Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

07 Kasım 2016, Pazartesi

Hz. Muhammed filmine gidelim mi?

Ne filmmiş…

''İzleyen şöyle olur, böyle olur, aman sakın, aman şöyle, aman böyle…''

Doğruyu söylemek gerekirse hiç filme gidesim yoktu. Yani ''internete düşünce açar izlerim ne acelem var'' diyordum.

Sonra bir furyadır kopunca hadi dedim gidip bakayım neymiş ki herkesi galeyana getirmiş bu film?

Hani ''iyi reklam yüzde 10 kötü reklam yüzde 40'' etkiliymiş ya. Hah bende tam olarak öyle oldu.

Bu kadar eleştirilmeseydi bu filme gitmezdim.

Filme gittim ama izlerken tedirgin olmadım değil!

Gerçekten ''Peygamberimizin'' bebekliğinin, çocukluğunun yüzü gösterilmese de, sesi duyurulmasa da ''temsili bedeninin arkadan gösterilmesi'' hiç uygun olmamış.

Peygamberimizin amcası Ebu Talip üzerinden anlatılan hikâyenin senaryosunda Sünni inanışa ters olan, Sünni kaynaklara göre yanlış olan bir şeyler olduğu çok açık.

Misal mi?

Ebu Talip ''tam bir mümin gibi'' anlatılmış, tam da Şii kaynaklara uygun olarak.

Dolayısıyla filmin son sahnesindeki balık mucizesi ya da tarihi karakterlere ait anlatılardaki yanlış ve eksikler ''İslam tarihçileri ve siyer uzmanları tarafından kritiğe tabi tutulursa'' güzel olur.

Evet film, bir ''Çağrı filmi veya Ömer Muhtar'' filmi gibi bağrımıza basabileceğimiz, can-ı gönülden tavsiye edebileceğimiz bir film değil.

Ama gerek kurgusuyla, gerek görsel efektleri ile, gerekse oyunculuk, kostüm, dekor veya müzikleriyle oldukça etkileyici, tam anlamıyla kendi alanında başyapıt olabilecek bir eser.

Yiğidi öldürüp hakkını vermek gerekirse filmde; Ebrehe'nin ordusunu, Ebabil kuşlarını, Peygamberimizin doğduğu gecede olanları ve bunu fark eden Yahudilerin kıskançlıktan kıvranışlarını, bulut, yağmur, şifa, bolluk ve bereket mucizeleri gibi küçüklüğünde meydana gelen olağanüstü olaylar çok güzel anlatılmış. Tabii mucizelere fantastik bir perspektiften yaklaşılmış olması Peygamberimizin ''örnek alınacak bir insan olarak gönderilmiş olması'' manasını biraz göz ardı ettirmiş...

Neyse...

Doğrusu filmin her karesine Peygamberimizin ''Rahmet Peygamberi'', ''Kainatın Efendisi'' ve ''İnsanlığın kurtarıcısı'' olduğu teması çok güzel yerleştirilmiş.

Lakin arada çıkan kilise müzikleri insanı ''irite'' ediyor.

Gerçi tarihi olayları kendi bulunduğu zamanın şartlarına göre incelemek gerektiğinden henüz ''Buhurizade Mustafa Itri Efendi salavatı bestelemiş olmadığı'' için olsa gerek filmde ona yer verilmemiş.

''Dursun Ali Erzincanlı'nın şiirlerinin esamesine'' de rastlayamadık filmde nedense!

İşin şakası bir yana filme gitmeden önce okuduğum eleştirilerin yüzde ellisi haklı olsa da yüzde ellisinin de yersiz olduğunu gördüm filme gidince.

Hıristiyanlık temasının filmde işlenmesinin rahatsızlık vermesi oldukça şaşırtıcı. Zira Hıristiyanlar da Yahudiler de hatta Mekke'deki Hz. İbrahim'in getirdiği hanif dinine mensup olanlar da Peygamberimizin geleceğini biliyorlardı.

