Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

18 Kasım 2016, Cuma

Kapitalizmin Hintli kadınları kelleştirme politikası

''Kapitalizm, kendi bahçende gölgesinde bedava serinlediğin ağacı kesip sana çardak yapıp satan zihniyettir.''

İtiraf edelim ki, insanlığın en büyük sorunu cehalettir. Kitleler cahil olunca Kapitalizm ve emperyalizm onları anında sömürmeye başlıyor.

Hindistan'da hastalar veya hasta yakınları şifa bulmak, sağlıklarına kavuşmak için çok güvendikleri Brahmanların yönlendirmeleriyle saçlarını usturayla kazıtıp ''Thiruthani Murugan'' tapınağındaki tanrılara adak olarak sunuyorlar. Haliyle putların çevresi adeta bir berber dükkanını andırıyor. Yani manzara oldukça tiksinç bir hâl alıyor.

Bir Allah'ın kulu da demiyor ki, on binlerce insanın kesilmiş saçları nereye gidiyor? Kadınları ve kızları kelleştirmenin şifayla ve sağlıkla ne ilgisi var? Bu işlem güzelliğe ve estetiğe önem veren kadınların psikolojisini bozmuyor mu? Kelleşen kadınların eşleriyle olan ilişkileri olumsuz etkileniyor mu?

Düşünsenize on binlerce hasta, hastalıkları için bilimsel çözümler aramaya hastanelere gideceği yerde kelleşme ayinine katılıyor. Putlarına saçlarını kurban ediyorlar.

Peki bu ''kesik kutsal saçlara'' ne oluyor?

Tapınaktaki kesik kutsal saçlar açık artırma ile ''peruk tüccarlarına'' ölü fiyatına satılıyor. Peruk endüstrisi de elde ettiği ''gerçek insan saçından doğal peruklar yapıyor ve Avrupa'ya, Amerika'ya satıyor.'' Böylece Kapitalist Batı Hindistan'daki dostlarına ''din sömürüsü yaptırarak'' yüz binlerce Hintli kadının saçını neredeyse bedavaya elde etmiş oluyor.

Şimdi soruyoruz: Normal koşullarda hangi kadın kendi öz saçından peruk yapılsın diye hiç bir ücret almadan aylarca belki yıllarca kel kalacağını bildiği halde saçını kazıtır? Buna Kapitalizmin din sömürüsü denmez de ne denir?

Hindistan'da önemli bir sinema sanatçısı olan, tüm dünya tarafından da takdirle filmleri seyredilen ''Aamir Khan''ın son filmi ''PK''de tam da bu konuya değinilmiş. Demek din adamlarının halkı ''dinle kandırması'' ne kadar kanına dokunmuş olacak ki bu durumu ironik bir dille ele almış filmde Aamir.

İnternetimiz özgür değilmiş

Ülkemizde 15 Temmuz Darbe girişimi sonrası çok sayıda sosyal medya platformuna erişim engellendiği (FETÖ'ye ve PKK'ya ait sitelerden ve hesaplardan bahsediyor) ve internet üzerinden bir takım kullanıcılar İslam'a, Kuran'a, Hz. Muhammed'e ve CB Erdoğan'a hakaret etmeleri nedeniyle soruşturma ve kovuşturma geçirdikleri için Freedom House denen düşünce kuruluşu sağolsun (!) ülkemizin internet özgürlüğü notunu düşürmüş.

İnternet özgürlüğümüz ''kısmen özgür'' düzeyinden 3 puanlık bir düşüşle Çin, İran, Myanmar, Gambiya ve Mısır gibi ülkelerin bulunduğu gruba, 61. sıraya yani ''özgür değil'' düzeyine düşüvermiş.

Haa, adamlar bir de raporda utanmadan aklımızla dalga geçercesine ''FaceTime gibi uygulamaları ve sosyal medyayı kullanarak 15 Temmuz darbe girişimini püskürttüğünüz halde şimdi kalkmış bu tür uygulamaları ve sosyal medyayı kısıtlayarak nankörlük yapıyorsunuz'' demişler.

Yani bize diyorlar ki; ''bırakın kim örgütlenmek istiyorsa; PKK'lılar, HDP'liler ve FETÖ'cüler kim olursa olsun sosyal medyayı kullanarak istedikleri zaman örgütlensinler, ülkenizde rahat rahat kalkışma çıkarsınlar. Terör eylemi gerçekleştirsinler. İstedikleri yerde bomba patlatsınlar. İslam'a, Kuran'a, Hz. Muhammed'e ve CB Erdoğan'a diledikleri gibi sövsünler. Sizler de internet özgürlüğünüz düşmesin diye trene bakar gibi bize bakın."

Oldu canım! Yok böyle bir saçmalık!

Bir kere her devlet terörle mücadelede yurttaşlarının güvenliği gereği interneti ve uzantılarını önlem amaçlı olarak kısıtlayabilir.

