Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

26 Ekim 2016, Çarşamba

Fransa mültecilere defolun gidin diyor

Fransa, geçtiğimiz Eylül ayında Calais'teki "Calais'in cangılı" olarak adlandırılan mülteci kampının "tamamen ve kalıcı olarak" kapatılmasına ve mültecilerin kovulmasına karar vermişti. İşte bu hafta o karar infaz edilmeye başlandı.

Evet yanlış okumadınız; BM'de veto yetkisi sahibi beş devletten biri olan koskoca Fransa söz konusu kararı bu hafta 10 bin mülteciyi kentten kovarak uygulamaya başladı.

Hatta Calais halkı da bu karara çok sevinmiş olmalı ki yıkımın bittiği gün bir taraflarına kına yakacaklarını deklare ettiler. Zaten kampın kapatılması için zırt pırt gösteri yapıyorlardı.

Yani insan hakları çığırtkanlığı yapan batının göbeğindeki bir ülkede mültecileri kovma konusunda devlet halkla aynı fikirde.

Lafazanlığa gelince demokrasi, özgürlük ve insan hakları gibi konularda mangalda kül bırakmayan Fransa mesele mülteci meselesi olunca bir anda yamyama dönüşüveriyor.

Anlayacağınız Avrupalıların kafası aynı kafa. Nereye gitseniz aynı zihniyetle karşılaşıyorsunuz. Saksılarının içinde yabancı düşmanlığı ve İslamofobi dışında bir şey yok.

Fransa'nın işlediği halta geri dönecek olursak; kampı boşaltma ve yıkım işlemleri bir hafta boyunca da sürecek. Bu iş için yaklaşık 1250 polis görevlendirilmiş. Neredeyse her sekiz mülteciye eli silahlı ve coplu bir polis düşüyor.

Kamptaki mültecilerin çoğunluğunu Afganistan, Sudan ve Eritre'den gelen zavallılar oluşturuyor.

Yıkımla birlikte tam 10 bin mülteci şu soğukta evsiz barksız kalacak.

Fransızlar mültecilere açıkça ''Buradan defolun gidin de ister donarak ölün, ister açlıktan sefil olun. Umurumuzda değil! '' diyorlar!

İyi ama bu mülteciler nereye gidecek?

Nereye gidebilirler ki!

Şayet gidecek bir yerleri olsaydı bu kampta ne işleri vardı?

Eğer siz Suriye'de terör örgütlerini silahlandırıp, iç savaş çıkarmamış olsaydınız bu insanlar ülkelerinde yaşamaya devam edeceklerdi...

Asıl suçlu sizlersiniz!

Ha bir de Fransa, Suriye'deki iç savaştan dolayı Rusya'nın gözünde çöp arayacağına öncelikle kendi gözündeki merteğe baksın!

Fransa'nın yanlış ve utanç verici politikalarına ve mültecilere yönelik umarsız tavırlarına bakın ve batı zihniyetini anlayın!

Zira ''vahşi batı uygarlığı'' çıkar üzerine kurulmuştur. Sağmayacağı ineğe, kesmeyeceği koyuna ne ot verir ne de su. Zırnık koklatmaz. Üstelik Fransa bu haltları katledilen bir milyon Ruandalının ve milyonlarca Cezayirlinin kanı hâlâ elinde varken yapıyor...

Hadi yetişkin mültecileri insandan saymıyorsunuz onu anladık. Peki ya masum çocuklara da mı acımıyorsunuz ?

Suriye'de on binlerce çocuk katledildi. Yüz binlerce çocuk evsiz barksız kaldı. Neredeyse bombalanmayan okul ve hastane kalmadı. Ama gel gör ki Fransa, Suriye meselesinde üç maymunları oynuyor. Bana dokunmayan ama düşmanlarımı sokan yılan bin yaşasın yaklaşımını sürdürüyor. Benim teröristim iyidir kafası ile günü kurtarmaya çalışıyor.

Peki ya İngiltere'ye ne demeli? Hatırlarsanız Mayıs ayında ailesi olmayan mülteci çocuklara kapılarını açacaklarına dair söz vermişlerdi.

