Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

01 Kasım 2016, Salı

Vizyondaki ''Cehennem'' filmi ve İlluminati

Hz. Muhammed (sav) filmine gitmedim. Cehennem filmine gittim….

Sinema salonlarının girişinde ''Hangi filme gitsek?'' şeklinde karar veremeyen insanları uyaran bir bey vardı: ''Hz. Muhammed filmine gitmeyin. Orada Peygamber efendimizin (sav) ayağını gösteriyorlarmış. Tom Cruise'un aksiyon filmine veya yeni gelen komedi Türk filmine gidin. Bu filmde göreceğiniz bebek ayağı sizi o kadar kötü etkiler ki ne zaman salavat çekseniz o ayağı hatırlarsınız'' diyordu.

Dudak bükerek onu dinleyenler ''Evet evet. Hz. Muhammed filmi yerine Tom Cruise'un filmine gidelim'' diye karar verdiler.

Ben de Hz. Muhammed filmini ne kadar merak ediyor ve gitmek istiyor olsam da orada farklı bir iş için bulunduğumdan; daha önceden Da Vinci Şifresi ve Melekler ve Şeytanlar filmlerinin sinematolojisiyle İlluminati gerçeği üzerinden ilgilendiğimden serinin devam filmi olan ''Cehennem'' filmine gittim.

Biz Hz. Muhammed (sav) filmindeki bebek ayağı göründü-görünmedi-ne kadar göründü diye tartışaduralım, ''Bu filmi sakın izlemeyin!'' diye imza kampanyaları hazırlayaduralım bu esnada Tom Hanks'in baş rollerini üstlendiği Cehennem isimli kitap uyarlaması film vizyona girmişti sonuçta.

Filmde; verilmek istenen mesajların film yolu ile ne kadar derinden etkileyerek verilebileceğinin sonuna kadar farkında olan İlluminati, yine ve yine görevinin başında hazır ve nazırdı. Görevini sapına kadar hakkıyla da yerine getirmişti filmde.

Da Vinci Şifresi'nin ve sonrasında çekilen Melekler ve Şeytanlar filminin devamı niteliğinde bir film Cehennem filmi.

Baştan aşağıya İlluminati kokan, bilinçaltı mesajların gırla gittiği, Batı'nın önemli değerlerinden Dante olgusunu mistik ögeler eşliğinde yücelten bir film.

İnsan katletmeyi sanat ve dini bir görev gibi gösteren, hatta ve hatta had bilmezlikten ötürü ''Tanrı da masum insanları deprem ve hastalıklarla öldürüyor sonuçta'' diye kendini Yaratıcı ile kıyaslayan felsefik cümleler kuran bir altyapıya sahip.

Da Vinci Şifresi'nde de güya film çevirme ayağına siyonizmin ne haltlar yediğini hatta dünya görüşünü tüm dünyanın bilinçaltlarına zerk etmişlerdi.

Vatikan'ın ve Hıristiyan dünyasının itirazları üzerine Melekler ve Şeytanlar filmiyle Vatikan'a hakkını teslim edip sus payı vermişlerdi hatta.

Şimdi Cehennem filminde de siyonizmin yeni dünya düzeni hakkındaki fikirlerini tersten anlatmışlar.

Yani güya çok feci kınarken ''dünyadaki tüm insanların kurtulabilmesi için dünyadaki insanların yarısının ölmesi gerektiği'' fikrini empoze etmişler filmin genelinde.

Önce zengin ve cool bir adamın ağzından sapkın, bencil ve zalim kafalara gayet makul gelebilecek bir şekilde ''Ya tamamen hepimiz ölürüz. Ya da bir kısmımız bazılarımız için ölür'' fikri anlatılıyor.

Bu rolü üstlenen oyuncu sempatik olabilecek bir sunumla ''mazlum'' bir şekilde başlıyor filme.

Neredeyse empati yapıp ''Sen üzülme. Ben ölürüm senin için ne olacak ki?!'' diyesi geliyor insanın.

Evet sapkın, bencil ve zalim kafalara makul gelebilecek bir fikir dedim. Fark ettiyseniz tam olarak Batı dünyasının büyük bir çoğunluğunun taşıdığı sıfatlar bunlar.''Gınıllımılır yıpmıyılım'' diyenleri duyar gibiyim.

Mülteci sorununda sınıfta kalan, Suriye olayında duvara toslayan Batı dünyasının hayvan hakları üzerinden şefkatperverliğinden dem vuran liste siteleri kadar banel ve sığ olacaksanız bu yazının buradan sonrasını okumayıp bu sayfadan çıkıp gidin zaten!

Sonuçta ben bir yazarım. Odamdan değilse de kızınca yazımdan kovabilirim sentetik kafalı Batı sevdalılarını…

Siz gidin Instagram'da brunch keyfi paylaşımı yapın. Ya da dostlarınıza hazırladığınız kurdeleli tontiş kurabiye resimlerinizi paylaşın. İnternet paketinizi orada harcayın!

Neyse Y kuşağı tiplemelerini hatırlayınca tepem atıyor bazen.

Nerde kalmıştık….

Bununla da kalınmamış, o dünyanın ölmesi gereken (!) yarısının doğu ile batının sınırı olan İstanbul'dan itibaren dünyanın doğusu olarak ima edilmiş filmde.

Hatta filmin düğüm kısmının İstanbul'da çözülmesi ile bir çeşit göz dağı dahi vermişler.

Veba mikrobuna yakın bir mikrop İstanbul'dan güya tüm dünyaya yayılacakken olayı Tom Hanks abiye çözdürmüşler.

İlluminati'nin torunu olan Hollywood yine yapmış yapacağını anlayacağınız.

Yerebatan Sarnıcı'ndaki ters Medusa heykelinin İlluminati için çok ama çok değerli bir sembol olduğunu bilmeyen yoktur herhalde. İşte tam da oradan yayılacak dünyayı tehdit eden biyolojik silah.

Aslında bize filmle diyorlar ki: ''Biz bir biyolojik silahla İstanbul'dan itibaren dünyanın yarısına denk gelen Ortadoğu'yu yani tüm İslam alemini yok edebiliriz. İster yok eder, istersek de kurtarırız. İkisini de ancak ve ancak biz yaparız. Siz kılınızı bile kıpırdatamazsınız.''

İstanbul'un göbeğinde Yerebatan Sarnıcı'nda olan kriminal bir krizde her nedense tek bir Türk yetkiliye rastlanmıyor filmde.

Filmde geçen Ayasofya teması da gözlerden kaçacak gibi değil. Ayasofya'da okunan ezan birilerine feci batmış anlaşılan…

Adeta ''Ayasofya tüm gizemleriyle bizim'' diyorlar...

Sonuç olarak ''Dünyanın yarısı için dünyanın diğer yarısının ölmesi'' fikrini ''Batılı iyice tasvir safi zihinleri bozar'' düsturuna uyarak güzelce tersten empoze etmek için çok büyük çaba harcamışlar filmde.

Ama ben kimseden ''Bu filme gitme, ahlaksız bir sahnesi var. Ya da Cehennem filminde full İlluminati işleniyor olumsuz etkilenirsin. 2 saatine, zamanına ve parana yazık.Tam bir Batı felsefesi yüklemesi…vs…'' gibi haklı bir ikaz işitmedim.

Filmden çıktığımda bilet sırasında bekleyen kızlı-erkekli bir genç grup ''Vay kafirler ya. Peygamberimizin ayağını göstermişler'' diyerek ellerinde popcornlar ve cocacolalarla yeni çıkan zıpçıktı bir Türk filmini izlemek için salona giriyorlardı…

veya