Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

19 Temmuz 2016, Salı

Darbeyi önleyen halk ve anıran eşekler

1. Ordu Komutanı TSK'daki sıra dışı hareketliliği fark edip durumu Erdoğan'a haber veriyor.

Bu nedenle darbeci hainler hayatlarının hatasını yapıyor ve gece 03.00'de planladıkları darbe planına erken başlıyorlar.

Arnavutköy'de iş makinaları tankların önünü tutuyor.

Bir bahadır astsubay darbeci tuğgenerali alnından vuruyor.

İtfaiye arabaları, belediyenin iş makinaları, Hasan abinin motosikleti, Nafiz emminin Doblosu, çarşaflı Hafize bacının kullandığı kamyon devreye giriyor.

Kimi hastaneye yaralı taşıyor, kimi meydanlara yiğit taşıyor, kimi de evde yaptığı veya köşedeki pastaneden aldığı simitleri dağıtıyor aracıyla…

Darbeciler hala 80'lerin zihniyetiyle halk korkar diye TRT'yi ele geçirip bildiri yayınlıyor ve sokağa çıkma yasağı ilan ediyor.

Halk, Reisin bir çağrısıyla sokağa dökülüp ülkesine, reisine, liderine, demokrasisine sahip çıkıyor.

Şaka gibi.

Herhalde darbecileri trolleyen ilk halk da biz olabiliriz.

"Sokağa çıkma yasağı mı var?" Hop; milyonlar meydanda…

İşte burada akla o sözler geliyor; ''…kaderin üstünde bir kader vardır.

Ne yapsalar boş göklerden gelen bir karar vardır''

Ayet-i Kerime'de geçiyor ki: "Allah tuzak kuranların en hayırlısıdır"

Bediüzzaman Meyve Risalesi isimli eserinde şöyle demiştir: "Bin mütedeyyin ve Cehennem hapsini her vakit tahattur eden adamların idare ve inzibatı, on namazsız ve itikatsız, yalnız dünyevî hapsi düşünen ve haram-helâl bilmeyen ve kısmen serseriliğe alışan adamlardan daha kolay olduğu çok tecrübelerle görülmüş."

Ben de dört gündür ailemle birlikte meydanlardayım.

Öyle göz yaşartıcı, öyle gurur verici bir tablo ki anlatılmaz ancak yaşanır.

Dünyanın hiçbir yerinde silahlı askerlerin yaptığı bir darbeyi halk engelleyememiştir.

Tarihe altın harflerle yazılan bu demokrasi nöbetinin en güzel ve ibretlik tarafı ise, sokaktaki tek bir insanın yüzünü kapattığını, cam kırdığını, devlet aracına zarar verdiğini, taşkınlık yaptığını göremezsiniz.

Ailece, ellerinde Türk bayrakları ile polis abinin kucağına çocuğunu verip resim çektiren kadınları, tekbir getirmekten ve caddede korna çalmaktan daha fazla bir taşkınlık yapmayan yiğit delikanlıları, termosunu ve su böreğini alıp meydanlarda piknik yapan genç kızları, çocuğunu uyutup çimenlerin üzerine yatırmış yeni evli hanımları, çayırların arkasına geçip bayrağın altında hafi zikrini çeken sofuları, bayrağını seccade yapıp namazını aksatmayan insanları, çekirdek çitlerken bir yandan da sloganlara eşlik eden sosyal demokratları, Cevşen'ini ve Kur'an'ını alıp demokrasi ve vatanın selameti için hatim okuyanları görebilirsiniz ancak.

Çünkü bu nöbet vatan nöbetidir ve ilerde torunlara "o gün oradaydım ve dimdik ayaktaydım. Reisimin ve vatanımın tarafındaydım" diye göğsünü gere gere söyleyebilmek için tarih yazma vaktidir…

Bu arada bir ufak lafım da dövülen asker resmi paylaşıp duyar kasmaya çalışanlara…

O askerler emir eri olabilirler.

Verilen kandırma bir emir neticesi tatbikata götürüldüklerini zannedebilirler.

Verilen bir emir neticesi PKK patlatmasın diye köprüyü kapattıklarını zannedebilirler.

Buraya kadar tamam.

Peki, sivil insanlara silah doğrultup halkı öldüren, uçaklardan sniperlerden halka ateş açan, tankla sivillerin üzerinden geçip köşeye sıkışınca teslim olan, makinalı ile halkı tarayıp mermisi bitince teslim olan asker için ne diyeceksiniz?

Hala mı bilmiyordu? Cahildi?

Köprüde halka silah doğrultan askerin dövülmesine acıdığınız kadar darbeye karşı çıktığı için vurulan veya üzerinden tank geçtiği için ezilerek şehit olan insanlar için neden üzülmediniz.

Kimse bana teröristle çarpışırken tek kelam etmediği asker hakkında şimdi sırf işine böyle geliyor diye duyar kasmasın.

Anti-Erdoğanizm öyle gözünüzü kör etmiş, öyle şizofrenik bir hale getirmiş ki sizi Erdoğan'ın muhalefetinde eşek sürüsü olsa "Hepimiz eşeğiz" diye hep birlikte anıracaksınız…

veya