Ne yazık ki o tarihten günümüze kadar tek bir çocuğa bırakın kapıyı pencereyi açmayı sınırlarına 4 metre yüksekliğinde, tırmanılması imkansız olan kaygan zeminli duvar inşa edeceklerini pişkin pişkin açıkladılar.

Belki siz de benim gibi bu adamlar ne ara bu kadar zalim oluverdiler diyorsunuz.

Aslında bu herifler öteden beri böyleydiler. Lakin yedikleri haltları örtbas ederek çaktırmamaya çalışıyorlardı. Ama artık kral çıplak ve mal meydanda.Üzerini örtebilecekleri yaprakları da yok.

Geliniz batı zihniyetini daha iyi kavramak için bunların felsefi alt yapılarına bir göz atalım:

Batı zihniyetinin dayanak noktası güçtür, kuvvettir. Haklı olup olmamak önemli değildir. Onlara göre güçlü her zaman haklıdır. ABD ve İsrail örneğinde olduğu gibi.

Hayattaki tek gayeleri çıkarlarıdır. Herhangi bir ilkeleri ve kırmızı çizgileri yoktur. Çıkarlarının olduğu her yerde anında paspas oluverirler.

Ayrıca yaşamlarını sürdürebilmek için herkesle mücadele ve kavga etmek zorunda olduklarına inanırlar. Onlara göre büyük balık küçük balığı her zaman yeme hakkına sahiptir. Zira o büyük balıktır ve her zaman haklıdır.

Halkı bir arada tutan şeyin ırkçılık felsefesi olduğunu savunurlar.

Bu adamlar hedonisttirler adeta uçkurlarına taparlar ve onu tatmin etmek için yemeyecekleri nane de yoktur...

Dedim ya bu adamlar zalimlerin ta kendisidir. Dinleri imanları paradır. Ortadoğu'yu ve Afrika'yı zamanında sömüren, bunun için soykırım yapan ya da yapılmasına neden olan ve günümüzde de sömürmeye devam eden bir canavarlar topluluğudur. Anlayacağınız beyaz adam kendi cehennemine odun taşımayı umarsızca sürdürüyor. Son tahlilde Garp cephesinde değişen bir şey yok. Ne diyelim canları cehenneme!

Tebessüm

Temel yolda yürürken bir araba Temel'e çarpar. Adam, Temel'e ''Ben 20 yıllık şoförüm, suç bende değil sende'' der. Bu esnada Temel hem çarpmanın acısıyla inler hem de kısık sesle ''Ee ne olmuş yani ben de 40 yıllık yayayım suçlu olan sensin'' diye yanıt vermeye çalışır.

Fransa ve AB ülkeleri de Ortadoğu'da hem iç savaşın patlak vermesine neden oluyorlar hem de ülkelerine gelen mültecileri kovup üstelik bir de onları durduk yere suçlu ilan ediyorlar. Tıpkı fıkradaki şoför gibi...

2017 Nobel Barış Ödülü Erdoğan'ın olmalı

2016 Nobel Barış Ödülü Juan Manuel Santos'a verildi. Kolombiya hükûmeti ile Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri ile 52 yıllık iç savaşı sonlandırma konusundaki katkıları nedeniyle aldı bu ödülü.Tabii 52 yıllık bir savaşın sona ermesine katkı sağlamak büyük bir şey.

Öte yandan Fransa ve AB 'nin mülteciler için yaptıkları insanlık dışı muameleler göz önüne alındığında, ülkemize gelen 3 milyon mülteci için konaklama, sağlık, eğitim ve bakım masraflarına 10 milyar dolar harcayan ve gösterdiği misafirperverlik ile tüm dünyaya örnek olan Erdoğan on kere Nobel Barış Ödülü'nü almalıydı. Ben de 2017 Nobel Barış Ödülü için Cumhurbaşkanımızı buradan aday gösteriyorum. ''Haksızsın'' diyen varsa çıksın karşıma…


veya