Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

15 Şubat 2016, Pazartesi

Ey Amerika ve Avrupa !

Benim bir arkadaşım var. Adı Jack Jr. Hansederick. Annesi Avrupalı, babası Amerikalı biri.

Bu arkadaşım tam bir Avrupa ve ABD hayranı. Öyle ki bir sabah Amerikan bayraklı tişörtünü giyiyor. Ertesi sabah AB bayraklı ceketini takıyor sırtına.

Yalnız bizim onunla arkadaşlığımız daha çok bir çıkar ilişkisi. Yani tam bir dost değiliz birbirimizle. Kötü gün dostu değiliz yani. Daha çok al gülüm, ver gülüm şeklinde ilişkimiz.

En gıcık olduğum tarafı da bir ABD'li veya bir Avrupalı gibi değil de Avrupa'nın ta kendisi imiş gibi hep "Ben kabul edersem AB'ye girebilirsiniz. Tarih ve coğrafya sizi Ortadoğulu yapmış... Sizi nasıl dost kabul edeyim..." şeklinde konuşması.

Neyse ,geçen gün tam kitap okuyorum. Geldi yanıma. Yine anlatıyor. O çok sevdiği hayran olduğu ABD ve AB'yi bana.

Yok efendim neymiş; Türkiye'nin Cumhurbaşkanı mülteci sorunu için Avrupa ile pazarlık yapıyormuş da, yok efendim Erdoğan nasıl çıkıp da "Eyyy Amerika!" diyebilirmiş de, yok efendim bu Suriye sorununu çözse çözse Amerika çözermiş de bla…bla…bla…

Bak dedim Hansederick! Sana tam da şu an okuduğum yerden bir bölüm aktaracağım. İyi dinle:

Bediüzzaman Said Nursi, Mektubat adlı eserinde ne anlatıyor:

"Bir zaman İngiliz Devleti, İstanbul Boğazının toplarını tahrib ve İstanbul'u istilâ ettiği hengâmda, o devletin en büyük daire-i diniyesi olan Angilikan Kilisesinin Baş Papazı tarafından, Meşihat-ı İslâmiyeden (Osmanlı Diyanetinden) dinî altı sual soruldu.

Ben de o zaman, Dârül-Hikmetil-İslâmiyenin (Din İşleri Yüksek Kurulu) azası idim. Bana dediler: "Bir cevap ver. Onlar, altı suallerine altıyüz kelime ile cevab istiyorlar."

Ben dedim: "Altıyüz kelime ile değil, altı kelime ile değil, hattâ bir kelime ile değil, belki bir TÜKÜRÜK ile cevab veriyorum.

Çünki o devlet, işte görüyorsunuz ayağını boğazımıza bastığı dakikada, onun papazı mağrurane üstümüzde sual sormasına karşı yüzüne tükürmek lâzım geliyor... Tükürün o ehl-i zulmün o merhametsiz yüzüne!.. demiştim."
Hansederickcim; şimdi bakıyoruz sen, hem Avrupa'nın müslümanlaşması hem de hayat standartından ödün verme korkusundan Suriyeli mültecilere kapılarını kapattığın, botlarını patlattığın hatta bazı Parti liderlerin "Gerekirse silah kullanılarak mülteci sorunu çözülsün" dediği halde Erdoğan, şimdiye kadar mültecilere hep kucak açmış durumda.

Senin, mültecilerden kelimenin tek anlamı ile 'ÖDÜN KOPUYOR.'

Erdoğan, herhangi bir şey beklemeden şimdiye kadar mültecilere yardım ettiği halde sen Türkiye'den mültecilerin Avrupa'ya geçmelerine izin vermemesi için adeta Erdoğan'a yalvarıyorsun. "Verelim 3 milyar Euro. Gerekirse daha fazlasını da veririz. Yeter ki gelmesin bu insanlar ülkemize" diyorsun.

Erdoğan da ''Muhacir-Ensar'' kardeşliği doğrultusunda zaten sahip çıktığı mültecilere ülke ekonomisine külfet olmaması için senin tarafından söz verilen paranın avantajı ile yine sahip çıkacağını söylüyor.

Şimdi kalkmışsın "Yok Erdoğan 3 milyar Euro için pazarlık yaptı " da, yok "Önce bize proje göstersin ondan sonra gönderelim parayı" da diye söz verdiğin desteği vermemek için kıvırıp duruyorsun.

Bence senin feci halde kafan karışmış durumda. Tabi sen şimdiye kadar hiç bu denli, bir insanın ve bir ülkenin insiyatifine muhtaç olmadığın için, hep sıkıştıran, ultimatom veren, şart koşan durumunda olduğun için kafanın karışması normal sayılabilir.

Fakat hadi benden bir kıyak olsun sana. Hakikatı göremeyene hakikatı göstermek sevapmış.

Sayın Hansederick! Ya da benim Cumhurbaşkan'ımın deyişine atfen ''Eyyy Hansederick!'' Sen ülkende müslümanlığın yayılması korkusunu aşman, lüksünden ve keyfinden taviz vermek zorunda kalmaman ve mülteci sorunuyla uğraşmaman için Erdoğan'a muhtaçsın.

Türkiye'nin misafirperverliğine ve mülteciler için yapacağı icraatlara da muhtaçsın.

Siyasi bir deha olan Erdoğan'ın stratejik bir şekilde kimseyi küstürmeden ve ülkesinin çıkarlarına uygun olacak şekilde halledeceği bu sorunun çözümü için, ülkemiz ekonomisine gerekli ve yeterli parayı aktarmaya da mecbursun.

Şimdi kalkmışsın sanki Erdoğan ve bu ülke sana muhtaçmış gibi hesap soruyor,şartlar koşuyor veya o parayı göndermemek için mırın kırın ediyorsun.

Bir yandan Rusya, Türkmenleri bombalarken ses çıkarmayıp, Erdoğan'ın savaşsız bölge teklifini umursamayıp çözüme dair bir adım atmıyor, atılabilecek adımları da desteklemiyorsun. Öte yandan da utanmadan "Mülteciler gelmesin,halledin şu işi" diye üsteliyorsun.

Bir de kalkmışsın bize hesap sorar gibi üstüne mülteciler için bizden proje talep ediyorsun...

ABD, terörle mücadelede bizimle beraber mi ?

Bir yandan (ABD) YPG'yi terör örgütü kabul etmeyip, militanlarından plaketler alıp bir yandan da Cumhurbaşkanı ile görüşürken "Teröre karşı yanınızdayız" diyorsun...

Bir yandan terörle mücadelede destekçimiz olduğunu söyleyip bir yandan da Avrupalı ve ABD'li ajanların PKK tarafında veya PKK 'nın Suriye kolu olan PYD tarafında bize karşı savaşmasını, terör örgütlerine mühimmat desteği vermesini sağlıyor veya buna izin veriyorsun...

Türkiye'nin YPG mevzilerini vurmasına karşı çıkıyorsun...

Bunca iki yüzlülüklerin varken, kalkıp bir de kendi ülkesinin hakkını savunan bir Cumhurbaşkanının "Pazarlık yapıyor" diye sanki bu kötü bir şeymiş gibi haberini yapıyorsun.

Eyyy Hansederick ! Sorarım sana : Sen gerçekten neyin kafasını yaşıyorsun ?

veya