Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

30 Mayıs 2016, Pazartesi

FETİH ŞÖLENİ,FETULLAH GÜLEN VE CİBALİ BABA

İstanbul'un fethinin 563. senesi büyük bir coşku ile kutlandı. Hem de ne coşku.

Tören alanına gelen halk ellerinde bayraklarla, gönüllerinde heyecan, dillerinde dualar ve tekbirlerle alanı coşturdular.

Ben de oradaydım. Marmaray'dan çıktığımda resmen bir insan selinin alana doğru ilerlediğine şahit oldum. Ben de akıntıya kendimi bıraktım ve kendimi o müthiş kalabalığın arasında buldum.

Bu alanda halk vardı. Gerçek halk. Hani her sabah durakta beraber otobüs beklediğim üniversitelerine yetişmek için koşturan gençlerden, sabahçı öğretmen hanımlardan, çocuğunun çantasını sırtında taşıyan annelerden, öğle arası simit yanına çay menüsü ile geçiştiren asgari ücretli arkadaşlardan, temizliğe giden teyzelerden, simit satan amcalardan, bizim musluğu tamire gelen tesisatçı arkadaştan, veli toplantısında gördüğüm ilgili babalardan, annesinin sırtına havlu koyan hanım kızlardan, birbirine el ense çeken genç oğlanlardan, cübbeli sarıklı dayılardan, askılı elbiseli hanımlardan hatta çakma markalarla kendini donatmış sanal tiki kızlardan vardı her yerde.

Bir tarafıma bakıyordum liseden arkadaşımla karşılaşıyordum. Öbür tarafıma bakıyordum uzak bir akrabamla. Sosyal medya etiketlerine bakıyorum. Alanda göremesem de en az on onbeş arkadaşım orada olduğunu etiketlemiş.

Herkeste aynı coşku. Aynı heves ve heyecan. Dillerde mehterana eşlik eden ''Allahu Ekber Allahu Ekber,ordumuz olsun daim muzaffer'' sesleri.

Gönüllerde fethin yeniden canlanmasından kaynaklanan mutluluk.

Hele Erdoğan'ın alana giriş yapması ile ortaya çıkan coşku paha biçilemezdi.

Yanımdaki bir teyze Erdoğan'a ''Seni yaradana gurban olurum'' diye haykırdığında, önümde ilginç saç traşlı çocuk, Erdoğan ''Sizi Allah'ın selamıyla selamlıyorum'' dediğinde, elini göğsüne koyarak ''Aleyküm Selam'' diye çığlığı bastığında ve arkamdaki amca öyle bir ''Yanındayız Reis'' diye bağırdığında içim bir hoş oldu.

Halkla beraber halkı gerçekten seven ve ihtiyaçlarını gören bir lidere sahip olmanın haklı gururunu yaşadım. Bir kez daha bu davanın hak olduğunu idrak ettim.

Bu insanlar o alana zorla gelmemişler. O sözleri kimsenin hoşuna gitsin ya da birilerine yaransınlar diye söylemiyorlar. Gerçekten içlerinden gelerek, coşku ve büyük bir hevesle söylüyorlar.

Erdoğan'dan önce konuşan 'Binali Yıldırım'ın coşku dolu ve ümit vaad eden sözleri çok manidardı.' Tam bir bütünlük ve işbirliği ile davaya destek vereceğini, bu ülkenin cihan devleti olduğu günlere geri döneceğini sözleriyle hissettirdi.

Erdoğan da konuşmasında Sayın Başbakan'dan sıklıkla söz ederek aralarındaki sinerji hakkında güzel ipuçları vermiş oldu.

Sonra alana bir de Beyaz Türk kafası ile bakayım dedim.

Hani şu benim fikrimden değilsen cahilsin, eziksin, yanlışsın, diktatörsün diyen zihniyet var ya.

Hani eğer dindarsan köylüsün, köylüysen değersizsin, koyunsun.Dindarsan sadece ikinci sınıf vatandaş olabilirsin diye düşünen kafa.

