Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

29 Temmuz 2016, Cuma

ASKERİ LİSELER NEDEN KAPATILMALI?

Efkan Ala'nın da bahsettiği Askeri okulların kapatılması konusu gerçekten oldukça önem arz ediyor. Henüz ortaokulu yeni bitirmiş 14-15 yaşlarında Anadolu'nun bağrından kopmuş tertemiz ruhlu çocukların belli başlı şartlara dayanarak alınıp karakterinin geliştiği lise döneminde narsist bir bakış açısına göre yetiştirilmesi gerçekten çok yanlış.

Belli başlı şartlar ve narsist bir yetiştirme şekli…

Bunları biraz açalım. Belli başlı şartlar derken askeri liselere alım şartları arasında gerçekten çok ilginç şeyler var.

Evet, askeri liseye alınacak olan çocukların boy ve kilolarının uygunluğuna, zekâ seviyelerine ve sağlık durumlarına dikkat edilmesi ve bunların ince elenip sık dokunması tabii ki anlaşılabilir.

Sonuçta seçkin özelliklerde çocukların asker olarak yetiştirilmek istenmesi oldukça mantıklı bir şey.

Herkes ordusunun seçkin bireylerden oluşmasını ister.

Ama adı "Hicret" olan bir çocuğun ismi fazla mistik diye, imam hatip ortaokulundan mezun olan bir çocuğun ailesi "dini hassasiyet taşıyor" diye veya annesi çarşaflı bir çocuğun "ruhu dini ögeler barındırıyor" diye okula alınmadığında işte burada insan bir ilginçlik olduğunu fark ediyor.

Üstelik bir de mülakatta çocuğa ;"Geçen Ramazan oruç tuttun mu?" " Hangi küfürleri biliyorsun?" "Kız arkadaşın var mı?" gibi resmi bir okul mülakatına göre oldukça garip sorular sormak, ya da mülakat adı altında abdest alırken olduğu gibi pantolon paçası sıvayıp sıvayamadığına bakmak, bilekte namaz nasırı aramak gibi uygulamalar bize bazı konularda ipuçları veriyor sanırım.

Birçok askeri okulda bu ve benzeri uygulamaların olduğunu sınavlara, mülakatlara giren veya askeri okullarda okumuş olan kişilerden duyuyoruz.

İşin bir başka garip tarafı ise, bu tür şeyleri halk olarak o kadar özümsemişiz ki bir subay hanımının tesettürlü olduğunu görmek veya bir askeri, resmi kıyafetiyle namaz kılarken görmek bizi ne kadar sevindirse de bir o kadar da şaşırtır hale gelmiş.

Halk nezdinde subay demek, komutan demek ne yazık ki; kızan bağıran, halka ve özellikle de askerlik yapmış olanlar çok iyi bilir er ve erbaşa hakaretler yağdıran, döven, ordu evinde abus bir çehre ile elde şarap bardağı ile oturan kişilerdir.

Subay budur halkın gözünde...

Ve bu durumu yadırganmaz bile.

Son dönemde bu konuda ufak değişiklikler olsa da yıllarca bu durum böyle devam edegeldi.

Bu konuyu hep sivil dünyada yaşamış biri olarak ilk kez 4-5 sene önce yaşadığım bir olayla fark ettim.

Taşdelen tarafında butik bir sitede otururken sitemizin havuzuna eşimin tesettür mayosu ile girdiğini gören site yöneticisi apar topar yanımıza gelip "Böyle bir şey asla kabul edilemez. Böyle şey mi olur? Siz nerde yaşıyorsunuz? Böyle bir kıyafetle havuza mı girilir?" diye feveran ederek saçma bir tepki vermişti.

Kendisi de bir subay çocuğu olan eşim o zaman anlayamadığım bir şekilde; "Bu adam, kesin asker emeklisidir" dedi.

