Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

16 Mayıs 2016, Pazartesi

Hasan Cemal'in Erdoğan nefreti, PKK ve soykırım aşkı

Lafı eğip bükmeden ve laf cambazlığı yapmadan Hasan Cemal'in günahlarını sıralayalım ta ki nasıl biri olduğu zihinlerde iyice belirsin...

Hasan Cemal demek ;

Çözüm süreci devam ederken savaş hazırlıkları yapan, tüneller kazan, mayınlar döşeyen, mühimmat stoklayan ve 1500'ün üzerinde terör eylemini gerçekleştiren PKK'yı koşulsuz destekleyen gazeteci demek !

Ülkenin bölünmemesi için PKK ile mutlaka masaya oturup müzakere yapılmasını seslendiren kişi demek !

PKK'nın bölgede işlediği cinayetleri TSK'ya yıkmak için, gerçeklerde dezenformasyon yapan köşe yazarı demek !

'Tehcir' olgusunu soykırım olarak kabul eden, Ermenilerden özür dileyen, soykırımın ders kitaplarına konmasını isteyen ve Ermenilere tazminat ödenmesi gerektiğini savunan kişi demek !
Kandil'in kart liderlerinin küçük yaştaki Kürt kızlarına cinsel istismarda bulunmalarına ses etmeyen biri demek !

PKK leşlerine sahip çıkan ancak şehitlerimize sahip çıkmayan biri demek!
Berkin Elvan için gözyaşlarına boğulan ancak Yasin Börü için kılını kıpırdatmayan biri demek !

Kandil postası veya PKK kuryesi demek !

Küresel güçlerin taşeronu demek !

TSK'nın PKK ile mücadeleyi bırakmasını savunan kişi demek !

HDP, PKK ve FETÖ aleyhine tek satır yazı yazmayan köşe yazarı demek !

CHP'li vekillerin yolsuzlukları ve vekil maaşıyla aldıklarını iddia ettikleri rezidansları hakkında en ufak bir eleştiriyi köşesinde dile getirmeyen kişi demek !!!

Bunları gözünüzle görmek isterseniz 'Google görsele' Hasan Cemal yazın ve Murat Karayılan, Bese Hozat, Cemil Bayık, Duran Kakan gibi Kandil dinozorlarıyla ve PKK'lı teröristlerle sırıtarak çektirdiği binlerce fotoğrafa bakın !

80'ine merdiven dayamış bir gazetecinin bu denli Erdoğan düşmanlığı yapmasını, Kandil'in sözcülüğüne soyunmasını, Ermeni soykırımını savunmasını ve Türkiye halkına iç savaş çıkarmadığı için trip atmasını anlamak mümkün değil.

Gelelim Hasan Cemal'in son yazısındaki mantık hatalarına...

'Davutoğlu'nun görevi bırakma ve kongreye gitme kararı almasına darbe demesi'

Bu süreç tamamen Anayasa'nın ve ilgili yasaların partilere tanıdığı bir seçenek. Siyasal sürecin tıkandığı noktalarda yasaların verdiği seçenekleri kullanmak ne zamandan beri darbe oluyor.

Sonuçta darbenin az çok tanımı belli değil mi ?

Hoşumuza gitmeyen her olaya darbe diyebilir miyiz ?

'Oylar Erdoğan'ın emaneti olan Ak Parti'ye değil Davutoğlu'na verildi iddiası'

Bir kere 1 Kasım seçimlerinde oylar Davutoğlu'na değil Erdoğan'ın emaneti olan AK Parti'ye verildi. Tıpkı CHP'ye verilen oyların Kemal Kılıçdaroğlu'na değil de Atatürk'ün emaneti olan partiye verilmesi gibi.

'Halkın %49,5 oyunu alan Davutoğlu'nu demokrasi adına savunması, lakin halkın %52 oyunu alan Erdoğan'ı görmezden gelmesi'

Bu kadar mantıksız bir şey olabilir mi ? Kişi gerçekten halkın egemenliğine ve demokrasiye inanıyorsa halkın tercihine saygı göstermeli. Bu ülkede her iki seçmenden biri oy tercihini Erdoğan lehine yaptığı halde kalk sen bunu görmezden gel ! Öte yandan seçmenin Erdoğan'ın emaneti olan partiye verdiği oyları cerbeze yaparak sadece Davutoğlu'na verilmiş gibi gösterip gerçekleri saptır...

'Demokrasiyi ağzında sakız gibi çiğnemesine rağmen kalkışma, iç savaş ve terör gibi anti demokratik şiddet içeren seçenekleri savunması'

Bölücü ve yıkıcı terör örgütü PKK'ya açıktan destek veren ve iç savaş çıkarmak için halkı kışkırtmaya çalışan birinin demokrasiden, basın özgürlüğünden ve insan haklarından dem vurması kâle alınmaz, alınmamalı.

'Yeni Anayasa yapılsa dahi Erdoğan'ın buna uymayacağı saplantısı' Bu çok saçma bir düşünce. Mevcut Anayasa'nın modern Türkiye'nin ihtiyaçlarını karşılamadığı ve yönetim sistemini tıkadığı tartışmasız bir gerçek. Ülkenin tüm ihtiyaçlarına karşılık verecek yeni bir anayasanın yapılması şu an tartıştığımız bir çok sorunu kendiliğinden ortadan kaldıracak. Erdoğan'ın yapılacak yeni anayasaya dahi uymayacağını seslendirmenin yani niyet okuyarak falcılığa soyunmanın bir alemi yok.

'Türkiye'de dikta yönetimi var demesi'

Halkın özgür iradesiyle seçilen Cumhurbaşkanı'nın iç ve dış engellemelere rağmen Anayasal yetkilerini kullanarak ülkeyi yönetmeye çalışmasına dikta demek anlaşılır gibi değil. Diğer yandan evrensel bir değer olan eleştiriyi, hakaretten ayırt etmemiz lazım. Kimsenin kimseye sövme hakkı yoktur. Sen kalk Cumhurbaşkanı'na söv sonra da Cumhurbaşkanı'na hakaretten dava açılınca ona diktatör de ! Yok böyle bir şey.

Kılıçdaroğlu'nun ''Kan dökülmeden bunu yapamazsınız, kan dökülmeden bu iş olmaz! Söylediğim budur'' sözüne imzasını atmışmış. Böyle bir söz ne ABD'de ne de AB'de söylenebilir. Demokratik modern hiçbir devlet bu sözün sahibine tolerans göstermez, göstermemeli. Böyle bir söz iç savaş çıkarmaya yöneliktir. Allah korusun çıkacak bir iç savaş Türkiye'nin bölünmesine neden olur ki emperyal güçlerin de ve onların maşalarının da isteği bu yöndedir.

Son tahlilde ülkemize rahat bir nefes aldıracak şey şu aşamada partili cumhurbaşkanlığı sistemine geçişle sağlanabilir.Başkanlık veya yarı başkanlık sistemiyle karşılaştırıldığında partili cumhurbaşkanlığı sistemi yetmez ama şimdilik evet...

veya