Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

08 Şubat 2016, Pazartesi

Demet'in alnı ak, Gülben, ergenlikten önce oğluna eğitim veriyor.

İnsan gerçekten hayret ediyor. Demet Akalın, kızının namaz kıldığı otuz saniyelik bir videoyu instagramda övgülerle paylaşıyor. Sol isimli gazete kin kusuyor.

Ahmet Hakan ,önceki beyaz çorap üstüne mestli Kanal 7 günlerini unutmuş; Demet Akalın'a "Madem kızın bunu yapıyor. Yapsın ama niye çekip paylaşıyorsun" diyor.

Son yazısında bunu demediğini iddia ediyor.Bunu da kabul ettik diyelim."Neden bu paylaşımı geçmişte yapmadın da şimdi yapıyorsun?" diyor.

Gülben Ergen'in eşi Erhan Çelik, oğlunun abdest alırken resmini çekip paylaşıyor. Rabbine bu nedenle şükürler ediyor.Sempatik ve çok sıcak bir tablo çiziyor.

Sol yayın organı yine "gerici" yaftası ile piyasaya çıkıyor.Üstelik "gericilik furyası" diyerek olayın sirayetinden ne denli rahatsız olduğunu belirtiyor.

Aslında olay tam olarak da bundan ibaret! Olayın sirayet etmesinden yani. Hani Ahmet Hakan'ın da korktuğu bu. Aslında Ahmet Hakan niye korksun bundan canım.

Kimselere çaktırmamaya çalışsa da, Ramazanda öğle sahurunda şarapla tuttuğu tekne oruçlarıyla aksini ispat etmeye çalışsa da içinde yaşayan ve yakan manevi bir cehennem var.

İmani eğitimi almış, zamanında abdestli günler yaşamış bir insan iki yaşındaki bir çocuğun namaz kılmasından da, bunun duyurulmasından da rahatsız olmaz.

Ne kadar dünyevileşmiş olursa olsun o bundan korkmuyor, çekinmiyor, kendi isteğiyle bunu eleştirmiyor. Aslında Ahmet Hakan'ın yaranmaya çalıştığı , iplerini ellerine verdiği Doğan medyasının,hatta onların da patronu olan küresel güçlerin korktuğu şey bu işte. Ahmet Hakan da onlara yalakalık yapmak için bunu yapmak zorunda hissediyor kendisini...

"Nasıl yani, küresel güçler iki yaşındaki çocuğun namaz kılmasından, yedi yaşındaki çocuğun abdest almasından mı korkuyor? Ne alaka?" demeyin!

Küresel güçler bütün dünyayı kendi çıkarları doğrultusunda yönetmeye çalışan yapıdır.Dünyadaki bütün ülkelerde yüzlerce , müslüman olan ülkelerde ise gazeteci, züccaciyeci, televizyoncu, modacı, leblebici kılığında binlerce ajan bulunduran güçlerden bahsediyorum.

Kurtuluş Savaşıyla bu milletin manevi gücüne duvara çarpar gibi çarpıp afallayan, bu nedenle de ülkemize tüfekle giremediğinden, evlerimize televizyon ve filmler kanalı ile giren, şeytanın ahlaksız felsefesini insanımıza empoze eden zihniyetten bahsediyorum.

İşte bu zihniyet; ahlaksızlığını film ve diziler kanalıyla yayıp kadını kadınlıktan, erkeği erkeklikten, insanı insanlıktan çıkarmaya çalışıyor.

En ufak bir ahlak kırıntısı kalmayana dek absürt ve çarpık ilişkileri, hırsızlığı, mafya babalığını, yalanı, iftirayı, kan davasını, aldatmayı, ensesti ; komiklikler ve sevimliliklerle, halkın en beğendiği artistlerin bünyesinde evlerimize,(ne yazık ki) ailecek seyrettiğimiz dizilerin içine koyup bize servis ediyor.

Biz de milletce o menhus dizilerde yeğeni dayısını boynuzlarken yeğenin ve yengenin tarafını tutup "Aman ha, sakın yakalanmasınlar!" duygusu içerisinde bu dizileri seyrettik, servis edilen felsefeyi yuttuk hatta hazım bile ettik.

Daha eskileri de hatırlayalım: Yeşilçam yapımı filmlerde, çalıkuşu filmindeki dindar medrese hocası ile dalga geçmek için gösterilen "caceli calacula da cumburceyli cab cub" tekerlemelerini, vurun kahpeye filmindeki sapık ve iftiracı hocaları, mezarlıkta çekilen ve dini ölü yıkayıcılığıymış gibi gösteren filmleri, sürekli seven ama bir türlü kavuşamayan çok iyi, çok ahlaklı ve masum ama her zaman gayri meşru çocuğu olan baş rol oyuncularını, yine baş rol oyuncularının canlandırdığı yalancı ve sempatik hırsız rollerini, hatırladınız mı?

Bu ülkede 'sanat adına' veya 'adına sanat' diyerek İmam ve hocaları senelerce filmlerde sapık ve hain olarak gösterdiler.

