Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

21 Eylül 2015, Pazartesi

Sazlı Cici Çocuk Sen Kimi Kandırıyorsun?

İki milyon kişi Yenikapı'daki " "Milyonlarca Nefes, Teröre Karşı Tek Ses" mitinginde tek yürek oldu. Cumhurbaşkanı Erdoğan mitingde, Selahattin Demirtaş'ın ekranlarda sevgi pıtırcığı gibi görünmeye çalışıp aslında ne kadar kurnaz olduğunu "Cici çocuk sen kimi kandırıyorsun?" şeklinde çok öz bir ifade ile belirtti. Kendi çocuklarını kolejlerde okutup bale kurslarına gönderirken güya haklarını savunduğunu söylediği Kürt halkının çocuklarının dağlarda terörist olmasına veya aç-sersefil perişan olmasına hiç de oralı olmayan bir adamdan bahsediyoruz sonuçta.
Kürtlerin ve tüm azınlıkların hakları için mücadele verdiğini iddia ederken asıl Kürtlere haklarını veren, Kürtçe kanallar açan, Kürtlere demokratik haklarını verme konusunda Cumhuriyet tarihinin en büyük reformunu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan'a adeta savaş açması da ayrı bir çelişki doğrusu.
Demek ki, bu adamın derdi Kürtlerin haklarını savunmak değil, anarşi çıkarmak. Demek ki, bu adamın derdi Kürtlerin ve azınlıkların sesini duyurmak değil ülkede kargaşa çıkarıp suçu da Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın üzerine atıp saz çalarak cici çocuk olmaya devam etmek.
Cizre'de bir teröristin ağlamasıyla koşa koşa Cizre' ye giden, yurt dışı mitinglerinde "Tayyip Erdoğan'ın sarayının ordusu ve polisi de. Yenildiler, yine yenilecekler." ilanları yapan, bir kürt olan Yasin Börü' nün kafasını taşla ezerken teröristlerinin sırtını sıvazlayan ama kahraman ordumuz tarafından kamplar bombalanmaya başladığında ABD ve Avrupa'ya doğru yardım çığlıkları atarak PKK 'lılar onar yüzer öldükçe "Ne olur Barış olsun" diye yalvaran bir kurnazdan bahsediyoruz.
HDP 'nin bir kaç ilden milletvekili çıkarmasıyla ve birkaç HDP 'li belediyenin olmasıyla teröre sağladıkları lojistik destek sonucu ortaya çıkan karmaşa ve neredeyse çıkacak bir iç savaş görünüyorken istikrarlı ve kararlı adımlarla kahraman ordumuzun da desteği ile terörist kamplarının ortadan kaldırılması bu ülkede PKK 'nın ortaya çıktığı zamandan beri terörle mücadelede atılmış en büyük adımlardır.
Bu mücadele ne Ak Partinin ne de Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın kişisel mücadelesi değildir. Terörle mücadele, Kürt olsun, Laz olsun, Çerkez olsun, Türk olsun hiç fark etmeden bu ülkenin her bir evladının mücadelesidir.
Şehitler, kurbanlık koyun mu?
Eskiden her şey çok doğaldı ve güzeldi. Çünkü eskiden kavramların, kelimelerin anlamları boşalmamıştı. Fedakârlık; enayilik demek değildi eskiden. Dostluk; riyakârlık demek değildi. Sevdiğimiz birine ; "Seni Yaradan'a Kurban olurum" dediğimizde, "Ben bir koyunum " demiş olmazdık.
Şehitlik en yüce ve en gıpta edilen makamdı. Analar Kurtuluş Savaşı'nda Çanakkale'ye evlatlarının saçlarını kınalayıp cepheye gönderirken; "Bak aman deyim oğul. Beni şehit anası etmeden dönmeyesin geri. Ben seni şehit olasın, Allah'ıma kurban olasın diye büyüttüm" derlerdi. Biz de bu hikâyeleri gıpta ederek ve ağlayarak dinlerdik.
