Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

23 Kasım 2015, Pazartesi

"3. Dünya savaşı başladı" da ne demek ?

Dünya genelinde yaklaşık 1 milyar 200 milyon Katolik'in ruhani lideri olan Papa Franciscus Paris'te eşzamanlı gerçekleştirilen terör saldırılarının ardından "Biz, parça parça üçüncü dünya savaşındayız" demiş.Yoksa Papa ; IŞİD, PKK, PYD ve BOKO HARAM gibi terör örgütlerinin batılı devletler tarafından kurulduğunu, finanse edildiğini , her türlü silah ve mühimmatla desteklendiğini bilmiyor mu ? Batılı devletlerin ajanlarının bu örgütlere eğitim verdiğinden ve onlarla beraber sıcak çatışmalara girdiğinden haberdar değil mi ? Terör saldırılarının planlarını gizli servislerin yaptığını ve bu terör örgütlerinin taşeron olarak istihdam edildiğini Mısır'daki sağır Sultan bile duymuşken Papa hazretleri hiç duymamış mı acaba ! 3. dünya savaşı hangi ülkeler arasında olacakmış ? Kim kiminle savaşacakmış ? Yoksa batılı devletler kendi istihbarat örgütleriyle mi savaşacaklarmış ? Komik olmayalım lütfen ! Sessiz çoğunluğu teşkil eden Müslümanlar, basiret ve ferasetleriyle neyin ne olduğunu artık çok daha iyi biliyorlar...

Fransa'da "Katil Hollande" dendiğini duydunuz mu ?
Ankara'daki terör saldırılarından sonra henüz mağdurların kanı kurumadan bir kısım politikacılar ''Katil Erdoğan'', ''Katil Devlet'' gibi sloganlar atarak halkı sokağa dökmeye çalıştılar. Maksat algı operasyonu yaparak gerçekleri çarpıtmak, ülkede kaos çıkarmak ve bu kanlı eylemden seçim öncesi oy devşirmekti. Ama amaçlarına kavuşamadılar.

Paris katliamında bir kısım Fransız politikacılardan ve medyadan ''Katil Hollande'' diye bir suçlama duydunuz mu? Bilakis teröre karşı Fransa halkı tek yürek oldu.Milli bir dayanışma ve duruş sergiledi. Fransız medyası da aynı şekilde ulusal güvenliği tehdit eden saldırılarda terörü politika üstü bir mesele görerek ülkenin birlik ve beraberliğine destek veren yayınlar yaptı. Peki bizde niye bu milli duruş sergilenemiyor? Acaba aramızda yerli ve milli olmayan hainler mi yoksa sadık ahmaklar mı var? Terör siyaset üstü bir meseledir. Terör saldırısında kim ölürse ölsün bu ülkenin evladıdır.Hangi grup veya fikre karşı saldırı düzenlenirse düzenlensin bu esasen bütün ülkeye düzenlenmiş bir saldırıdır. Bunu idrak etmemiz lazım artık. Umarız yakın bir gelecekte ülkemizde de teröre karşı iktidar, muhalefet, medya ve halk, batılı devletlerde olduğu gibi tek yürek olur...

G-20 Liderler Zirvesi
Türkiye G-20 Liderler Zirvesi'ne ev sahipliği yaptı. Türkiye böylesine büyük bir organizasyondan alnının akıyla çıktı. Bu organizasyondaki en büyük payın Cumhurbaşkanı Erdoğan'a ait olduğu bir sır değil. Cumhurbaşkanı Erdoğan tüm dünya ve Türkiye için büyük bir nasiptir. Bu zirveyle Türkiye'nin imajı ve prestiji dünya çapında iyice parladı. Adeta dünyanın kalbi Türkiye'de attı.
Kuşkusuz Putin dışında tüm liderlerin dünyanın başına terör belasını musallat edenin IŞİD ve Esad rejimi olduğunu seslendirmeleri dünya barışı için büyük katkısı olacak bir gelişmedir. Dileriz zirvede konuşulduğu gibi uluslararası camia terörle mücadelede üzerine düşen adımları bir an önce atar da konuşulanlar sadece sözde kalmaz.

