Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

28 Eylül 2016, Çarşamba

Abdülhamit Han rakı fabrikası açtı mı ? Rom içti mi ?

Sözcü yazarı Yılmaz Özdil ''Abdülhamit; ilk rakı, bira ve şampanya fabrikalarını açmasına rağmen rom içmeyi tercih ederdi'' demiş.

Öncelikle Ulu Hakan hakkındaki bu ifadeler son derece aşağılık ifadelerdir. Tek kelime ile kepazeliktir.

Görünüşte Osmanlı düşmanlığı gibi görünse de gerçekte gizli İslam düşmanlığından kaynaklanan bir söylemdir.

Ne yazık ki, şu ana kadar Erdoğan, Osmanlı ile ilgili kime sahip çıkmışsa hemen onu itibarsızlaştırmak için birileri meydana çıkıp yalanla, iftirayla saldırmaya başlıyor...

Misal mi ?

"Kut'ül Ammare zaferinin Kahramanı" Halil Kut Paşa'ya Erdoğan sahip çıkınca Yılmaz Özdilgiller hemen Halil Paşa'yı ayyaş ilan ettiler.

Güya Paşamız vasiyetinde mezarına rakı dökülmesini beyan etmişmiş. Maalesef o dönem bu herifler namussuz yazılarıyla Paşamızı itibarsızlaştırmaya yeltendiler.

Şimdi de Ulu Hakan Abdülhamit Han'a demediklerini bırakmıyorlar.

Oysaki iddialarınız eğer doğru olsaydı; İttihat ve Terakki ve onun devamı olan CHP Ulu Hakan'a sahip çıkar, elini ayağını öperdi.

Böyle bir şey olmuş mu ?

Elbette ki hayır! Her fırsatta salya sümük saldırmışlar ve saldırmaya devam ediyorlar.

Hatta bu güruhun en nefret ettiği padişah Abdülhamit'tir.

Demek ki olaylar sizin işkembenizden uydurduğunuz gibi değil.

Zaten ''içki ve alem'' olayına bu kadar düşkün bir camianın kalkıp birini itibarsızlaştırmak istediğinde iftirasını yine bu ''içki ve alem'' üzerinden atması da çok manidar değil mi?

İtibarsızlaştırma yolu olarak iftiralarınızı bu alanda atmanız aslında içten içe bu iftiraları gerçekte işleyen insanlar olarak ne kadar itibarsız olduğunuzun farkında olmanızdan kaynaklanıyor olsa gerek!

Oysaki günümüz Türkiye'sinde rakıyı ve zinayı çok seven CHP'liler bile Deniz Baykal'ın zinasını kabullenemedi ! Ya da kabullenir gözükmeyi kendilerine yediremedi.

Bir kaset yüzünden Baykal çok sevdiği koltuğunu, densiz Kemal'e terk etmek zorunda kaldı.

Nerede kaldı ki Şeriatla yönetilen muhafazakâr Osmanlı halkı, ümmetin Halifesinin içki içtiğini duyacak, bilecek lakin sesini çıkarmayacak.

Bu mesele; Osmanlı ulemasının gündemini işgal etmeyecek. Dönemin gazetelerine manşet olmayacak. İttihat ve Terakki böyle bir kozu hiç kullanmayacak. Azınlıklar bu mevzuyu köpürtüp köpürtüp durmayacak.

Son tahlilde Ulu Hakan eğer ''rom'' içseydi bu olay hem duyulurdu hem de medyaya malzeme olurdu...

Gelelim içki fabrikaları meselesine...

Bir kere Osmanlı İmparatorluğu şeriatla yönetilen İslam devletiydi. İslam Hukukuna göre Müslüman halka içki satılması yasaktır. Nerede kaldı ki, Müslüman halka hitap eden içki fabrikalarının kurulmasına izin verilsin.

İkinci bir nokta da Osmanlı İmparatorluğu'nda Müslüman olmayan yurttaşların varlığıydı. Bunlarda Osmanlı vatandaşıydı ve her türlü hakları korunuyordu.

