Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

14 Ekim 2016, Cuma

ABD başkanı kim olursa daha çok işimize gelir?

ABD'de 8 Kasım'da yapılacak olan Başkanlık seçimi öncesi Yahudi lobisi başkan seçilmesi halinde ABD'nin, emperyalizmin ve kapitalizmin sonunu getireceği öngörülen Trump'a ağır bir darbe vurdu.

Şöyle ki, Washington Post, Donald Trump'ın 2005 yılında kadınlarla ilgili kullandığı aşağılayıcı ifadeleri Amerikan kamuoyu ile paylaşınca ülke genelinde büyük tepki çekti. Akabinde Trump mağdurlarından dört kadın taciz suçlamasıyla New York Times'a da konuşunca Trump, Clinton'ın 11 puan gerisine düşüverdi.

Doğrusu ABD tarihinde seçim arifesinde rakibiyle bu oranda bir farkı kapatan başkan adayı henüz görülmemiş.

Diğer yandan evvelki gün Clinton ile Trump ikinci defa TV düellosunda karşı karşıya geldi. Karşılıklı ithamlar ve suçlamalar havada uçuştu. Öyle ki program öncesi tokalaşmaktan kaçınan adaylar düello sonunda el sıkıştı.

Ancak her iki aday da bu tartışmada iyi bir performans sergileyemedi. Üstelik Clinton kadınlarla ilgili eline geçen kozu kullanarak Trump'ı başkanlık yarışında ofsaytta bırakma fırsatını da kaçırdı.

Neyse...

Trump'ı İslamofobik açıklamaları ve Müslümanlar hakkındaki nefret söylemleri ile tanıyoruz.

''Trump'ı nasıl bilirdiniz'' diye sorsalar ''Apaçık bir İslam düşmanı olarak bilirdik'' deriz herhalde.

Trump esip gürleyen ama bir türlü yağamayan, ''şahin'' kanadı temsil eden, ayrıca niyetini söylemlerinden ve eylemlerinden belli eden biri.

İslam'ın hem ılımlısına hem de radikaline şiddetle karşı olan biri.

Geliniz Müslümanlarla ilgili söylemlerine bir göz atalım :

''DAİŞ ile mücadele için ABD'deki bazı camileri kapatacağım,

Müslümanların ABD'ye girişine engel olacağım,

Suriyelilerin tamamını geri göndereceğim,

ABD'de yaşayan göçmenleri sınır dışı edeceğim,

ABD'de yaşayan Müslümanların terörle mücadele kapsamında fişlenmesini sağlayacağım,

Kudüs'ü İsrail'in başkenti olarak tanıyacağım,

Fransa örneğinde olduğu gibi terör eylemlerine çözüm olarak halkı silahlandıracağım'' dedi...

Peki ya Clinton ?

"Başkan olursam PYD'yi ve YPG'yi silahlandırmaya devam ederim. Kürtler bizim Irak'ta ve Suriye'de en iyi ortaklarımız.... DAİŞ'i Irak'tan çıkardıktan sonra Rakka'yı almamızın temel yolu, sahadaki Kürt ve Arap savaşçılardır..." diyen Hillary Clinton'dan da bir cacık olmaz.

Clinton'un Kürtleri açıkça destekleyeceğine dair ifadelerini siz ''emrimizde olan bir Kürt devleti kurmak istiyorum'' olarak okuyun. Yani Hillary'nin bahsettiği bölgedeki Müslüman Kürtler değil. PKK, PYD ve YPG benzeri terör örgütleri aslında.

Bu düşüncedeki Hillary Clinton'u destekleyenlere göz attığımızda Neoconlar'a rastlıyoruz. Ortadoğu'daki savaşların ve kaosların gerçek mimarı Neoconlar'dır. İşte bu Neoconlar boşuna Trump'ın ipini son anda çekmedi yani. Hepsi planlı,programlı ve stratejik hamleler.

Clinton'un başkan olması demek kurulacak Kürt devleti için Suriye, Irak ve Türkiye'nin (böyle bir şeye güçleri yetmeyecek) parçalanması demek. Yani PKK, FETÖ, PYD, YPG ve DAİŞ'in daha fazla kan ve gözyaşı akıtması demek...

Kısacası; Clinton, Obama'nın halefi olarak Ortadoğu'daki akıl dışı politikalara aynen devam edecek biri.

Aslında Türkiye'nin selameti ve Müslümanların huzuru açısından Trump ve Clinton arasında pek de bir fark yok. Biri güvercinleri diğeri şahinleri temsil ediyor o kadar.

Biri kibarca diğeri kabaca meramını dillendiriyor. Biri ön kapıdan diğeri arka kapıdan aleyhimize çalışıyor...

Biraz tebessüm

Vaktin birinde sütünü satarak para kazanmak isteyen bir inek, sütçü gibi giyinmiş ama gerçekte kasap olan biriyle sözleşme imzalamak ister. Sözleşmedeki koşulları okuyan inek ''Süt meselesini anladım da burada etimden de istifade edilebileceği yazıyor'' demiş.

Kasap da gülerek ''Takma kafana. Prosedür gereği sözleşmelerde olur böyle maddeler '' demiş.

Yani sonuçta başkan kim olursa olsun ABD yine ABD'liğini yapıp bittabi İsrail ile el ele vererek önce sütümüzü sağmaya çalışacak Erdoğan'dan önce olduğu gibi. Sonra da küresel güçler topyekun ülkemizi parçalamaya yani etimizden faydalanmaya çalışacaklar Lozan ile Osmanlı'ya yaptıkları gibi. Üstelik bunu yaparken bin bir türlü hile ve dolanla, yüzümüze gülerek yapacaklar akılları sıra.

Ama unuttukları önemli bir şey var. Türkiye artık eski Türkiye değil. Karşılarında o korkudan titreyen Karaoğlanlar, eziklenen şapka başbakanları yok!

Artık Türkiye; yeni Türkiye. İçinde halkıyla, devletiyle, çalışanıyla, okuyanıyla her kesimden insanıyla birlik ve beraberliğin önemini kavramış,15 Temmuz'dan aldığı dersle topyekun tek yürek olmuş bir ülke var.

Arada ufak tefek cızırdayan ''sözlükçü sivrileri'', ''vızıldayan mızıkçı twitşorleri'' ve bir de ''ezan hadi ezan'' cıları saymazsak artık bu millet 16 Temmuz sabahından itibaren her şeyin farkında.

ABD'nin eskisi gibi her dayattığı şeyi bize yaptıramayacağını anlaması lazım.

Bizim oturduğu yerden ''Ey Amerika!'' diye inleyip kıtalar ötesini sallayan, sallarken yurtdışında birkaç bürokratı yerinden edebilen, tüm dünyanın dikkatini çeken, halkına da güven ve ümit veren yiğitler yiğidi bir Cumhurbaşkanımız var!

Bir türlü ekarte edemedikleri, hainlikler üzerine hainlikler, planlar üzerine planlar yapıp da deviremedikleri, göklerden öte bir kararla Türkiye'nin kader sayfasına altın harflerle adı yazılmış bir İslam bahadırımız var.

İşte ''Trump mı, Hillary mi seçilse ülkemizin faydasına olur?'' çıkmazındaki asıl cevap ne o, ne de bu. Olsa olsa ABD, AB, Rusya ve Çin arasında denge politikası güderek, kendi ayaklarımız üzerinde durup, dışa bağımlılığı minimize ederek güçlü, hızlı ve icracı bir karar verme mekanizmasını bünyesinde barındıran ABD modeli bir başkanlık sistemini getirerek olabilir...

veya