Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

14 Kasım 2016, Pazartesi

Kardeş Kal Türkiye

İBB tarafından düzenlenen ''Kahramanlar Koşusu''; yediden yetmişe, yaşlısından gencine, her yaştan on binlerce Türkiye sevdalısını bir araya getirdi.

Sabahın erken saatlerinden itibaren toplu taşıma araçları çalışmadığı için kilometrelerce yol kat ederek başlangıç noktasına gelen yurttaşlar ''siyasi görüşlerini, etnik, mezhebî ve dinî aidiyetlerini'' bir tarafa bırakarak ''15 Temmuz şehitleri'' için koştu...

Olası bir darbe girişimine karşı tüm haberleşme araçlarının tamamen kesildiği bir ortamda halkı meydanlara yönlendirmek için Orhan Uzuner'in öncülüğünde kurulmuş olan ''Kardeş Kal Türkiye Platformu'' ile ben de koşuya katıldım.

Grup olarak gerek megafonlarımızla, gerek düdüklerimizle, gerekse seslerimizle yeri göğü inlettik evelallah.

En güzeli de 15 Temmuz şehitlerinin ''adlarını zikrederek'' yoklama almamızdı. Kahraman şehitlerimizin adları bir bir okundukça tüm yurttaşların hep bir ağızdan ''burada'' diye haykırmaları gerçekten görülmeye değerdi.

Böyle bir atmosferde şehitlerimizin adı okunur da İstiklal Marşımız okunmaz mı?

15 Temmuz Şehitler Köprüsü'nün tam ortasında, Beşiktaş'ın göbeğinde ve parkurun muhtelif yerlerinde özellikle köprü altlarında daha iyi yankı yapsın diye tabii ki, ''İstiklal Marşımızı var gücümüzle, seslerimiz kısılıncaya'' kadar okuduk. Koşunun sonunda sanki bir futbol karşılaşmasından çıkmışçasına seslerimizin kısıldığına tanık olduk. Sahi bizler zaten Arif Nihat Asya'nın dediği gibi ''kısık sesler'' değil miydik?

Anlayacağınız ''tekbirlerle'' ve ''Ya Allah Bismillah''larla gök kubbeyi parkur boyunca enlemesine-boylamasına çınlattık. Şu anda bile kulaklarımda çınlama sesi var desem yalan söylemiş olmam herhalde.

Hele düdük çalarken ahalinin hayretler içerisinde bizlere bakışları yok muydu aldığım keyfi tarif edemem.

Bu coşkulu etkinlikle Türkiye düşmanlarına birlik ve beraberliğimizin asla bozulamayacağına dair güzel bir mesaj vermiş olduk.

Gerçekten bu köklü milletin, ataları Selçuklular ve Osmanlılar gibi yeniden dünya tarihini yapabileceğinin sinyallerini 15 Temmuz'da olduğu gibi dün de verdik...

Açıkçası bu maraton oldukça zihin ve ufuk açıcı bir etkinlikti. Tek kelimeyle mükemmeldi.

Adeta içsel yapımızı kahramanlık noktasında yeniden yapılandırdığımızın ispatıydı adeta.

Katılmayanların çok şey kaybettiğini söyleyebiliriz. Ne diyelim inşallah bir dahaki koşuda telafi ederler.

Öte yandan on binlerce insan koşmasına rağmen en ufak bir taşkınlık yaşanmadı.

Bu arada bizimle beraber koşuya katılan ve oldukça büyük bir Türk bayrağını dalgalandıran şehit ve gazi ailelerini köprünün girişinde saygıyla selamlamayı da ihmal etmedik.

Hakikaten katılımcılar olarak tüm kardeşlerimizle hem eğlenceli, hem de bol muhabbetli olağanüstü bir gün geçirmiş olduk.

Kara sular inen ayaklarımın tüm isyanlarına rağmen 15 Temmuz gecesinde şahlanan bu yüce milletin ''birlik, beraberlik ve kardeşlik içerisinde tek vatan, tek bayrak, tek millet, tek devlet ve tek yürek'' olarak ülkemize canı gönülden sahip çıkmasını bir kere daha görmek ve buna tanık olmak gerçekten çok güzeldi. Teşekkürler Türkiye!

