Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

11 Kasım 2016, Cuma

Trump kimin şaftını kaydıracak?

Geçen anahtarcıda evime yedek anahtar yaptırıyorum. O sırada ABD seçimleri veriliyor televizyondan.

Televizyonda seçim yarışını izleyen iki teyze aralarında konuşuyorlar.

-Bu meymenetsiz mi yönetecekmiş Amerika'yı?

-Öbür kadın daha bir sevimliydi oysaki.

-Düşünsene bu adam bütün dünyayı yönetecek. Şimdi bu adama nasıl bütün dünyanın yönetimini teslim edeceksin?!

Önce bir yanlış mı duydum diye teyzelere baktım. Tekrar edince dediğini, doğru duyduğumu anladım. Dedim ''Teyze sen az önce ABD başkanı için dünyayı yönetecek mi dedin?''

-Ee tabii evladım dedi. Sonuçta ABD'nin başkanı kim olursa tüm dünyayı da o yönetir.

-Teyze dedim. O geçmişte kaldı. Amerika eski manda ve himaye döneminde veya 80 ihtilali dönemlerinde veya 28 Şubat sürecinde dünyayı yönetiyordu desen anlarım.Irak'a, Afganistan'a, İran'a hükmü geçtiği dönem olsa anlarım.Ama artık ''dünyayı Amerika'' yönetmiyor. ''Amerika artık süper güç falan da değil'' zaten.

Dünya yüzünde en büyük borç batağına batmış, bütün dünya ülkeleri tarafından nefretle karşılanan bir ülke Amerika.

Hatta Amerika artık kendi kendini bile yönetemiyor. Trump'ın başkan seçilmesi bile buna başlı başına bir örnek. ''Hakaretlerle, küfürle, kabalık ve bayağılıkla, seviyesiz'' bir şekilde yürüttüğü başkanlık kampanyasında bu kadar oy toplayabilmişse Amerikan halkının da seviyesi ortada.

ABD artık kendi halkını bile yönetemiyor. Kapitalizmle halkını ''öyle bencil, öyle obez, öyle sosyopat'' bir hale getirdi ki artık Amerika'nın hayali dünyayı yönetmek de değil zaten. Semirip, alemlere akıp, beyinlerini tozla uçurma derdindeler artık sadece.

Teyze şaşkın, şaşkın ''Haklı olabilirsin tabi. Olaya bir de o taraftan bakmak lazım'' dedi...

Evet Trump, rakibi Clinton'ı silindir gibi ezerek yeni ABD Başkanı seçildi.

Nefret söylemleri, ırkçılık suçlamaları, taciz iddiaları ve FBI soruşturmaları derken Amerikalılar oldukça sıkıntılı bir seçim sürecini geride bırakarak 45. başkanını seçti.

Ocak ayında görevi Obama'dan devralacak olan Trump seçim sonrası yaptığı konuşmada ''Bütün uluslarla iyi geçineceğiz...Herkesle çatışma değil ortaklık arayacağız" ifadelerini kullanarak dünyaya pozitif bir mesaj verdi...

Trump'ın seçimi kazanması herkes için sürpriz oldu.

Zira kimse Trump'ın kazanmasını beklemiyordu.

AB'de seçim sonuçları tam anlamıyla hayal kırıklığına neden oldu...
Almanya'da deyim yerinde ise Trump'ın seçilmesi şok etkisi yaptı.

İngilizler, Trump'ın seçilmesini, ''mevcut dünya düzeninin ve ekonomik sistemin çöküşü'' olarak yorumladılar. Zira bu düzeni kendileri kurmuşlardı. (İşte Trump bu sistemi ve onu kuranların şaftını kaydırabilir.)

Trump'ın ABD'nin yeni başkanı olması, ülkemizde de ''en çok konuşulan ve tartışılan'' konulardan biri oldu.

AB'nin tersine ülkemizde Trump'la ilgili ''iyimser açıklamalar'' seslendirildi.

Şöyle ki, Trump'ın başkan olmasıyla Amerika'da yeni bir dönem başladığını belirten Erdoğan "Bu tercihi hayra yormak istiyorum" dedi.

Hatta Başbakan Binali Yıldırım sıcağı sıcağına Trump'tan ''Fethullah Gülen'i iade etmesini'' bile istedi.

Peki bu iyimserliğin nedeni ne?

Kuşkusuz ''bu iyimserliğin en önemli nedeni'' Obama ve ekibi.

Zira Obama yönetimi FETÖ'yü her daim koruyup kolladığı için Türkiye, Obama'nın devamı sayılabilecek Clinton yönetimi başa gelmesin de ''kim gelirse gelsin'' noktasına geldi.

8 yıllık Obama döneminde ABD ile Türkiye arasındaki ilişkilerin ''limoni olduğu'' herkes tarafından bilinen yakıcı bir gerçek.

Bunların başında ''teröristbaşı Gülen'in iadesi'' ve ABD'nin Suriye'nin kuzeyinde ''PYD ve YPG gibi terör örgütleriyle'' kurduğu ilişkiler geliyor...

