Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

03 Ekim 2016, Pazartesi

Nihat Genç'in cemaat ve tarikat düşmanlığı

Hele hele...

Nihat Genç'e bak hele...

Cemaatler toplumun zührevi hastalığı imiş...

Delilikmiş...

Şeyhler bostan korkuluğu imiş...

Hepsi de paralel dinmiş, dini tamamlama niyetindeymiş, aslında cemaatçilik şirkmiş...miş miş de miş miş...

Ne dediğini bilmeyen,güya dinimizi tenzih etmeye çalışırken kendisi bataklığa düşen bir tetikçi kalkmış ehli sünnet cemaatler için delilik yakıştırması yapıyor...

Başta FETÖ'nün bir cemaat değil,aynı ABD'deki batıl tarikatlar gibi beyin yıkayan batıl bir topluluk hatta haşhaşi kafalı bir terör örgütü olduğunu, asla ehli sünnet çizgisinde 'cemaat' olmadığını deklare etmek gerek...

Adamın biri "Yahu bu cemaatlere ne gerek var?" demiş. Ona sormuşlar: "Konya'da mı daha fazla yağmur yağar yoksa Trabzon'da mı?" Adam: "Tabii ki Trabzon'da" demiş."Neden" demişler. "Çünkü orada daha fazla ağaç olduğundan rahmet olan yağmuru daha fazla çeker." demiş. ''Ağacın bile fazla olanı rahmeti daha fazla çekiyor da ibadetin toplu,beraber ve tek yürek olarak yapılanı hiç rahmeti daha fazla çekmez mi?" demişler. O da "Fok balıkları neden bu kadar yalnız?" deyip konuyu değiştirmiş cevap işine gelmediği için.

Cemaat, rahmet demektir. Adeta bir paratoner gibi rahmeti kendine çeker.

Yapılan ibadeti bireysellikten çıkarıp ona külliyet kazandırır.

Cemaatlerin varlığı bu ülkenin zenginliği ve renkleridir.

Cemaatler İslam'ın kaleleridir.İmanlı ve ahlaklı birey yetiştirme fabrikalarıdır.

Cemaatler içerisinde yapılan hatalar ve yanlış uygulamalar sadece faillerini bağlar. Münferit yanlışlar genelleme yoluyla bir grubun tamamına teşmil edilemez.

Sonuçta insan olan yer kusurdan hali değildir.

Yeğeninin yüzüne asit atan Beyaz Türk'ü hatırlarsınız.

Haber sitelerinde bu olay duyurulurken herkes bu zatın psikolojisini irdeledi.

Bu nasıl bir bozuk psikolojiydi ki böyle bir alçaklığı yapabilmişti.

Hiç kimse bu münferit olayı genelleme yoluyla Beyaz Türklerin tamamının üzerine yıkmaya çalışmadı.

Peki bu zat bir Süleymancı, bir İmam Hatipli, bir Kürt, bir Nurcu, bir Nakşi olsaydı sadece bunu duyacaktık. Kimse psikolojiye bakmayacaktı.

Peki bunu neden tekrar gündeme getirdim?

Çünkü cemaat ve cemaatçilik "islamofobi" provokatörlerinin elinde öyle büyük bir malzeme haline geldi ki hocayı-hacıyı pis, sapık, gıcık, itici, paragöz, bencil gösterip tüm yayın organları ile bunu söyler oldular.

Sonrasında banka hortumlama döneminde Fadime Şahin olayında olduğu gibi önceden kurgulanmış algı operasyonlarıyla halkı uyutan, sürekli her fırsatta İslam'a ait herşeyi aşağılayan bir zihniyet tabii ki İslam'ın kalesi hükmünde olan ve bir türlü içine girip bozamadıkları cemaatlere düşman olacak.

Kendinden olan biri suç işlediğinde psikolojisine bakarken ,sakallı biri kızıp bağırdığında bunu cemaate, hocaya, hacıya mal edecek.