'Sizi yıllardır bizim gibi aristokrat kesimlerle, gizli odalar arkasında yaptığımız sinsi planlarla yönettik ve yönetmeye de devam edeceğiz' kafasında olan kesimin gözü ile baktım alana.

Aman Allah'ım. Gerçekten dehşet vericiydi. Herkes ya mehterana eşlik ediyor ya tekbir getiriyor.

Başörtülü kızlar sağda solda özgürce ve özgüven patlaması ile dolaşıyor. Sahnede mehter takımı fetih marşları söylüyor.

Din-i Mübin-i İslam'ın kalpleri, gönülleri fethetmesi ile ilgili dualar ediliyor, Kur'an'lar okunuyor, atamız olarak Fatih Sultan Mehmet'den bahsediliyor.

Bu da yetmezmiş gibi dindar insanlar protokolde bulunuyor, halka hitap ediyor, ülkeyi yönetiyor.

Cumhurbaşkanı'nın eşi başörtülü ve her alana çıkan konuşmacı onu 'hanımefendi' diye selamlıyor ve ona saygılarını sunuyor. Başörtülü bir kadından 'hanımefendi' diye bahsediyorlar, inanamıyorum. Halk da müthiş bir coşku ile bunlara destek veriyor.

Arap ülkelerinden misafirler ağırlanıyor, alanda içki içen yok, üstelik her taraf başörtülü ve çarşaflı kadınlar, cübbeli ve sakallı amcalarla dolu.

Anlayacağınız halk dedikleri yüzde 52 burada. İçim daraldı. Gözlerime, gördüklerime ,yaşadıklarıma inanamadım. Gerçekten hak verdim adamlara. Kolay değil tabii ki, sonuçta 90 yıldır ülkede hep onların sözü geçiyordu.

Dinsizlik, sosyetiklik pirim yapıyordu. Hep onlara özeniliyor, onların beğendiğini beğenmek, onların sevdiğini sevmek zorunda kalıyor sevmezse beğenmezse aşağılanıyordu halk.

Ama şimdi öyle mi? Nereden çıktıysa şu imam hatipli Tayyip, artık halk kendi kendini yönetiyor.

Sadece eskiden biz özel hastanelere, yemek yemek için lüks mekanlara, yüksek okullara, üniversitelere, önemli yerlere girebilirken/gidebilirken şimdi bu halk denen mahluklar nereden çıktılarsa hep onlar gidiyorlar böyle yerlere. Gidebiliyorlar. Üstelik hem halk hem de muhafazakar halk. İki katlı bir dehşet doğrusu.

Sonra artık bu kafadan çıkmak zorunda olduğumu fark ettim. Daha fazla o kafada kalırsam mide bulantısı yapacaktı. Silkelenip kendime geldim.

Ve keyifle bu harika fetih şölenini izledim. Yaşadıklarımın ve yaşayacaklarımın keyfini çıkarmaya karar verdim.

Erdoğan, konuşmasında FETÖ'ye de değindi. Ben de bununla ilgili olarak hala o bataklığın içinde olan ve kendini kurtaramamış olanlara fetih zamanında yaşanan şu olayı hatırlatmak isterim:

Fatih Sultan Mehmet Han, düşünceli. Şehrin alınması için bütün sebeplere baş vurulduğu halde fetih bir türlü gerçekleşmiyor.

Taarruz günlerce, haftalarca devam ediyor, şehir bir türlü düşmüyor, İstanbul teslim alınamıyor. Atılan top gülleleri adeta tesirsiz kalıyor.

Sultan Mehmet, olup bitenleri sebepler açısından inceliyor ama bir eksiklik yok. Öngörülen bütün tedbirler tamam ve her şey yolunda görünüyor.

Tabii ya. Acaba, olayın mânevî boyutunda bir eksiklik, bir yanlışlık, yahut bir tedbirsizlik mi var ? Gidip hocası Akşemseddin Hazretlerine danışıyor: ''Acaba fethin önünde mânevî bir engel mi var?''

Kalp gözü açık ve mânevî kemâlât sahibi Akşemseddin Hazretleri, "mânevî düğüm"ün olabileceğine kanaat getirerek mana alemine dalıyor. Bir de, ne görsün...

