İdris Kardaş

İdris Kardaş

11 Kasım 2017, Cumartesi

Ortadoğu’da ufukta savaş görünmüyor

Suudi Arabistan'da prenslerin ve iş adamlarının göz altına alınması, Lübnan Başkanı Hariri'nin Riyad'da istifa etmesi, veliaht prens Selman'ın iktidarı hızlı bir şekilde ele alma sürecini de başlattı. Öyle görünüyor ki yakın zamanda Suudi Kralı olarak dünya sahnesinde yerini alacak. Suudi Arabistan'da yaşanan gelişmeler bir yanıyla iç siyaset ve iktidar meselesi olarak okunuyor ama bir yandan da uluslararası siyasete yönelik gelişmeleri beraberinde doğuruyor. Lübnan ve Hizbullah meselesi ısındı. Bir yandan da İran karşıtı açıklamalar birbirini izliyor. Haritalar yeniden masalara serildi. Hizbullah'a karşı bir savaş başlayacağı konuşuluyor. Elbette asıl meselenin İran'ın, Bağdat-Şam-Beyrut üzerinde artan etkinliğini kırmak olduğunu ve bunun ABD'nin yeni dönem siyasetiyle de uyuştuğunu göz önünde bulundurmak gerekiyor.

Açıkçası bu süreçte sıcak savaşın yaşanacağı kanaatinde olmayanlardanım. Birlikte bakalım.

Öncelikli olarak Suriye'deki savaşı ele alalım. 2011 yılından beri devam eden ve kazanın kim olduğu belli olmayan bir savaştan bahsediyoruz. Milyonlarca insan dünyanın farklı ülkelerine göç etmek zorunda kaldı. Bazı ülkelerde gittikleri ülkelerin demografik yapısını değiştirecek kadar fazla insan göç etti hem de. Özellikle AB ülkeleri için mülteci meselesi varlık yokluk sorunu haline geldi. Bir arada yaşamın formülünü bulduğunu iddia ederek övünen Avrupalılar, bütün ilkelerini ayaklar altına alma pahasına sınırlarına duvarlar ördüler, mülteci botları batırdılar, insanları diri diri denizlere gömdüler. Bunu da Avrupalılık kimliğini korumak, ekonomik yükün ve hala entegrasyon sorununu halledemediklerinden sosyal çatışmaların önüne geçmek için yaptılar. Ortadoğu'nun birçok ülkesinde ise mültecilere açık kapı politikası uygulandı ve göç konusu ilerisi için yapısal sorunlara gebe. Dolayısıyla bölgede çıkabilecek yeni bir çatışmanın göç hareketleri bağlamında nasıl sonuçlanacağını, Suriye örneğinden gören ülkeler bu konuda daha temkinli olacaklardır. Özellikle Avrupa yeni bir Suriye benzeri mülteci dalgasına tüm benliğiyle karşı çıkacaktır.

Suriye bağlamında bir diğer konu ise güç odaklarının bu süreçlerden nasıl çıkacağının belirsizliği. Rusya'nın Suriye savaşı öncesi dünya siyaseti üzerindeki etkisi ile şimdiki etkisinin aynı olduğunu hangimiz söyleyebilir? Yada ABD'nin Suriye öncesi Ortadoğu'daki etki gücü ile şu anki gücü arasında fark olmadığını? Çatışmanın belirsizliği, küresel güçlerin bu süreçten nasıl çıkacaklarını da belirsiz kılıyor. Bunun üzerine hangi devletlerin hangileriyle nasıl ittifaklar kuracağının belirsizliği de eklenince işler iyice karmaşıklaşıyor. Dolayısıyla olası bir Lübnan yada İran savaşının küresel güç odaklarının güçlerini hangi açıdan etkileyeceği belirsiz. Şu ana kadarkiler Rusya'yı ve bölge ülkelerini güçlendiren etkiler yarattılar. Bu bile ABD ve İsrail için önemli bir veridir.

Bir diğer nokta ise ekonomi. Özellikle Rusya ve ABD'nin ve bunun yanında Türkiye dahil bölge ülkelerinin de Suriye savaşı boyunca harcadığı paraların çok ciddi boyutlara ulaştığı söyleniyor. Her ülkenin kendi iç ekonomisi, iç politik dengeler bu savaşın sonucunda hayli yıprandı. Örneğin önümüzdeki dönemde seçime gidecek olan Rusya'nın, Suriye'de çözüm için daha aceleci davrandığı ve artık daha fazla para harcamak istemediği yazılıp çiziliyor. Öyle ya, yeniden küresel güç olmanın bir bedeli var ve Rusya bu konuda hayli harcama yaptı. Bölgenin yeni bir Suriye savaşını kaldıracak bir ekonomik gücünün olmadığı kanısındayım. Daha detaylı bir yazıyı hakeden bu maddeyi şimdilik burada bırakalım.

