Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

02 Mart 2016, Çarşamba

KARININ BAŞINI AÇTIRACAKSIN!

Bir zamanlar kuvvetler ayrılığı denilince bu ülkede yasama, yürütme ve yargı değil kara, deniz ve hava kuvvetleri akla gelirdi.

Bir zamanlar dedim diye öyle çok eski zamanlara gitmeyin.

19 yıl öncesine gitmeniz yeterli.

Evet 28 Şubat post-modern darbesinden söz ediyorum.

Müslümanların zenci muamelesi gördüğü zulüm döneminden.

Müslümanların horlandığı, aşağılandığı ve her türlü haksızlığa maruz kaldıkları zaman diliminden.

Milli Güvenlik Kurulunun o dönem tek bir meselesi vardı: İRTİCA!

İrticayla mücadele adı altında sözde temizlik faaliyetinin uygulandığı en önemli kurum Türk Silahlı Kuvvetleriydi.

Bir kısım subayların birer ikişer ilişiği TSK'dan kesiliyordu.

Peki ama bu subayların ordudan atılma gerekçesi ne idi?

Bu sorunun cevabı onlara göre oldukça basit ve yeterli bir gerekçeydi: İRTİCAİ FAALİYETTE BULUNMAK!

Yüksek Askeri Şura'da atılacak olan Subay ve Astsubaylar görüşülürken masaya konan dosyalarda bir delil veya belge var mıydı?

Hayır ! Dosyada komutanının kanaatı ve atılma talebi dışında bir şey yoktu.

Peki bu mimlenmiş subayların atılması için komutanların kanaatlerini şekillendiren suçlar neydi ?

-Subay hanımlarının başörtülü fotoğrafı

-Subay babalarının sakallı fotoğrafı

-Subay çocuklarının yaz mevsiminde Kur'an Kursuna gitmeleri

-Subay eşlerinin askeri balolara katılmaması

-Subayların alkollü içecek içmemeleri

-Subayların camiden çıkarken çekilmiş fotoğrafı

Peki bu suçları (!) işleyen subaylar hemen atıldı mı ?

Elbette hayır.

Öncelikle ;

-ŞÜPHELİ VE SAKINCALI PERSONEL statüsüne alındılar.

-Rütbeleriyle bağdaşmayan makam ve görevlere sürgün edildiler.

-Hak etmedikleri çok düşük siciller verildi.

-Sicil dosyalarına "Dini görüşleri benimsediği için takibi gerekir." şeklinde sübjektif kanaatler yazıldı.

-Takibe alınmaları ve belli aralıklarla haklarında sakıncalı raporu gönderilmesi istendi.

Atılmadan önce yapılan mahalle baskısı ve zulümler!

-Sürgün edildikleri yerlerde sakıncalı oldukları için toplantılara alınmadılar.

-Sakıncalı oldukları için mesai arkadaşları bile bu personelle görülmek istemedi, köşe bucak bunlardan kaçtılar, yalnız bırakıldılar.

-Kendisi ayrılsın gitsin diye amirlerince sürekli psikolojik olarak taciz edildiler.

-Aileleri huzursuz edildi.

-Bazı birliklerde, Komutanın hanımının oluşturduğu bir grup subay hanımından oluşan ikna ekipleri, bu durumdaki personelin evine gelerek hanımının başını açması yönünde baskı yaptılar.

"Bir hafta sonra tekrar geleceğiz. Seni başını açmış olarak göreceğiz. Kararını çabuk ver" şeklinde baskılar yapıldı. Bu yüzden psikolojik bunalıma giren personel hanımları oldu.

-Zaman zaman komutan tarafından, makama çağırılarak: "Karının başını açtır. Sözün geçmiyor mu? Nasıl erkeksin? Karının başını açtıramıyorsan dosyanı Şura'ya göndereceğim." şeklinde tehdit edildiler.

- Subaylara defalarca hanımlarının başlarını açtırmaları için uyarı tutanakları imzalatıldı.

-Çocukları dışlandı.

-Lojmanda oturma hakları olduğu halde lojmanda ikamet etmelerine izin verilmedi.

-Lojmana girenlerin eşleri ve anneleri nizamiyeden giriş ve çıkışlarda:

"Başörtündeki iğneni çıkar, tavşan kulağı bağla " şeklinde denilerek, erler tarafından huzursuz edildi.

-Söz konusu subayların, sakallı hacı babaları ve başörtülü hacı anneleri evlatlarının evlerine gelemediler. Hatta bir kısmı otellerde kaldı. Evladıyla ve torunlarıyla lojman dışında görüştü.

Bütün bu caydırma ve sindirme adımlarına karşılık, hala yaşam tarzını değiştirmek istemeyenler, "ıslah olamaz" kanaatiyle ilk YAŞ toplantısında atıldı!

Evet, Türkiye cuntacı ve darbeci vesayetçi kurumların egemenliğinden
milletin egemenliğinin hükümran olduğu bu günlere geldi!

Başörtünün ve başörtülünün bir öcü gibi düşünüldüğü,

dindar yaşantısı olanlara bir virüs gibi davranıldığı,

oğlunun yemin törenini seyretmeye giden başı örtülü hacı annelerin kovulduğu,

üniversitelerde kapı önlerine saygıdan(!) başörtü açma kabinleri konulduğu,

İlahiyat ve İmam Hatiplerde bile baş örtmenin yasak olduğu o karanlık günler yaşadık.

Ama şimdi Kur'an tilaveti eşliğinde Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde 29 Ekim 'de resepsiyon verilip devleti yöneten politikacıların eşlerinin başında en önemli bir şeair-i İslamiye olan başörtüsünün iftiharla takıldığı günlere geldik.

Lütfen değerini bilelim...

veya