Göçmenler ve Terör
ABD ve AB , göçmen ve terör sorununu çözmek istiyorsa öncelikle Suriye'de akan kanı durdurmalı ve kalıcı barışı sağlayan bir çözüme ulaşmalıdır. Suriye'nin geleceğinde Esad'a yer yoktur. Esad var olduğu sürece Suriye'nin toprak bütünlüğü, çoğulcu demokratik bir yönetime ulaşması ve terör faaliyetlerinden temizlenmesi söz konusu olamaz.
Batılı devletler sığınmacılardan kurtulmak için kasten göçmenlere potansiyel terörist olarak bakılmasını istiyorlar. Bu kabul edilemez. Göçmenlerle teröristleri birbirinden ayırmamız insaniyet gereğidir. Ulusal çıkarların sarsılacağı korkusuyla,savaş mağduru olan göçmenlere sınır kapılarını kapatmak tarihin affetmeyeceği büyük bir ayıp olur. Birleşmiş Milletlerin ve ilgili tarafların göçmenler için atmaları gereken adımları hayata geçirmeleri elzemdir.

Densizlik
CHP Genel Başkanı Kemal,Yunanistan Başbakanı Çipras'a "Bugün Cumhurbaşkanı'na ve bizim kaçak saray olarak adlandırdığımız yere gittiniz. Biz, oranın maliyetini bile bilmiyoruz" diyerek Cumhurbaşkanlığı Külliyesini şikayet etmiş. Şaşırdık mı ? Hayır şaşırmadık. Kemal her zaman yaptığı gibi yine Türkiye'nin itibarını iki paralık etmeye çalışmış... Çocuk gibi ağlayarak şikayet etmiş...Bu nasıl bir densizliktir ya hu ! Bu nasıl bir çapsızlıktır Allah aşkına ! G-20 zirvesine ev sahipliği yapmış güçlü Türkiye'yi ; ekonomik açıdan iflas etmiş , üç kuruşa muhtaç olmuş Yunanistan'a şikayet etme densizliği bizlere bir kere daha politikacılarımızın yerli ve milli olmasının ne kadar önemli bir şey olduğunu gözler önüne seriyor.

Yunan Zulmü
Didim Tekağaç Burnu güneybatısında yardım talebinde bulunan Suriye uyruklu 58 mülteci, lastik şişme botları Yunan Sahil Güvenliği tarafından patlatılarak ölüme terk edilmiş. Ya bu nasıl bir zulümdür! Yazık değil mi o insanlara ! Yardım etmeyeceksen bari botlarını patlatma kardeşim! İşte bu batı medeniyetidir. Onların hedefi menfaattir, çıkardır. Sağmayacakları ineğe binmeyecekleri eşeğe yem vermezler. Sığınmacıların ülkelerini savaşlarla mezarlığa çevirdiğiniz yetmezmiş gibi şimdi de kalkmış hayatta kalabilmek için savaştan kaçan insanlara Ege denizini mezar yapmaya çalışıyorsunuz. Botları batan o zavallıları Osmanlının torunları olan Türk Sahil Güvenliği kurtarmış." Helal olsun" demekten başka elden ne gelir ki...

Bahçeli ve Kılıçdaroğlu
Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın vesilesiyle inşa edilen yeni Türkiye'yi hazmedemeyen muhalifler faturayı Devlet ve Kemal beye kesmişler. Onlara göre seçimlerde Tayyip ve AK Parti'nin başarısı söz konusu değilmiş. Ana ve yavru muhalefet liderleri çok beceriksiz oldukları için cahil halk mecburen Ak Parti'ye oy veriyormuş.

Yanılıyorsunuz beyler , sorun liderler değil ana ve yavru muhalefetin kafa yapısından , yeni Türkiye'nin misyonunu ve vizyonunu idrak edememelerinden kaynaklanıyor.

CHP bu ülkeye öyle zulümler yapmış ki ,ferasetli olan halkın kendi iradesiyle onu yeniden iktidara taşıması olanaksızdır. MHP 'nin de tarihsel bilançosu başarısızlıklarla doludur. Halk bu iki partiye de güvenmiyor...

Türkiye'nin en büyük ihtiyacı ABD'de uygulanan başkanlık sistemi gibi bir yönetimdir. Uyuyan Türkiye ayağa kalktı ve koşmaya başladı. Maalesef parlamenter sistem ahtapot gibi oligarşik yapılarıyla ayağına dolanıyor. Umarız yakın bir gelecekte yeni bir anayasa ile başkanlık sistemine geçilir de oligarşik vesayetler hepten buharlaşmış olur.

veya