En mübarek isimleri en saçma karakterlere verdiler. Filmlerde baş örtülü bir karakter varsa ya cahil köylü kızıydı (ki filmin sonunun mutlu son olması için medeni (!) ve mini etekli bir hanfendiye dönüşürdü) ya da başörtülü karakter ancak kapıcı eşi, çöpçü eşi olurdu.

Bir de mezarlığa gidilirken takılan mendil şeklinde başörtüler var tabii ki… Namazı sadece babaanneler kılardı. Gençler asla namaz kılmazdı. Onların hayattaki gayesi kız tavlamak ve zengin olmaktı çünkü.

O filmlerde yıllarca dindarlara "hucu", imamlara "ölü yıkayıcı" denildi. Neden yapıldı bu planlı hamleler? Neye ve kime hizmet için aynı kişinin kaleminden çıkmış gibi "din düşmanlığı" teması ile çekildi o filmler?

Hatta bunları yapanlara neden ücretsiz fonlar verildi ? Hala neden eşcinsellik neredeyse her dizide ve vizyona giren her filmde sevimli şekilde gösterilerek gözümüze soka soka işleniyor? Neden evlilik programları vesilesiyle kültürümüze, özümüze ait ne varsa ortadan kaldırılmaya çalışılıyor? Neden ?

Bu milleti bozmak; ahlakından, kültüründen, bu milleti millet yapan, tek yürek yapan her şeyden uzaklaştırmak istiyorlar da o yüzden. Kurtuluş Savaşında giremedikleri ülkemize fikir savaşları ve ahlaksızlık bombalarıyla girmeye çalışıyorlar da o yüzden.

Bunu yaparken de artistlerin gençlere rol modeli olması durumundan yararlanıyorlar işte. İşte bu nedenle rol modeli olabilecek bir kişinin çocuğunun namaz kılmasını özendirmesi onları dehşete düşürüyor. Kuduruyorlar.

Allah korusun bu kişiler benim çocuklarıma rol modeli olamazlar. Ama çocuğuna düzgün bir rol modeli gösteremeyen kişilerin, fütursuz ve sınırsızca televizyon izleyenlerin çocukları ekranda neyi görse özeniyor.

Sadece çocuklar da değil, gençler , hanımlar , yetişkinler… Bir çocuk 'Arka sokakları' izliyor; polis olmak istiyor.
Bir yetişkin erkek 'Kurtlar Vadisi Pusu' filmini izliyor ; mafya babası olmak istiyor. Bir genç 'Deli Yürek'i' izliyor; baş roldeki jön gibi sokakta uzun siyah paltoyla dolaşıyor, yaşıtlarını itip kakıyor.

Bir ev hanımı 'Evli ve Öfkeliyi' izliyor; dizide oynayan kişi gibi saçını kısa kesip turuncuya boyuyor, dizide kendine genç ve yakışıklı yeni bir koca bulan kadını görünce eşinden boşanmak için planlar yapmaya başlıyor. Kime özenirse, onun gibi olmak istiyor. Yani kime özenirse adeta "O" olmak istiyor.
Yani özetle aslında Ahmet Hakan ciğerlerine kurban olduğu patronlarının adına demek istiyor ki;

"Demetciğim; sen yaklaşık dört milyon takipçisi olan bir sanatçısın.

Sen neden rol modeli olduğun bu kadar insana; ''namaz iyidir, din güzeldir, küçük bir çocuğun başını örtüp namaz kılması takdir edilecek bir şeydir'' imasında bulunuyorsun?

Sen neden bizim dalkavukluğunu yaptığımız küresel güçlerin onlarca yıldır uğraşıp da filmlerle, kitaplarla, türlü türlü yayınlarla ve oyunlarla çocukları bozmaya ,insanların alt bilincine dini kötü gösterip soğutmaya çalışma fikirlerinin dibini dinamitliyorsun?

Ha Demetciğim? Madem kızın bunu yapıyor. Evde kendi kendine yapsın. Lütfen paylaşma. Lütfen ! "


Ahmet Hakan'ın bir başka sancısı da; tam bu ülkede CHP zihniyetli kodamanların sözünün geçtiği dönemde beyaz çoraplı ve mestli dönemindeydi.
Şimdi ise yel değirmeninin artık AK Parti lehine döndüğü, milletin sağlam iradeden yana olduğu ve içindeki dindarlığı özgürce yaşayabildiği bir dönemde kanını değiştirip Doğan medyasının ekmeğine yağ sürer bir pozisyona girdi.
Yani bu adam bilinçaltında diyor ki; '' Abi benim hiç mi yüzüm gülmeyecek? Tam da dönecek zamanı buldum. Havalı olurum. Elit olurum diye, sınıf atlar entel olurum diye döneyim dedim. O da konjonktürün dindarlar lehine döneceği zamana denk geldi..."
Artık Hakancığımın bilinçaltındaki düğümleri de çözdüğüme göre bir terapi parası kârdadır.Bugün de bu sevap bana yeter...

veya