Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

10 Ağustos 2016, Çarşamba

FETÖ, TSK'da nasıl kadrolaştı?

TSK'da 1960 darbesinden itibaren Kemalist, ulusalcı ve laik anlayış etkisini yavaş yavaş hissettirmeye başladı ve 28 Şubat'ta da zirve yaptı.

90'lı yıllarda "Atatürkçülük bir yaşam biçimidir" kavramını üst seviye komutanlardan çok sık duyardık. Hatta bir keresinde bu anlayışı Yaşar Büyükanıt Paşa ''Sözde değil özde Laik olunmalı'' söylemiyle dile getirmişti.
Maalesef bu anlayış zaman içerisinde TSK'da subayın yaşam biçimi ve eşinin kıyafeti noktasından bir baskıya dönüştü...

TSK 'da kurmaylık gibi önü açık olan bir niteliği kazanabilmek için ucu açık kriterler getirildi:

- Cumhuriyet ilkelerine bağlılık.

- Atatürkçü olma.

- Eşin tesettürlü olmaması.

İşte bu kriterler yüzünden 1990'lardan itibaren eşi tesettürlü hiçbir subay akademi sınavlarına başvuramadı.

Bu engellemeler yüzden muhafazakâr subaylar çok başarılı, çalışkan, disiplinli ve ahlaklı olmalarına rağmen akademi sınavlarına alınmadılar ve kurmay olamadılar... Paşa yapılmadılar...

Bu dönemde FETÖ'cüler Gülen'den gelen fetvalar ile bu engelleri aştılar.

Gülen onlara ''Kurmay olun, paşa olun ve yükselin'' dediğinde
subaylar ''Ama efendim hanımı başörtülü olanları almıyorlar'' yanıtını verdiler.

Gülen de onlara; ''Tesettür bir teferruattır. Hanımlarınızın başını açabilirsiniz. Kurmay olun, yükselin ve paşa olun. İleride yapacağınız hizmetler günahlarınıza kefaret olur'' dedi.

FETÖ'cü subaylar bu engeli aşıp kurmay olduktan sonra baktılar ki sadece eşlerinin başlarını açmaları yetmiyormuş.

Meğerse başka engeller de varmış...

FETÖ'cü subaylar, Gülen'e ''Efendim, ulusalcı zihniyet namaz kılanı akademiden atıyor... İçki içmeyeni, küfürlü konuşmayanı, belden aşağı fıkra anlatmayanı, hacının, hocanın ve sizin aleyhinizde konuşmayanı gerçek Atatürkçü saymıyor... Albaylıktan emekli ediyor'' dediler...

Gülen de onlara ''Tamam istenenlerin hepsini yapın. Namazlarınızı ima ile kılın veya akşam evde kaza edin... Çocuğunuz bile namaz kıldığınızı bilmesin... Aşırıya kaçmamak koşuluyla rakıyı fazlaca sulandırarak için. Sizin orduda kalmanız ve yükselmeniz lazım... Benim bile aleyhimde konuşabilirsiniz'' dedi.

Bu tür sulu fetvalarla, FETÖ'cü subaylar öyle bir hale geldiler ki; şahsi ve ailevi yaşantılarında, konuşmalarında hiçbir dindarlık belirtisi kalmadı...

Böylece terfi etmeye başladılar...


Terfi edince de ''Yahu şu hocamız ne akıllı adammış. Bize gösterdiği doğru yol sayesinde terfi ettik. Yoksa ağzımızla kuş tutsak terfi edemezdik'' dediler...

Sonra da terfi eden, yükselen subaylar alt rütbedekileri sadece FETÖ'cü oldukları için kayırmaya, askeri okullarda bin bir hileye başvurup (sınav sorularını çalarak) kendi "abi" lerinin gönderdiği öğrencileri okula almaya, askeri okullarda ve TSK'nın neredeyse her biriminde FETÖ 'cü olmayan subaylara hayatı zindan edip hatta TSK'dan attırıp FETÖ'cülere yer açmaya, yani TSK 'da yuvalanmaya başladılar...

