Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

09 Eylül 2016, Cuma

Bu bayram neyimizi kurban edelim ?

Kurban Bayramı'nın yaklaştığı bu günlerde yani sene içinde belki nadiren belki de senede bir kere de olsa etin sadece zenginin değil fakirin de sofrasında olabileceği bir zamanda ortada dolaşan vegan bozuntularının pirim yaptığı günlerdeyiz.

Hadi veganlar bir derece prensip gereği bu işe karşı çıkıyorlar diyelim.

Her hafta Polonezköy'de bilmem kim bey at çiftliğinde veya meşhur sosyete etçisi Nusr-Et'te kilo kilo etleri götüren göbekli sosyete de aynı söylemde bulununca çok komik oluyor doğrusu.

Hatta ''Neden et yemek için kurban kesiyorsunuz. Kasaptan alsanıza'' diyerek ete ağaçta yetişen meyve muamelesi yaparak olayın suyunu çıkaranları bile var bunların.

İslam'la ilgili her şeye uzaktan sathi bir bakışla biraz da art niyetle bakanların tesettürü esaret, namazı angarya, orucu aç kalmak, hacca gitmeyi turistik gezi olarak görmesine alışığız biz.

Aynı zihniyet kurbanı da hayvan katletmek olarak görüyor işte.

Bu ibadetlerin hikmetlerini ve hakikatlerini bilmeyince uzaktan sadece zahirine bakınca böyle görünüyor olabilir.

Bu konuya şöyle bir örnekle bakalım. Birkaç tane adam bir çocuğu yatırmış karnını kesiyorlar. Her taraf kan içinde kalmış. Bu manzara ne kadar da dehşet verici olurdu değil mi? Belki adamları engellemek için ''Alın şu parayı da o çocuğun karnını kesmeyin'' derdiniz.

Peki bu olayın hikmetini ve hakikatini bilseniz ?

Yani aslında o çocuğun bir iç kanama geçirdiğini ve o adamların da çocuğun kanamasını durduran doktorlar olduğunu bilseniz?

Şimdi iş değişti değil mi?

Tamam o zaman kessinler. Hatta gerekirse üstüne para bile verirsiniz kesmeleri için. Çünkü aslında bu kesmek değil, tedavi etmektir.

İşte aynı bunun gibi tesettür kadına yaşatılan bir esaret değil, aksine açık-saçıklıkla yabancı ve pis nazarlı erkeklerin bakışlarından muhafaza etmektir. Kadını değersiz görmek değil tersine kadına değer vermektir.

Namaz, günlük işlerin içinde gereksiz bir yük bir angarya değil, maddi vücudumuz gibi besine muhtaç olan maneviyatımız körelmesin, o da gıdasını alsın, ruhumuz ölmesin, vicdanımız şükürsüzlükten sönmesin diye bir rahatlama seansıdır.

Oruç, bir aç kalış değil acın halinden anlayış, nefsi bir terbiye modeli, şükrün Nirvana yaptığı bir demdir.

Hacca gitmek, mahşerin provasını yapmak, her renkten Müslümanı görüp onlarla yan yana, omuz omuza kıyama durup enaniyeti terk etmektir.

İşte Kurban da 'sanılanın aksine bir kan dökme ve bir katliam değil, senin olandan bir bağışlama, bir fedakarlık, bir feda ediş bir paylaşmadır.'

Rabbimizin helal kıldığını 'bir baş üstü ediş, etsiz evlere elleri etle doldurup gidiş, Rabbimize fakirler için en içten bir serzeniştir.'

Diğer tüm dinî gün ve bayramlarda olduğu gibi tüm İslam aleminde 'aynı noktaya odaklanma, Arafat'ta affediliştir.'

Kurban bir feda ediş dedik ya…Peki neyi feda etmek gerek?

Kapitalizmin enjekte ettiği lüks ve rahat hayatı her şeyin önünde bir hedef olarak addedişi feda etsek mesela bu Kurban'da…

Hem bu dünyada hem ahirette rahat etme isteğimizi feda etsek?