Yeni dönemde Erdoğan ile Trump'ın arası ''iyi olursa" buradan Türkiye lehine bir sonuç çıkabilir diye ümit ediyoruz.

Çünkü Trump ''başarılı bir tüccar'' olması hasebiyle problemleri ''ikili ilişkilerle'' çözmeyi seven biri.

Anlayacağınız pragmatik (faydacı) bir lider.

Bu özellikleriyle karşısında güçlü Erdoğan'ı bulduğu her durumda meselelerin çözümü noktasında kolaylaştırıcı etki oluşabilir...

Peki Trump döneminde nelere tanık olacağız?

Muhtemelen dış politikadan ziyade ''ekonomiyi'' öncelleyen bir ABD Başkanı ile muhatap olacağız.

Türkiye'nin ''iç siyasetiyle daha az uğraşan'' bir ABD'nin öne çıktığını göreceğiz.

Suriye'nin kuzeyinde ''güvenli bir bölgenin'' oluşturulmasına (biz de böyle düşünüyoruz) belki de tanık olacağız.

ABD-İran ilişkilerinde olası bir ''kötüleşme'' söz konusu olacak.

İsrail geçmişe göre ''dünya siyasetinde çok daha fazla ön plana'' çıkacak.

Trump ''demokrasiyi dünya çapında'' ön plana çıkaran bir lider değil. Dolayısıyla ''demokrasi'' bahanesiyle her işimize burnunu sokmayacak.

Muhtemelen Trump yönetimi, Gülen'in iadesi konusunda selefi gibi ''topu taca'' atmaya yani ''ABD yargısına'' havale etmeye çalışacak. Lakin bu konuda Obama'ya nispeten daha ''net bir tavır'' sergileyeceği de şüphesiz.

Trump'ın ''İslam karşıtı söylemlerinin kendi ülkesinde yaşayan veya kendi ülkesine göç etmek isteyen Müslümanlarla'' sınırlı kalacağına tanık olacağız. Amerika'daki Müslümanların ''güven ve huzuru açısından endişe verici bir durum'' inşallah yaşanmaz. Trump eğer ''zengin körfez ülkeleri ile arasını bozmak'' istemiyorsa ülkesindeki ''Müslümanlara da saygılı davranmayı'' öğrenmek zorunda. Zira bu konuda ''zengin körfez ülkeleriyle iyi ilişki içerisinde'' olacağına dair birçok beyanatı var...

Peki ya Suriye'de ''PYD ve YPG gibi terör örgütleriyle'' ilgili Trump döneminde ''yeni bir tutum'' söz konusu olabilir mi?

Bugünden yarına ''böyle bir şeyin hemencecik'' olması biraz zor.

Çünkü bölgede ABD'nin yürüttüğü ''mevcut bir politika'' var. Sırf Türkiye'yi ''memnun etmek'' için ''dereyi geçerken at değiştirmez'' bu adamlar. Belki ülkemizin baskısıyla bu hatalarından zamanla vazgeçebilirler...

Son tahlilde ''Olanda hayır vardır.'' Trump selefleri gibi ''saman altından su yürüten, yüze gülüp arkadan iş çeviren'' değil açık açık niyetini belli eden biri. Dürüstçe ve açıkça ''ben buyum'' diyor.

Bu da insanların güler yüzüne aldanıp ''gavura bile güvenebilen'' Müslümanların ABD başkanının İslam düşmanı olduğunu apaçık söylemesiyle ''gardlarını yükseltmelerine'' neden olur inşallah.

Sonuçta FETÖ abileri (!) alt tabanlarını İngiltere ''Kraliçesi'nin Müslüman olduğuna ama statüsü gereği bunu gizlemek zorunda olduğuna'' bile inandırabilmişken her şey mümkün.

Anlamamız gereken kısım ''Batının ve siyonizmin asla Türkiye'nin lehine bir şey yapmayacağı''dır.

Görünüşte lehimize olan bir durum varsa da ''ya çok pahalı bir şekilde onu ödetmeyi'' planlıyorlardır veya o lehimize görünen şey ''aslında lehimize'' değildir.

ABD'nin 2. Dünya Savaşı sonrası ülkemize gönderdiği bebekler için yapılmış ''süt tozlarından kolera mikrobu'' çıkması gibi…

Derin Amerika sanki Clinton'a ''yatırım yapıp şu an kaybetmiş'' gibi görünse de asla yaş tahtaya basmayan ''kurukafa çetesi'' Trump için de ''belli bir hazırlık ve pazarlık'' mutlaka yapmıştır.

Trump'ın seçilmesi lehimize mi? Değil mi? Sorusu yerine şu sorulmalıdır: ''Trump'ın seçilmesini nasıl lehimize çevirebiliriz?''

Zira ''milletlerin kaderlerini de Allah kendi çabalarına'' bağlı kılmıştır… Vesselam…

veya