Emine Erdoğan Hanım, şehit yakınlarıyla gerçekleştirdiği bayramlaşma programında yaptığı konuşmasında "Şehitlik, iman, vatan sevgisi ve ahiret inancı konuşulmadan anlaşılabilecek, acısına dayanılabilecek bir şey değildir… Sizler, şehit yakınları, bu adayışı en fedakâr biçimde gerçekleştirdiniz. Bir adanış ve teslimiyet bayramı olan Kurban Bayramını sizler çoktan idrak ettiniz" dedi. Bir anda ortalık karıştı. Sosyal Medya 'da topa tutuşlar "skandal söylem" capsleri yayılmaya başladı. Emine Hanım aslında "Kurban Bayramı demek fedakârlık demektir. Diğergâmlık demektir. Vatanı, dini, hamiyeti için canını feda edebilmek demektir. Allah'a yakın olmak demektir. Allah'ın yolunda kurban olabilmek demektir. Sizler de vatanınız için, dininiz, hamiyetiniz ve milletiniz için en yakınınızı kurban ettiniz. Bu Bayramın manasını idrak ettiniz" demişken bunu çarpıtıp hatta "skandal sözler" kategorisine koyup bir de üzerinden " Şehitleri kurbanlık koyuna benzetmek" deyimiyle olumsuz bir manaya çekmeye çalışılması dini değerlerimizden ve maneviyattan ne kadar uzaklaşıldığını bir kere daha gözler önüne seriyor. Üstelik konuşmasının başında "Şehitliğin manasını tam olarak anlamak için ahirete imanı idrak etmek gerektir" diyerek baştan güzel bir tespit de yapmışken.
İslam Âlimlerine göre; Kuran'ın açık ve kesin hükmüyle, şehitlerin, şehit olmadan vefat edenlerin üzerinde bir hayat mertebeleri vardır. Şehitler hayatlarını Allah rızası için feda ettiklerinden Allah onlara kabir hayatında, dünya hayatına benzeyen ama zahmetsiz bir hayat verir. Onlar öldüklerini bilmez, yalnız daha iyi bir âleme gittiklerini bilirler. Ölümdeki ayrılık acısını hissetmezler. Gerçi şehit olmadan vefat edenlerin ruhları da sonsuzdur; fakat öldüklerini bildiklerinden, kabir hayatında aldıkları lezzet ve mutluluk şehitlere göre daha azdır.
Nasıl ki, iki adam bir rüyada cennet gibi güzel bir saraya girseler, birisi rüyada olduğunu bilse; aldığı keyif ve lezzet daha azdır. "Ben uyansam şu lezzet bitecek" diye düşünür. Diğeri rüyada olduğunu bilmediğinden; o ortamdaki bütün lezzetleri eksiksiz alabilir. İşte şehitlerle, şehit olmadan vefat edenlerin kabir hayatındaki farkları buna benzer. Böyle bir hayatı hangi Müslüman elde etmek istemez!
Evet, şehitliği; boşuna ölmek, kim vurduya gitmek ve Kurban Bayramını; et bayramı, tatil ve et yemek olarak algılayan menhus güruhun bunları algılayabilmesi mümkün değil. Dindar kisvesine bürünmüş malum paralel medyanın dinden imandan bîhaber yorumcularının şehitliği anlamayıp Kur'an'da geçen "şehitler ölmez" ifadesi ile dalga geçmeleri bir yana bir de bu manaya yakın sosyal medya silahşörlerinin "Benim akrabam ölecekse, Vatan sağ olmasın" söylemleri aslında gerçekten maneviyattan ne denli uzaklaşıldığı ve ne denli batı medeniyetinin benmerkezci değerlerinin bizi dünyevileştirdiğinin bir kanıtı olarak karşımızda duruyor maalesef. Oysaki Emine Erdoğan Hanımın da konuşmasında belirttiği gibi; "Şehitlik, iman, vatan sevgisi ve ahiret inancı konuşulmadan anlaşılabilecek, acısına dayanılabilecek bir şey değildir… "