Hüseyin-i Cisri 1879'da Risale-i Hamidiye'sinde Peygamberimizin geleceği ile ilgili ''Tevrat ve İncil'den 114 işareti'' çıkardığına göre o zamanın semavi kitap uzmanlarının da bu işaretlerden bazılarını görmüş olmaları gayet doğal. Üstelik hatiflerin (cinlerin) ve kâhinlerin (medyumların) peygamberimizin geleceğine dair çıkarımları da o dönemde bilinen bir gerçek.

Peygamberimizin eşi Hz. Hatice'nin amcasının oğlu Varaka bin Nevfel, daha Peygamberimize Peygamberlik gelmeden önce onun Nebi-i Zişan olacağını İncil'deki işaretlerden biliyordu. Hatta Peygamberimize ilk vahiy geldiğinde, Allah Resulü başına gelenleri ona anlattığında ''İncil'de intizar edilen nebi sensin'' demiştir.

Peygamberimizden önce Peygamberimizin geleceği İncil'de; ''Ben gidiyorum ta size tesellici gelsin'' denilerek veya ''Ahyed, Ahmed, Faraklit'' gibi isimleri ile beraber anılarak Peygamberimizin geleceği müjdelenmiştir.

Öte yandan Peygamberimizin hep ''Savaş Peygamberi'' gibi anlatılması ve öyle lanse edilmesi karşımıza DAİŞ kafalı insanları çıkarmadı mı?

Bu filmde Peygamberimizin ''Rahmet Peygamberi'' olarak duygusal bir olguyla anlatılması İslamofobi açısından çok isabetli ve güzel olmuş doğrusu.

Diğer yandan filme, Hz. Peygamberin hayatındaki kimi önemli karakterler eksik bırakıldığına dair edilen itirazlar da kulaklarımızı tırmalıyor.

Tabii bu konuda öncelikle bizim de yeterli bilgiye sahip olmamız gerekiyor.

Unutmayalım ki ''Peygamberimiz Hz. Ebu Bekir'le 20'li'' yaşlarda tanışarak arkadaş oldu. Keza Hz. Ömer deseniz zaten Peygamberimizden ''10 yaş'' küçük. ''Hz. Osman da 9 yaş'' küçük.

Bu filmde ''Peygamberimizin 13 yaşına kadarki dönemi'' anlatılmış. Dolayısıyla bu karakterlerin filmde olmaması gayet doğal.

Ne yazık ki birçok kişi filmi Sünni-Şii çerçevesinde yani mezhepçilik yaparak değerlendiriyor. Hal böyle olunca da ''Kim çevirmiş? Bizden değil mi? O zaman kıhtır o'' yorumları kişilerin akıllarına egemen oluyor...

Ayrıca filme herhangi bir ''kutsallık'' atfetmeden, yalnızca Mecid Mecidi gibi dünya çapında rüştünü kanıtlamış bir yönetmenin yapıtı olarak değerlendirmek yerinde olacaktır.

Üstelik sanatçının kendisi de Şii olduğundan filmi çevirirken kendi kültürünün etkisi altında kalmış olması şaşılacak bir şey değil. ''Sen Sünni kültürün etkisiyle güzel bir film çektin de biz mi elini tuttuk aga?'' demezler mi adama?

Asıl şaşılacak olan Peygamberimizin suretinin arkasından gösterilmesine bu denli tepki gösteren, feveran eden, kampanyalar başlatanların Peygamberimizin ümmetine örnek olmak için gösterdiği sîretine (içsel yapısına, getirdiği din tarafından tanımlanan etik ve ahlak kurallarına) aykırı olan diğer yapımlara ses çıkarmayışları.

Gündüz programları, magazin programları, ''ahlaksız ve fuhşu teşvik eden onlarca dizi ve film ümmetin ahlak yapısının dibine dinamit döşerken'' bu heyecanla onları eleştirmemeleri.

Başörtülü çıplaklar, kul hakkı yiyen oruçlular, yanında çalıştırdığı elemanın sigortasını yapmayan hacılar, yalan söyleyen müminler ortalıkta dolanırken ''bunlara nasıl çözüm buluruz''un derdine düşmeyip onun yerine eli gözüktü, ayağı gözüktü diye bu filmi ''sırf bağcıyı dövmek amacıyla'' eleştirenlerin İslam anlayışlarına çeki düzen vermeleri gerekmektedir.