Çocuklarımızın ahiret hayatları yerine dünya hayatları için fazlaca endişelenme duygumuzu feda etsek?

Mercedes'e binme takıntımızı, Ray-Ban'dan başka takmama, Armani'den başka yerde takılmama, Dolce&Gabbana'dan başka eşarp ya da şapka takmama takıntımızı feda etsek mesela?

''Son çıkan telefondan ben alamadım'' üzüntümüzü feda etsek?

Keyfimizi feda etsek kaçmasından ödümüzün koptuğu?

''Birileri şu PKK ve FETÖ konusunda bir şeyler yapsın'' başkalamamızı feda etsek?

Dizilerimizi feda etsek mesela? Haftada en az 4 akşam ailecek izlediğimiz içeriği aşk, kin, intikam, nefret, ihtiras olan dizilerimizi feda etsek?

Mesela 'düzeni bozulur' diye ihbar edemediğimiz FETÖ'cü olduğunu 20 yıldır bildiğimiz akrabamızı feda etsek?

''Aman şimdi ne olur ne olmaz karşı çıkmayayım'' diyerek yanımızda PKK veya FETÖ müdafaası yapan komşumuza karşı duyduğumuz korkularımızı feda etsek?

Avrupa özentimizi feda etsek yerine geleneklerimizdeki alışkanlıkları koyarak… ''Avrupa'da eğitim şöyle de böyle. Aman da şöyle güzelmiş, böyle harikaymış'' demek yerine ''Osmanlı'da mekteplerde şöyle yaparlarmış. Biz de yapalım'' desek? Her bir haltta batıya özenmemizi, öykünmemizi feda etsek…

AB'nin peşinde koşmayı feda etsek yerine 'İslam Ülkeleri Birliğini' getirerek ve onun peşinde koşarak…

Hac'da milyonların getirdiği ve tüm dünyadaki Müslümanların eşlik ettiği Lebbeykleri, tekbirleri tek yürek hissederek 'kafatasçılığı feda etsek' yerine ümmetçiliği koyarak…

Menfi, ayrıştırıcı ve çıkarcı bir milliyeti feda etsek yerine birleştirici, birbirine duacı ve müspet bir milliyetçiliği koyarak…

Şahıslara tapınmayı feda etsek…Cumhuriyeti tek bir kişi kurdu deyip tek şahsa tapınmak yerine milletçe ne denli güçlü olduğumuzu görsek…

''Hocam öyle dedi''yi feda etsek. Yerine ''Allah böyle dedi'' yi koyarak hangi cemaatten olursak olalım… Hoca'nın dediği Allah'ın dediği ile çelişiyorsa o zaman da o sahte hocayı feda etsek hatta…

Çocuklarımızı feda etsek… Vatanına, milletine, Rabbine, Peygamberine, anasına-babasına hayırlı yetiştirerek…Kalplerine iman tohumunu, rahatının kaçması korkusundan önce yerleştirerek…

Çocuklarımızın ideallerindeki Roberto Carlosları, Messileri, Justin Bieberları feda etsek yerine Yavuzları, Fatihleri, Yunus Emreleri, Halit Bin Velitleri yerleştirerek…

Çocuklarımıza büyüyünce ne olacaksın sorusuna karşılık ''doktor, avukat, mühendis olacağım'' demek yerine ''Tüm dünyaya karşı Müslümanları savunan 'Tayyip' olacağım, İslam bahadırı olacağım, 15 Temmuz şehidi olacağım, tank durduran halk olacağım, hafız olacağım, imanından gücünü alan 'Abdullah Olçok' olacağım, ülkemin kaynaklarını yerin dibinden çıkarıp tüm dünyanın inadına sonuna kadar kullanan 'Berat' olacağım'' dedirterek içimizdeki ezikliği ve ümitsizliği ülkece feda etsek bu Kurban'da?

Ne dersiniz?

veya