Biraz tebessüm

Yavru fare annesine sorar:

-"Şu dünya ne tuhaf değil mi anne?"

-"Neden?"

-"Biz kedilerden korkuyoruz, kediler köpeklerden, köpekler insanlardan, insanların erkekleri kadınlardan, kadınlar ise bizden korkuyor..."

Erdoğan'dan önce halkımız, darbeci Kemalist generallerden korkuyordu. O generaller de AB'den çekiniyordu. AB ise ABD'den tırsıyordu. ABD ise Yahudilerden korkuyordu. İşin ilginç yanı Yahudiler de bin yıl boyunca İslam'ın bayraktarlığını yapmış, Selçuklu ve Osmanlı ruhunu iliklerine kadar taşıyan bu kahraman milletin uyanıp özüne dönmesinden korkuyor...

Korkunun ecele faydası yok. Yakın bir gelecekte bu millet yeniden dünya tarihini şekillendirecek işlere imza atacak inşallah. Türkiye düşmanları da ülkemize trene bakar gibi bakacaklar!

Derik Kaymakamı

Evvelki gün PKK'lı teröristler, Derik Kaymakamı Muhammed Fatih Safitürk'ü şehit ettiler. Ruhu şad olsun!

Bilmem gördünüz mü patlamanın etkisiyle makam odası kıyametten sonraki bir sahneyi andırıyordu. Adeta tavan ile zemin yer değiştirmişti...

Allah kahretsin, bu kan emici teröristleri!

İşin aslı ölümsüz kahramanımız birkaç PKK'lı itin alçakça planına kurban gitmişti.

Bu suikastla, milletimiz 15 Temmuz şehitlerinin yarasını henüz saramamışken kahredici bir acıyla daha sarsılmış oldu.

Elbette ki, şehidimizin yerine bir başka yiğit gelecek ve güvenlik güçlerimiz de "kanını yerde'' bırakmayacak...

Fark ettiyseniz PKK, kurbanlarını Türkiye'nin geleceği için ''kale gibi dik duran yiğitlerin'' arasından seçiyor.

Teröristler bu tür eylemleriyle iç barışı yok etmeye çalışıyorlar. Ülkeyi cepheleşmeye zorluyorlar.Türk/Kürt çatışması çıkarmak için adeta bir taraflarını yırtıyorlar. Ama tuzakları Allah'ın izniyle başlarına geçecek! Diz çöktüremeyecekler bize!

Öte yandan, Muhammed Fatih Safitürk hem bir kaymakam, hem bir Belediye Başkanı (kayyum) hem de bir Ekşi sözlük yazarıydı. Oldukça vasıflı biriydi anlayacağınız.

Ayrıca ilçe halkının refahı için Köye Dönüş ve Rehabilitasyon Projesi (KDRP) kapsamında ''Derik zeytinini ve zeytinyağını'' tüm dünyaya tanıtmaya çalışan ve bunun için tesisler kurulmasını sağlayan bir kahramandı...

Babası Asım Safitürk'ün de oğlundan geri kalır bir yanı yoktu doğrusu. "Oğlumu Hazreti Hamza gibi şehit ettiler" diyerek cenaze namazını kıldırdı. Böylece bizlere Osmanlı ruhunun ne demek olduğunu göstermiş oldu. Şimdi soruyorum sizlere böyle bir kahramanlığı kaç baba yapabilir?

İsterseniz yazımızı Erdoğan'ın cenazede yaptığı konuşma ile sonlandıralım. ''Allah'ın izniyle bunların kökünü kazıyacağız. Kazıyamazsak bizler indi İlahi'de bunun hesabını veremeyiz. Bu mücadele sürecek. Yeter ki sevgili kardeşlerim bir olalım. Birbirimizi ne olur Allah için sevelim. Bunu yaptığımızda er geç zafere ulaşacağız. Bu ülkede Muhammed Fatih'ler evelallah bitmez.''

veya