Lübnan yada İran savaşlarının olmayacağına dair ön görümün Suudi iç dengeleri açısından neden mümkün olmadığına gelelim.

Öncelikle veliaht prens Selman henüz başa geçmiş değil. Bu konuda önünde zorlu bir süreç var. Kritik alanlardaki tüm önemli isimleri sindirme operasyonunun henüz nasıl sonuçlanacağını bilmiyoruz. Bu isimler kısa vadede Selman'a biat etseler bile olası bir savaş durumunda ellerindeki parayı (Velid b. Talal) , medyayı (Velid b. İbrahim, Abdülaziz b. Fehd) ve hatta orduyu (200 bin kişilik askeri personeliyle Suudi ordusunun yarısını oluşturan Mut'ib b. Abdullah) nasıl kullanacakları konusunda bir güven sorunu yaşanacaktır.

İkinci olarak veliaht prens Selman'ın Yemen'de milyonlarca dolar harcanmasına rağmen bir başarı kazanılabilmiş değil. Veliaht prens bu başarısızlığın üzerine daha zorlu bir Lübnan yada İran savaşına girmek konusunda istekli olmayacaktır. Öncelikle kendisini kanıtlaması gereken ve halihazırda devam eden bir çatışma süreci var.

Gelelim İsrail konusuna. İsrail şu anda parçalara ayrılmış bir İslam dünyasını tekrar birleştirme hatasına düşmek istemeyecektir. Ayrıca Hizbullah ile daha önceki çatışmalarında pek başarılı bir geçmişi yok. Suriye'de tecrübe kazanmış milisleri, İran'ın bizzat kurduğu silah fabrikaları İsrail'in iç huzurunu ve kendi kamuoyunun tepkisini çekecek saldırılar yapabilir.

Lübnan açısından baktığımızda Hariri ve Hizbullah'ın olmadığı iktidar arayışları pek mümkün değil. Düşünüldüğü söylenen askeri operasyon ile beklenilen temel mevzu Hizbullah'ın silahsızlanması olarak adlandırılıyor. Dolayısıyla sıcak çatışma bunu çözecek deniyor. Ancak Suriye, Filistin, Irak ve diğer uzun süren çatışmalı bölgelerin öğrettiği deneyim, yerel bir silahlı unsurun savaş ile tasfiye edilmesinin mümkün olmadığını göstermekte. Dolayısıyla bu seçenek Hizbullah'ı silahsızlandırmak bir yana daha fazla silahlanması ve güç odağı haline gelmesine yol açan bir etki yaratacaktır.

Bu maddeleri uzatmak mümkün. Ancak temelde bölgenin geleceğinin artık sıcak savaşlarla şekillenmeyeceğini düşünüyorum. Tıpkı Mısır'da yada Katar'da olduğu gibi darbelerle, ekonomik ambargolarla, sıkıştırmalarla, yalnızlaştırma politikalarıyla bölgenin dizaynı söz konusu artık. Sıcak çatışmaların silah stoklarını eriten bir yanı olsa da, daha az maliyetle daha büyük kazançlar elde edecek bir küresel sistem varlığını hissettiriyor. Bunun yakın zamanda gerçekleşen iki örneği var. Biri Katar. ABD Katar'ı işgal etmedi ama bölge ülkeleri yoluyla sıkıştırdı ve yüz milyarlarca dolarlık anlaşmalar, imtiyazlar kazandı. İkinci örnek de Suudi Arabistan. Yine ABD, Suudi Arabistan'ı işgal etmedi ama veliaht prens Selman'ı operasyon ile başa getirerek hem şu anda hem de gelecekte de devam edecek önemli imtiyazlar kazandı. Yüz milyarlarca dolarlık kazanç elde etti. Suudi Arabistan'ın geleceğini şekillendirmede söz sahibi oldu. Buradan küresel güçlerin artık bölgeyi dizayn yada kontrol etmek istemediği sonucu çıkmamalı. Bunları yine istiyorlar ancak bu kez savaş dışında farklı bir yolla yapmak için çok sebepleri var.

Gelelim Lübnan'da olabileceklere. İlk etapta Lübnan'a, Katar modeli uygulanmaya başlanacak gibi görünüyor. Bununla birlikte İsrail'in Hizbullah'a ait silah ve roket depolarını, üretim tesislerini havadan operasyonlarla imha etmesi gibi bir süreçle karşılaşabiliriz. Bunun da sınırlı olacağı kanaatindeyim. Bu öngörülerin hepsi yanlış da çıkabilir. Gelişmeler oldukça birlikte değerlendiririz.

veya
BİZE ULAŞIN