Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

22 Temmuz 2016, Cuma

Darbe değil işgal

Akıl ve mantığın ötesinde günler yaşıyoruz.

Bombalar, suikastlar, halkın rastgele vurulması, tank durduran silahsız insanlar, F16'dan atılan mermiler…

Her geçen saat bir destan yazan Türkiye halkının kahramanlıklarını gözlerimizle görüyoruz.

Kuvayı milliye ruhunu, vatanına, demokrasisine, ülkesine, özgürlüğüne sahip çıkan bu vatanın evlatlarının yazdığı destanları gördükçe, dinledikçe duygu seline kapılıyor, iftiharla doluyoruz.

Böyle bir milletin Reisi olan yiğitler yiğidi, ekranlara çıktıkça "heyt be….","işte bu" sayhaları ile inletiyoruz her yeri.

15 Temmuz gecesinden beri her gece ben de vatanına sahip çıkan bütün vatandaşlar gibi meydanlardayım.

Vatan nöbetimi tutarken küçücük bebeğini alıp gelen hanım ablayla, bastonuyla zor yürüyen dedeleri gördükçe gurur duyuyorum.

Yeri geliyor ekmeğimi onlarla paylaşıp, meyve suyumu isteyen bir vatan nöbetçisi çocuğa veriyorum.

Bazen çocuklar benden onlara dondurma almamı istiyorlar.

''Size dondurma değil can feda" deyip bir tur da onların bir elinde dondurma bir elinde bayrak öyle dönüyoruz tekbir sesleri eşliğinde meydanı.

O hanım abla marketten mama alıp gelene kadar bebeğini tutuyorum.

Hacı dedeyi evine dönerken otobüse bindirip evdekileri telefonla arıyorum sağ salim eve varmış mı diye.

Sonra mollalarla oturup hasbihal edip öbür tarafta yirmi dört saat nöbet tutabilsinler diye çadır kuran Risale-i Nur talebelerinin kazıklarını çakıyorum.

Beride hukuk fakültesinden arkadaşımla karşılaşıyorum.

Önce ufak bir şaşkınlık çünkü üniversitedeyken pek aynı fikirde değildik sonra evet yanılmamışım hala bazı konularda aynı fikirde değiliz ama vatan savunmasında omuz omuzayız. "Hangi partiye oy verdin" 'i değil, Reis'in yiğitliklerini konuşuyoruz.

Eşim çocukları getiriyor. Bu sefer de kızlarımla birlikte dönüyoruz meydanı.

Onlara "Rabia" işaretinin anlamını, küçük olana tekbirin ne demek olduğunu anlatıyorum.

Neden selaların okunduğunu açıklıyorum. Şevkle bayrak sallaya sallaya tekbirlere eşlik ediyoruz.

Sonra birkaç çocukla birlikte onların isteği üzerine Polis abiyle resim çekiliyor bizim çocuklar.

Ama onlara aynı Başbakanın torununa açıklamakta zorlandığı gibi bir türlü askerlerin neden halka ateş ettiğini anlatamıyorum.

Ben anlattım sanıyorum ama bir türlü akılarına yatmıyor. Sonunda eşim imdadıma yetişiyor ve ''iyi askerler ve kötü asker kılıklı kişiler" olarak olayı anlatınca biraz daha anlıyor gibi oluyorlar.

Ama en küçük kızım yine soruyor: "Tamam da baba, ne kadar kötü bile olsa insan hiç insan öldürür mü?", "Haklısın kızım" diyorum. Başka ne diyebilirim ki!

Bir şeyler atıştırıp dinlenmek için eve dönüyoruz.

Evde de aklımız meydanda tabii. Televizyonlardan diğer şehirleri takip ediyoruz.

Gaziantep'le coşup, İzmir'le heyecanlanıp, Konya ile gururlanıyoruz.

Sivil halka göz göre göre ateş eden güya "emir eri" askerleri gördükçe kin ve öfke ile doluyoruz.

"Nasıl ya! Bir insan evladı hem de devletin verdiği silahı taşıyan, milletin vergileriyle alınmış palaskayı takan biri nasıl bir insana hem de kendi insanına, masum birine, silahsız birine ateş edebilir. Hiç mi aklın yok senin? " diyerek hayretler ve dehşetler içerisinde kalıyoruz.

Sosyal medyaya girip hele de bazı kendine insan diyen zatların "bı dırbı dığıl, tıyıtrı" zırvalarını görünce de insan ne okuduğuna, ne bu mantıkta insanların gerçekten var olabileceğine ne de bunların duyguları olduğuna inanabiliyor.

Sakin kafa ile bir haftadır olanları düşününce; emir komuta zincirinin dışında, Genel Kurmay Başkanı'nın dahi rehin alındığı, emrin, desteğin ve koordinasyonun bile dışarıdan geldiği, MİT'in bile üzülerek gördük ki yetersiz kaldığı bir süreçti bu.

Darbeden çok İŞGALE benzeyen bir süreç derken o sırada tutuklanan hainlerin itirafları yayınlandı…

DAEŞ elemanlılarını, Suriyeli muharipleri, İranlı Şiilerden ehlisünnet düşmanlarını ülkemize sokacaklarına dair.

Planlarında bunlar da varmış yani.

Hem de binlerce kişi.

İncirlik Üssü'nde yapılan toplantılar…

Evet, bu olay darbenin çok ötesinde küresel güçlerin, darbeci denen tasmalı köpeklerini kullanarak giriştikleri bir işgal girişimi

İşin içinde üst akıl, baronlar ve küresel güçler… Kısaca, Türkiye düşmanı yerli-yabancı herkes var…

ABD'de kalkmış Fetullah kalleşini istediğimizde, bizden delil istiyor.

Sonra da bu yetmezmiş gibi güya işbirliği yapacakmış gibi görünüp iade süreci için heyet göndermeyi teklif ediyor.

Bak hele sen. Biz de hiç anlamadık niyetinizi.

Irak, Mısır ve Suriye'den sonra gözünüzü bütün dünyanın dikkat ettiği vatanımıza çevirdiğinizi anlamadık.

Ülkemizdeki başarısızlığından ötürü CIA Başkanı'nı görevden aldığınızı anlamadık.

ABD'nin barış için her gittiği her yeri nasıl bir sömürgeye çevirdiğini görmedik sanki!

Bugün en hunhar planlarla ülkemizi ele geçirmek ve vatanımızı bölmek isteyen Türkiye düşmanlarına karşı dimdik ayakta ve birlikte olmaya devam etmeliyiz.

Çünkü bizim sebatımız, kararlılığımız, iman gücümüz, vatan aşkımız ve Reisimize karşı, davasına karşı sevdamız onların oyununu bozuyor…

veya