devlet anlayışının son kalesi olarak kafasını her fırsatta çıkarıyor.

Meslek odaları hem yönetimsel olarak hem pratik davranışları bakımından demokratik olmayan kuruluşlar maalesef. Zorunlu aidat ile mesleğini icra etmek isteyen herkesin mecburi bir şekilde üye olması gereken bu yapılar, her siyasi kesimden insanlar üzerinden kendine siyasi bir rol üstleniyorlar. Bununla birlikte sivil toplum kuruluşu olarak da adlandırılmaları tam bir garabet. Zira gönüllülük esasına dayanmıyorlar. Bu da demokrasiler için değerli bir katkı olan gerçek sivil toplum hareketlerinin gelişimini yıllardır engelliyor.

Liberal Düşünce Topluluğu, bu konuyu 2012'de gündemine taşımış aslında. Görüştüğüm yetkililer bu konuda Başbakanlık tarafından da görüşmeler yapıldığını ancak bir süre sonra konunun gündemden düştüğünü söylediler. Nasıl olmasın ki? Son birkaç yılda hem ülkemizde hem de bölgemizde yaşanan olaylara bakınca bu konunun listenin alt sıralarına inmesi çok doğal. Ancak artık bu konuda bir çalışma yapılmasının zamanı geliyor. Daha katılımcı, daha demokratik ve üyelerine daha fazla fayda sağlayan ve kamu yararını gerçekten gözeten gerçek meslek odalarına yada kuruluşlarına ihtiyacımız var. Amerika'yı yeniden keşfetmeye gerek yok. Bu konular ilgili çalışan birçok sivil toplum kuruluşu var. Liberal Düşünce Topluluğu'nun hazırladığı rapordan bir iki reform önerisini buraya taşımakla başlayayım ben. Raporun tamamını okumak isteyenler; http://www.liberal.org.tr/uploads/yuklemeler/Reform_Onerisi.pdf

  • Kuruluş bakımından "serbestlik",
  • Üyelik ve finansman bakımından "gönüllülük",
  • Teşkilatlanma ve hukukî statü bakımından "özel hukuk tüzel kişiliği",
  • Faaliyet ve hizmetler bakımından "serbestlik"i
  • Devletle ilişkiler bakımından "bağımsızlık/özerklik", esaslarına uygun olarak gerçekleştirilmesi ve bu doğrultuda yeni bir örgütlenme modeli tasarlanması gerekmektedir. Bu bağlamda aşağıdaki örgütlenme modellerinin tartışılması önerilmektedir.

  1. Model: Serbestlik ve Gönüllü Üyelik Esasına Dayalı Dernek Tipi Örgütlenme
  2. Model: Serbestlik ve Gönüllü Üyelik Esasına Dayalı Sendika Tipi Örgütlenme
  3. Model: Dernek Statüsünde Oda/Birlik Tipi Örgütlenme
veya
BİZE ULAŞIN