Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

13 Temmuz 2016, Çarşamba

ÇİFTE STANDARTIN BU KADARI

Avrupa'nın ikiyüzlülüğü ve ırkçılık hastalığı

Avrupa Parlamentosu'nda PKK ve PYD sergi açmış.

Evet, yanlış okumadınız. Avrupa Parlamentosu terör örgütlerinin propagandalarının yapıldığı bir sergiye izin vermiş.

Bu rüyada veya başka bir sanal gerçeklik ortamında olan bir şey değil. Bu bildiğin bizim yaşadığımız dünyada bizim güya bildiğimizi sandığımız Avrupa Parlamentosu'nda olan bir olay.

Anlayacağınız tam bir çifte standart söz konusu…

Sergideki görseller Avrupa'nın "Senin teröristin iyi, benim teröristim kötü" görüşünü çok net gösteriyor.

Bu ne demek?

Yüzümüze karşı terör eylemlerinden sonra "Acınızı paylaşıyoruz, terörü kınıyoruz" diyenlerin aslında o teröristlere "Aferin arkadaşlar. İyi yaptınız. Bakın sizi ve amacınızı nasıl da destekliyor ve göğe çıkarıyoruz" demek değil mi?

Hatırlarsanız daha önceden de PKK leşleri için taziye çadırları kurulmasına izin vermişlerdi. Şimdi de utanmadan AP binasını teröristlere açmışlar.

Hem de AP Sosyal Demokrat Grubu Milletvekili Josef Weidenholzer'in desteğiyle.

Hayır, bu da yetmezmiş gibi resimlerin altında o yerlerden bahsedilirken "kanton" deniliyor. Kanton, yani bir çeşit alt devletçik (eyalet).

Adeta terör örgütlerinin işgal ettiği yerlerdeki özerk idarelerini meşrulaştırmaya çalışmışlar.

Peki, AB bunu niye yapıyor?

PKK ve PYD, DAEŞ'e karşı sözde savaştığı için…

Sırf DAEŞ'le savaşma terör örgütlerini meşrulaştırabilir mi?

Bu kadar ilkesizlik, bencillik ve aptallık olur mu?

Maalesef oluyor…

Neticede DAEŞ, PKK, PYD, YPG, YPJ ve DHKP-C başka hangi harf birliğinden oluşan terör örgütünden bahsedilirse bahsedilsin işin kökeninde bu ülkeyi çökertmeye çalışan tek bir ortak organizasyonun piyonlarından bahsediyoruz.

Aralarında ufacık da olsa bir tartışma çıksa dahi yine kendi çıkar çatışmalarından olabilir.

Ama ortak amaçları aynı davaya hizmet ediyor.

O da ülkemizin üzerinde oynanan haçlı oyunlarından başa bir şey değil.

Bunu sadece peşmerge kıyafeti giyip öyle oynuyorlar.

Çünkü baronlar, birçok çıkarlarının bulunduğu Ortadoğu'da güçlü bir Türkiye istemiyorlar.

Hep ellerinin altında olalım, onlara muhtaç olalım, borçlu olalım, ne deseler, isteseler yapalım istiyorlar.

Sadece onların çıkarlarına hizmet edelim istiyorlar.

Buna alıştılar çünkü yıllarca.

Ama yeni Türkiye ülküsüyle birlikte bu ülke kendi silahını, uydusunu, arabasını, köprüsünü, uçağını kendi yapıp ayakları üzerinde durmaya başlayınca 'en iyi yok etme yolu böl-parçala-yok et' taktiğini içimizde "ırkçılık" fikrini yayarak oynamaya başladılar.

Sonra bilinçaltımıza onlarca yıldır işledikleri "Ne mutlu Türküm diyene", "Türküm, doğruyum, çalışkanım….","Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur" ve "Türk üstündür, Kürt kabadır, Arap pistir, Laz delidir, Çerkez şirrettir, Türkün Türkten başka dostu yoktur" gibi ırkçı söylemlerle içimize fitne ateşini düşürdüler.

Kürtlere de "Türkler sizi asırlardır sömürüyor artık kendi devletinizi kurun " fikrini telkin ettiler ve ediyorlar.

Teröre masum Kürt Müslümanları alet etmeye çalışıyorlar…

Kendi pis emellerine ulaşmak için kardeşi kardeşe kırdırmaya çalışıyorlar…

Sonuç olarak iki şey yapmalıyız:

  1. AB'ye terör örgütlerine gösterdiği ikiyüzlülükten dolayı haddini bildirmeliyiz…
  2. İçimizdeki ırkçılık hastalığını, Büyük Türkiye sevdasıyla ve İslam kardeşliği fikriyle ortadan kaldırmalıyız.
veya