İşte tam da burası zurnanın zırt dediği yer. Şöyle ki, İslam Hukukuna göre İslam ülkesinde Müslüman olmayan vatandaşların çoğunlukta olduğu yerlerde içki fabrikası kurmak ve onlara içki satmak caizdir.

Mesela Osmanlı döneminde Beyoğlu'nda Müslüman olmayan vatandaşlar çoğunlukta olduğu için meyhaneler vardı.

Her ne kadar Müslüman gençler de bu meyhanelere gizlice gidemesinler diye Kanuni, içki ithalatını yasaklamış olsa da oğlu ikinci Selim, Müslüman olmayan yurttaşlar için içki ithalatını yasallaştırmıştır...

Demek ki Osmanlı'da Müslümanlara içki satışı yasak olduğu gibi Müslümanların içki fabrikası açmaları da yasaktı.

İşin aslı Müslüman olmayan Osmanlı vatandaşları tarafından Abdülhamit Han döneminde 1880 yılında ilk rakı fabrikası açılmıştır. Hepsi bu. Yani Abdülhamit sizin gavurcuklarınızın keyfinin hatırı için, İslam Hukukuna da uygun olduğu için izin vermiştir bu tür fabrikaların açılmasına. Hepsi bu.

Peki Abdülhamit Han ''rom'' içer miydi ?

Rom alkollü bir içki türüdür. İçilmesi İslam'a göre caiz değildir. Abdülhamit Han Müslümanların halifesiydi. Halife olan birinin Kuran'ın içki yasağına muhalefet etmesi söz konusu olamaz.

Zira böyle bir şey Abdülhamit düşmanları tarafından anında ifşa edilirdi. Müslüman halkta bu duruma isyan ederdi.

Ulu Hakan'ın sigara içtiğine dair bilgi ve belge olduğu halde içki içtiğine dair hiçbir kanıt yoktur.

Ulu Hakan'a dil uzatanların bununla ilgili tek delili Abdülhamit'in torunu Osman Ertuğrul'un dedesinin rom içtiğine dair beyanıdır.

Bir kere torun Osman Ertuğrul 1912 doğumludur. Dedesi Abdülhamit 1918 yılında vefat etmiştir. Osman Ertuğrul'un kendi beyanına göre dedesini babası ile birlikte bir defa Yıldız Sarayı'nda hapiste iken ziyaret etmiştir.

Yani Osman Ertuğrul dedesiyle birlikte hiçbir zaman yaşamamıştır. Yaşının küçüklüğü ve bir defa ziyareti esas alındığında Osman Ertuğrul'un dedesi hakkında böyle bir şey söylemesi kabul edilemez.

Doğrusu muhalif basının da bunu gerçekmiş gibi köpürterek sunması tek kelimeyle şerefsizliktir.

Ne yazık ki, kış kışlığını kuşta kuşluğunu yapacak...

Ama asıl soru şu: ''Neden Abdülhamit'e bu kadar yükleniyor ve onunla ilgili olumsuz izlenim bırakmak için bu kadar uğraşıyorlar?''

Vizyonu ve dehası ile Osmanlı'yı son döneminde içinde olduğu buhrandan kurtarmaya ve zayiatını azaltmaya, çok sıkıntılı bir dönemde Padişah olmasına rağmen projeler ve icraatlarla sürekli Osmanlı'yı ileri taşımaya çalışan bir Padişah'a neden bu kadar saldırıyorlar?

Bir kişiyi yıpratmakla,o kişinin fikirlerinin de yıpranacağını zanneden şarlatanlar, Abdülhamit'e saldırdıklarında onun belki de yüzlerce başarılarından sadece ikisi olan ; Theodor Herzl'in "Kudüs'ü verin tüm dış borçlarınızı ödeyelim" önerisini reddetmesi ve İngiltere'ye karşı IRA'yı (İrlanda Özgürlük Ordusu'nu) kurması gibi icraatlarından feci darbe almış olsalar gerek.

Böylece şu anki Abdülhamit saldırganlarının asıl kuyruk acılarının da ne olduğu anlaşılıyor aslında…

veya