Ezan'a, Kuran'a, İslam'a dair her şeye kin ve nefretle bakan taife tabii ki bunları hırz-ı can eden ve yaşatan cemaatleri sevmeyecek ve istemeyecek.

Her fırsatta karalayacak. 'Kafası karışık olan milleti aydınlatmak' için cemaatlerin sözde "iç yüzünü" yazıp bundan pirim yapacak.

Kimse kusura bakmasın !

15 Temmuz'da sokağa ilk çıkan halka bir anket çalışması yapılıp sorulsa en az yüzde yetmişi cemaat, tarikat veya bunların ışığında sağlam bir STK ile bağlantılı çıkar.

Sadece benim tanıdığım, o gece olanları duyar duymaz zikrini, sohbetini, evradını yarıda bırakıp sokağa çıkan 4-5 mekan var.

Geç çıkanların tek nedeni evlerine uğrayıp aileleri ile helalleşmelerinden başka bir şey değildir.

Şimdi bakalım devlet erkanından "gerçekten" iş yapanlara.

En az yüzde ellisi aynı şekilde o tezgahlarda dokunmuştur...

Aslında seküler kesimin göbeğini kaşıyan adamlar diye aşağıladığı kişilerdir bugünkü güçlü Türkiye'yi inşa edenler...

Neyse...

Özelliklede 80 döneminde veya 28 Şubat döneminde, İslamî değerleri ablukaya alan sistemin baskısına maruz kalan cemaat ve tarikatların mensuplarıdır o gece dışarı çıkanların çoğu.

İster hoşlarına gitsin, ister gitmesin... Bu böyledir.

Öte yandan istikametli olan cemaat ve tarikatların Diyanetle görüşmesi, istişareler yapması, birbirleri ile karşılıklı mülahazalar yapmaları ise çok uygun ve yerinde bir karardır.

Böylece, birlik ve beraberlik pekişir.

Yol, yöntem ve ufuklar genişler, zenginleşir.

Olay "Diyanete bağlanmak" değil, Diyanetle kan ve doku uyuşmasını sağlamaktır. Aynı davaya "iş bölümü" yaparak hizmet etmektir...

Konumuza dönecek olursak...

Tabi diğer yandan empati yaptığımızda bu tür adamlara da hak vermemek elde değil.

Hayatları boyunca çıkarsız en ufak bir ilişkileri olmayan, maddi bir karşılık almadan hiç kimse için kılını bile kıpırdatmayan, eğlence anlayışı kusana kadar içmek, zevk anlayışı her önüne gelenle birlikte olmak olan bir zihniyet, sadece Allah için buluşan, görüşen,muhabbet eden insanların aralarındaki ilişkiyi anlayamaz.

Sadece Allah rızası için iyilik yapmayı, helal ve iffetli bir şekilde eğlenmeyi, zikirden, tefekkürden, Kuran dinlemek ve Kuran'ı anlamak için sohbet etmekten zevk almayı anlayamazlar.

Ruh ve kalpleri kararmış taife İslam'ı bile kendi uçkurlarına göre uydurmaya çalışıp eğip büküp,bir de vicdanlarını rahatlatmak için yaşadıklarını İslam zannederler, gerçek İslam'ı yaşamadıkları için.

Kendi sefâhet çöplüğünün ve çürümüş zihniyetinin kokusunu, yaşadığı bataklığın kokuşmuşluğundan zevk alan sivrisinekler gibi alamadıklarından gerçek İslam'ı yaşayan insanları çöplükte zannederler.

İşte böyle bir zihniyette; tarikatlar ve cemaatler Kuran'ın ve Sünnet-i Seniyye'nin cadde-i kübrâsındaki şeritler oldukları ve Allah'ın emirlerini hayatımıza uygulayabilmek,toplum ve şahsi hayatı dizayn edebilmek için birer pusula oldukları halde kalkıp "şirk" olarak tanımlandığında çok da şaşırmamak hatta dönüp onlara cevap vermek için bile çok da vakit harcamamak gerekir.

veya