Öte yandan yedikleri naneleri sorgulayan bir kısım FETÖ'cü subaylara 'abileri', ''Onun her söylediğinde bir keramet vardır. O tavsiyelere uymazsan büyük hata yaparsın. Zarar görürsün ve davaya zarar verirsin. Hocaefendi(!) çok bilgili mübarek bir adam. Bir bildiği olmasa, bir yerlerden manevi izin almasa bu fetvayı verir mi? Sen yaptığının doğruluğundan emin ol, müsterih ol. Yaptığın tavizler bir ibadettir. Siz çok önemlisiniz. Hoca sizler için ismen dua ediyor'' dediler.

Verilen öğütlere uymayanlar da ''Kendilerine ve arkadaşlarına zarar verecekleri için şefkat tokadı(manevi bir ikaz) yiyeceklerine ve bir an önce 'itaat et kurtul' mantığına geri dönmeleri gerektiğine" dair söylemlerle abileri ve yakın arkadaşları tarafından şiddetle ikaz edildiler...

İçlerinden namazını kılan veya eşinin başını açmayanlarla bağlantılarını kestiler hatta bazılarını da "bu dindardır" diye komutanlarına şikayet ederek ordudan ihraç edilmesini sağladılar.

Bu adamların Şiaların uyguladığı takiyye yöntemini çok iyi uyguladıklarını rahatlıkla söyleyebiliriz. Öyle ki, ulusalcı veya Ergenekoncu diye tahmin edilen birçok rütbeli subayın 15 Temmuz darbe girişiminde FETÖ' cü olduğunu hayretler içerisinde gördük.

FETÖ'cü subaylar kadrolaşmayı önemli kritik noktalara yani askeri liselere, harp okullarına ve harp akademilerine yoğunlaşarak başardılar.

Ergenekon ve Balyoz gibi davalarda FETÖ'cü hakim ve savcıları kullanarak Tayin ve Personel Daire Başkanlığı,İstihbarat Daire Başkanlığı gibi kilit makamları ele geçirerek kendi adamlarını tayin ettirdiler...

Oyunu Ergenekoncuların koyduğu kurallara göre oynadıkları için, atamaları onaylayan orgeneral seviyesindeki komutanlar da uyanamadılar...


Ergenekoncuların kadrolaşmak için oluşturduğu sistem, FETÖ'cüler tarafından kadrolaşmak için kullanıldı...

İstedikleri yere istedikleri gibi giren, adam yerleştiren, terfi için birinin sicil puanına bakmak yerine ne kadar azılı bir FETÖ' cü olduğuna bakan bir zihniyeti doğurdu bu yapılanma da.

Böyle kadrolaşmaların bir daha olmaması, ordunun, milletin değerleriyle barışmış, milletiyle iç içe, el ele bir ordu olabilmesi için sistemin değişmesi gerekiyordu.

OHAL düzenlemeleriyle ve 29 Temmuz YAŞ kararlarıyla da bu sisteme neşter vuruldu.

Özellikle de askeri liselerin kapatılması ile "tek tip insan yetiştirme" ülküsü sona erdi. Her türlü liseden öğrenci alınacağının duyurusu yapıldı.

Atılan bu adımlarla Cumhuriyet tarihi boyunca nice darbeler gören Türkiye'mizde artık bir daha askeri darbe yapılamayacak...

Diğer yandan şu adımların atılması da TSK 'da dirlik ve düzenin kalıcı bir şekilde tesisi için önemli olacaktır:


- Genelkurmay Başkanlığı, Cumhurbaşkanlığına bağlanmalı,

- Orduevleri, öğretmen evleri gibi sivillere de açılmalı ve TSK'nın özelleştirilmiş alanı olmaktan çıkarılmalı,

- Orduevleri yönetmeliğindeki başörtü yasağını içeren maddeler ivedilikle kaldırılmalı,


- Terfi ve atamalar Milli Savunma Bakanlığında kurulacak bir komisyon tarafından yapılmalı,

- Milli Savunma Bakanlığı müsteşarı sivil olmalı,

- Harp okulları YÖK denetimine alınmalı,

- Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyelerinin tayinleri, ve terfileri Adalet Bakanlığı tarafından yapılmalı,


- Askeri lojmanları kullanma hakkı bütün memurlara verilmeli,


- OYAK ivedilikle satılmalı ve elde edilecek gelir emekliler dahil olmak üzere tüm askeri personel arasında katkıları oranında paylaştırılmalıdır...

Son tahlilde, askerin siyaseti ve ticareti bırakıp polis gibi sadece işine bakması sağlanmalı...

veya