Meğer, Bizans tarafında bulunan Cibali Baba isminde bir meczup veli, sur içine doğru atılan koca top mermilerini "Aman gâvurcuklarıma bir şey olmasın. Gavurcuklarım ölmesin" diyerek, kerâmetinin kuvvetiyle tutup tesirsiz hâle getiriyor.

Dolayısıyla da, şehrin düşmesini, Bizans'ın teslim olmasını ve müjdelenmiş olan o feth-i mübînin tahakkuk etmesini mânen engellemiş oluyor.

Durumun bu merkezde olduğunu keşfeden Akşemseddin, "Yâ İlâhî ve yâ Rabbî! Müjde-i Peygamberî'de (asm) yer alan şu feth-i mübin için lâzım gelen herşey yapıldı. Ortada aşılamayacak hiçbir mâni kalmadı; bir tek şu 'mübarek mecnun'dan başka... O da bilmeyerek şu mukaddes fethin önüne set çekiyor, engellemeye çalışıyor. Yâ Rab! Ya beni bu azaptan kurtararak canımı al, ya da o mecnun veli kulunun canını al ki, feth-i mübin müyesser ola."

Şu hâlis ve tesirli duâ âcilen kabul edilmiş olmalı ki, Haliç tarafından sur içine doğru atılan bir top güllesi—rivâyete göre—o mecnun veliye isabet ediyor ve hemen oracıkta ölüyor.

Risale-i Nur eserlerinde de bu konudan kısaca şöyle bahsedilir:

''Sultan Mehmed Fatih'in zamanında hikâye edilen meşhûr ve mânidar Cibali Baba kıssası nevinden olarak, bir kısım ehl–i velâyet, zâhiren muhakemeli ve âkıl (akıllı) görünürken, meczupturlar.''

Diyelim ki; sizin hocanız (!) hadi ki hain değil, hadi ki vatanını satmıyor, hadi ki ülkesini arkadan vurmuyor, hadi ki ülkesinin düşmanları ile işbirliği yapmıyor.

Bunları madem kabul etmiyorsunuz. En azından bu açıdan bakın olaya.

Ortada, yaptığı Türkçe Olimpiyatlara Andy Garcia'dan, Holland'dan,

BM 'den, Obama'dan destek alan bir organizasyon var.

Bu kişiler hiç kendi çıkarlarına olmayan birilerini destekler mi?

Onaylar mı?

Selam gönderir mi?

Bu kişiler haçlı kuvvetinin ta kendileri değil mi?

Siz bunlarla işbirliği yapıp kendi vatanınıza, milletinize, dininize ihanet ediyorsunuz.

Vatanına ihanet eden bir adamı hala 'hoca' diye kabul edip saygı duyup arkasından gidiyorsunuz.

Diyelim ki hainliğini kabul etmekte bu kadar körsünüz.

O halde bari bu adama Cibali Baba deyin.(Bu karşılaştırmayı yaptığım için Cibali Baba'dan özür diliyorum. Gerçekte bu adam Cibali Baba'nın tırnağı olamaz) Hain değilse de olsa olsa meczupdur...

Yoksa İslam'ın tüm dünyada inkışafı için çalışan 'Erdoğan gibi sağlam ve gür bir sese' karşı çıkmak akl-ı selimin kârı olamaz diye düşünerek çıkın artık şu FETÖ yapılanmasının içinden.

O adamın yanında bulunarak kime ve kimlere destek verdiğinizin farkına varın artık.

Kimin yanında olduğunuzu fark edin !

Kim olduğunuz kadar kime destek verdiğiniz ve kimlerin yanında olduğunuz da çok önemli.

Okuduğunuz cevşenlerin, Kur'anların, Risalelerin manevi gücünü küffar safında, iman davasına karşı kullanıyorsunuz.

Siz de Cibali Baba olmayın !

Bırakın bu gavurcukların safında yer almayı…

Bırakın o gavurcuklara bir şey olsun…

Onlar kahr-u perişan olsun. Erdoğan'ın önderliğini yaptığı Müslümanların karşısında titresinler…

veya