Ben bunun bu konu ile ne alakası olduğunu düşünürken bir yandan da tartışmayı tamamlayıp yöneticinin buna karışamayacağını, özgür bir ülkede olduğumuzu falan filan aktardıktan sonra yanımıza gelen birkaç site sakininin de hayret dolu bakışları içerisinde "Kendisinin bir subay emeklisi olduğunu, subay lojmanında veya ordu evinde bu hizmetçi kıyafetiyle havuza giren biri olsaydı o pislenen havuzu boşaltıp, havuza giren densizi de kocasıyla beraber kapının önüne koyacağını" yüzünde ilginç bir sırıtma ve övünme ifadesi eşliğinde söyledi.

Garibim, hala lojmanlarda olmadığının idraksizliği bir yana içinde bulunduğu komik halin farkında olmayarak özel güvenlik görevlilerine emrindeki askerlermiş gibi emirler savurarak uzaklaşıp gitti.

Hepimiz arkasından baka kaldık.

Ettiği hakaretlere alınmaktan çok haline acıma ve hareketlerine gülme duygusu ağır basmıştı o an hepimizde.

Bense sonradan bu sözlere içerleyip yumruklarımı sıka sıka o tarafa doğru meylettiğimde eşim, bunun gereksiz olduğunu ne dersem boş olduğunu, o kafanın söyleyeceklerimi anlamasının imkânsız olduğunu söyledi.

O gün bunu gerçekten iyice idrak ettim ki askeriyedeki eğitim sistemi insanı öyle narsist, öyle benmerkezci, öyle kibirli ve öylesine manevi değerlere saygısız bir hale getiriyor ki kişi ruh sağlığının bozulması derecesinde bir hezimet yaşıyor ve bunun farkında bile olmuyor.

Düşünün ki; 14 yaşınızda nice hayallerle askeri lise sınavına giriyorsunuz.

Sınavı kazanmanız yetmiyor.

Hatta sınav puanının iyi gelmesi henüz her şeyin yeni başladığı anlamına geliyor.

Sağlık kontrolleri başlıyor şimdi. Göz, kulak, sırt, boğaz, genital bölge muayeneleri, bel fıtığı muayenesi, kemik taraması, ortopedi, iç organlar, kafatası ölçümü, boy-kilo orantısı, ayak numarasının ölçülmesi, düztaban kontrolü, kan tahlilleri ve her şey normalse bir sonraki aşama: mülakat.

Garip garip sorular, not almalar, mülakat heyetinin bakışması derken sonradan gelen haber: "Askeri Lise'ye kaydının yapılması uygundur." Bitti mi? Bitmedi tabii ki.

Şimdi de 40 günlük bir intibak dönemi var.

Yaz döneminde çocuk okula, eğitimlere, emir-komutaya, ortama, gurbete ayak uydurabilecek mi diye bir deneme süreci bu. Bedensel ve zihinsel olarak yapılmayan eğitimin neredeyse kalmadığı bir süreç.

Bunu da geçtiniz diyelim, şimdi de askeri lise, harp okulu ve akademi eğitimleri süresince her gün hem bedensel hem de zihinsel olarak yüksek bir performans göstermeniz, belli saatlerde nöbetler tutmanız, çok dikkatli ve düzenli olmanız gereken bir eğitim hayatı başlıyor.

Tamam, bunlar işin zor ama askerlik adına gerekli kısımları.

Sonuçta ülkeyi iç ve dış düşmanlardan korumak, ordunun düzenini sağlayıp her an savaşa hazır olmak zorundasınız.

Peki ya sadece bu kadar mı?

Ya askeri okulda okuyan çocukların 4 yıl askeri lisede 4 yıl da harp akademisinde hele bir de kurmaysa akademide senelerce "sen üstünsün, sen seçilmişsin, sen özelsin, sen diğerlerinden farklısın ve onlara istediğini yaptırabilirsin" felsefesiyle yetiştirilmesi…

Her üst sınıfa geçtikçe alt sınıftakileri ezmenin ve onlara zorbalık yapmanın zanaat olarak kabul edilmesi…

Ailelerinden, kültürlerine kadar her şeyi modernize etme adı altında silip atmak….

Böyle bir yetiştirme yaklaşımının mantığını nasıl açıklayacağız?