Uygun bulmadığım diğer şeyde bu filme gidilmemesinin ısrarla ve aksi olursa ''imansız kalmakla'' tehdit edilerek söylenmesi.

İşte bu ve benzeri filmlerden değil, bu film gibi kendi inandığına ters düşen manaları içeren şeylerden ''kaçmayı öğütleyen'' mantığı, ''düşünmeyi engelleyen'' mantığı, ''Ben senin yerine düşünürüm'' diyen mantığı uygun bulmuyorum.

Bir film izlemekle imanı giden, arkadan bir çocuk silueti gördü diye ''Resulüne salavat getirmeye şevki kaçan'', yanlış veya emin olamadığı bir rivayetin canlandırılmasına şahit oldu diye Müslümanlıktan çıkan bir ümmetin kendi ''İslam anlayışına bir format atması'' gerekmez mi?

Hani İslam akılla bağdaşıyordu?

Hani İslamiyet demek düşünmek demekti?

Hani nerede ''efelâ ya'kilûn'' (hâlâ akıllarını kullanmayacaklar mı?) ayetini bas bas bağıran hocalar?

Düşünürken farklı bir görüşe maruz kalmak o aklın altındaki kalpte bulunan imanını götürüyorsa o zaman ''skolastik bir bataklığa'' saplanmışız da haberimiz yok!

Dinimiz ''düşünün'' diyor, ''kafayı çalıştırın'' diyor. ''aklınızı kullanın'' diyor.

Tüm bunları bize ayetler söylüyor. Yani Allah söylüyor. Allah bize düşün diyorken birilerinin çıkıp ''aman ha sakın imanın gider, düşünme, düşüneceğin şeylere maruz kalma. Sakın izleme, izlettirme'' şeklindeki saçma teklifi kimse kusura bakmasın ama bana etki etmiyor.

Evet film övüp övüp göğe çıkaracağımız bir film değil belki. Ama ben gibi adama dahi film sonrası siyer okutan, araştırma yaptıran bir kamçı etkisi var. Yani bana öyle oldu. Ben kamçılandım.

''Vay be adamlara bak.Ne film çekmişler. Ben şu balık mucizesini duymamışım. Bakayım hangi kaynakta geçiyor? Bakayım Ebu Leheb'in karısı gerçekten cariyesi Suveybe'ye izin vermemiş mi süt annelik için?'' diye araştırma yapmama vesile oldu.

Ey Sünni kardeşim. Ne dersin? Belki de oturduğun yerden ''o kötü, bu kıh'' diye eleştirip ''kırmızı kalemle'' yapılan her çalışmaya çarpı atmak yerine ayağa kalkıp silkelensen de ''Adamlar Peygamberimin filmini çekiyor. Ben oturduğum yerde armut mu toplayacağım. Sadece eleştirip laf kalabalığı etmekle mi yetineceğim. Kalkıp ben daha iyisini, güzelini, doğrusunu çekeyim'' demeye ve bunu uygulamaya ne dersin?!

İnancına ters düşen bir fikirden kaçmak, yokmuş gibi yapmak, saklanmak yerine o fikri çürütmek için doğrusunu sonuna kadar savunmaya ve haykırmaya ne dersin?

Son tahlilde derim ki, filmde Peygamberimizin bebeklik ve çocukluk dönemi tasvir yasağı nedeniyle yeterince irdelenemediği için ''film gereğinden fazla Hıristiyanlığa ve Şiiliğe ait fantastik unsurlarla beslenmeye'' çalışılmış. Bu da uygun olmamış tabii. Ama cahiliye dönemine ilişkin unsurlar çok realist ve rasyonel bir biçimde betimlenmiş.

Diyeceğim o ki, bu film; görsel, duygusal, sanatsal ve sinematografik açılardan çok etkileyici olduğu ve bundan sonra Müslümanların bu alanda çekeceği filmler açısından da bir örnek oluşturacağı için ''izlenmeye değer.''

Bence en iyisi ''filme gidin'', ardından içeriği hakkında biraz ''kafa patlatın'' ve kararı siz verin…

veya