Küfretmediğinde "süt çocuğu," dürüst olduğunda "enayi", çalışkan olduğunda "inek", evlenmeden flört etmeme prensibini taşıdığında "ezik" , içki içmediğinde "molla ve sofu (bu iki kelime ne yazık ki askeriyede hakaret olarak kullanılıyor)" olarak yaftalandığınız bir eğitim sistemi düşünün.

Her fırsatta balo düzenlenen, en yakın kız lisesinden dans edilsin ve "sosyalleşsin" diye kız öğrencilerin getirilip içkili ve danslı kaynaştırma partilerinin yapıldığı, namaz kılmanın kesinlikle yasak, içki içmenin kesinlikle şart olduğu bir ortam düşünün.

Yani karakterinizin, alışkanlıklarınızın, ahlakınızın, gençliğinizin, tercihlerinizin, doğru-yanlışlarınızın, normal-anormallerinizin ilmek ilmek istendiği gibi işlendiği bir eğitim sistemi düşünün. "Bu olacaksın" diyen bir sistem.

"Başka hiçbir şey olamazsın! "

"Modern (hanımın tesettürlü olamaz yani), laik (namazsız olmalısın yani), çağdaş ( içki sofralarında alem yapmalısın demek) ve ilerici ( dinle ilgili tek kelam etmemelisin yani) bir subay olabilirsin ancak… "

Bu yanlış yetiştirme sisteminin bir başka yönü de; ordu evlerinde, askeri hastanelerde veya askeri kamplarda her vesile ile askere "özel" olarak halktan soyutlanmış ortamlar oluşturan, çayı ordu evinde 25 kuruştan, tostu 1 liradan satıp her vesile ile subayı kayıran bir bakış açısına sahip olması.

Düşünün ki bu sistemde yetişen, hayatının 14 yaşından 50 yaşına kadarki kısmını bu bakış açısında geçiren birinin "ben istedikten sonra her şey olur ve ben istemezsem hiçbir şey olmaz" şeklinde veya " ben özelim, ben üstünüm o halde herkes bana uymalı, herkes ve her şey benim istediğim gibi olmalı" şeklinde düşünmesi ne yazık ki gayet normaldir.

Böyle düşünen biri ne başkasının haklarına saygı duyabilir ne de demokrasiye inanır ve hizmet edebilir.

Dalkavukluğa ve sürekli yüceltilip pohpohlanmaya bağımlı olan kişiliksizlikte biri; onu kim över, kim çıkarlarına uygun bir vaat verirse ona itaat eder hale gelir. Vatanı, imanı, ülkesi, milleti, ordusu, şerefi için değil çıkarı ve menfaati için tercihlerini yapar hâle gelir.

Ülkemizin üzerinde maddi ve 15 Temmuz darbe teşebbüsünde de görüldüğü üzere manevi bir yük olan askeri liselerin kapanması herkes için hayırlı olacaktır.

İmam Hatipler de dahil hatta İmam Hatip okulları başta olmak üzere her okul türünden öğrenci alınarak asker olarak yetiştirilmesi, ülkenin demokrasisine de katkıda bulunacak önemli bir adımdır.

Çünkü askeriye, peygamber ocağıdır.

Vatan için hayatını ortaya koymak, teröristle, düşmanla, FETÖ gibi iç düşmanlarla savaşmak ve savaş anında hayatını ortaya koyabilmek, kahramanlık gösterebilmek ancak iman gücüne ve kuvvetine dayanmakla olabilir.

Başka türlü olamaz.

Halkın meydanlara çıkması ile de görüldüğü üzere bu ülkeyi halkın her kesiminden insanın koruması, birlik ve beraberlik içerisinde olması için her türlü kesimden insan, vatanını sevmek ve karşıdakinin bireysel hak ve özgürlüklerine saygılı olmak şartıyla asker olabilmelidir.

Asker ocağı, belli bir ideolojide insan yetiştirme veya FETÖ gibi dış mihraklara alet olunan CIA yuvalanması değil, halkın ve milletin kabul ettiği "Peygamber ocağı olma, birleştirici ve milletini kucaklayıcı, koruyucu" kimliğine ve misyonuna geri döndürülmelidir.

veya