Ne yani devlet internete dokunmayarak teröristlere, canlı bombalara eylemlerini gerçekleştirebilmeleri için bir de ortam mı sağlayacaktı?

HDP'li vekillerin kodese tıkılma sürecinde sosyal medyanın ve bir kısım uygulamaların kısıtlanması olası bir isyana karşı devletin aldığı geçici bir tedbirdi. Zaten bir süre sonra da internet erişimi eski haline dönmedi mi?

Öte yandan, Türkiye gerçeklerini bilmeyen düşünce kuruluşları Türkiye'nin notunu düşürmeyi çok seviyorlar maşallah.

Küresel Lordlarından önlerine bir ''kemik'' gelir gelmez hemencecik Türkiye'nin notunu indiriveriyorlar.

Bu düşürme işlemlerinin gerçekte ''siyasi'' olduğu çok net değil mi?

İstediğiniz kadar düşürün notumuzu ''kim takar Yalova kaymakamını'' hesabı sizi artık iplemiyoruz.

Doğrusu Türkiye tüm nankör koşullara rağmen çatlasanız da patlasanız da her alanda ''demokratikleşmeye, özgürleşmeye, ilerlemeye, kalkınmaya ve yükselmeye'' devam ediyor.

Ufukta vize muafiyeti görünmüyor

AB son dönemde hepten kafayı yedi. AB yetkilileri geçenlerde Türkiye ile müzakerelere devam etme isteklerinin gerçek nedenini ağızlarından kaçırdılar.

Diyorlar ki; ''Şu dönemde Türkiye ile ilişkileri kesersek hem Türkiye üzerindeki etkimizi kaybederiz hem de muhaliflere ve tutuklulara (FETÖ' cülere, PKK'lılara ve HDP'lilere) yardım edemeyiz.'' Bu tarz riskleri göze almak yerine hazır bahanemiz de varken vize muafiyeti gibi zaten vermeyeceğimiz bir hakkı «anti demokratik uygulamalarınızdan dolayı kusura bakmayın ama bu yıl veremiyoruz» diyerek bu adımı atalım. Ancak Türkiye, muhalifleri (dostlarımızı) asmak için idam cezasını yeniden getirirse, işte o zaman «üyelik müzakerelerini anında durdururuz» diyelim. "

Bir kere daha anlıyoruz ki bu ülkeye gavurun faydası asla dokunmayacak. Bu adamlar asla bizi AB'ye falan almayacaklar.

Tek dertleri üzerimizde sonuna kadar kendi çıkarlarını savunmak. Doğu illerimizde sürekli karmaşa çıkararak ekonomik ve psikolojik yükümüzü artırıp bilimsel ilerlemelerimizi engellemek.

Doğuya güvenli bir köprü olmamızı ama kendi çıkarlarımızı savunmayıp eskisi gibi onlara yalakalık yapmamızı bekliyorlar bizden. Karşılarında el pençe divan duran Türkiye Başbakanlarını ve Cumhurbaşkanlarını geri istiyorlar.

Batıya her haliyle hayran, kendi kültürünü, geçmişini tamamen unutmuş hatta reddetmiş bir Türkiye arzusu içerisindeler. Yeni Türkiye ile birlikte bizde şahlanan Osmanlı ruhunu ve halkın bu konudaki uyanışını gördükçe Viyana kapılarına dayanan Türk-İslam gücünü hatırladıkça kuduruyorlar...

Alman istihbaratı bizimle kafa buluyor

Alman istihbaratı BND, Alman makamlarının PKK ile yeterince mücadele etmediği yönünde Türkiye'den yöneltilen suçlamaları "Bunun tamamen haksız ve dayanaksız bir suçlama olduğunu'' belirterek reddetti. Hatta utanmadan ''PKK'dan Türkiye'ye bir zarar gelmemesi'' için yıllarca emek sarf ettiklerini iddia etti.

Peki Almanya'daki 4 bin 500 PKK'lı hakkında kovuşturma süreci başlatıldığı halde sadece üç failin Türkiye'ye iade edilmesine ne diyeceksiniz?

Türkiye düşmanlarının Almanya'da kendilerine sunulan ''özgürlükten'' ötürü Almanya'ya gitmek istemelerine nasıl bir kılıf bulacaksınız?

Ülkemize zarar vermeye ''çalışan tüm teröristlere kucak açan ve destek veren sizler'' zihniyetinizi hangi kılıfa sarıp da saklayacaksınız?

PKK'lılar değil tutuklanma veya gözaltına alınma endişesi yaşamak ; ellerini kollarını sallaya sallaya Almanya'nın her kentinde PKK için haraç toplamıyor mu?

Can Dündar'a ve FETÖ'cülere iltica imkanı veren sizler değil misiniz?

Sonra da kalkmış ''haksız ve dayanaksız bir suçlama'' diyorsunuz!

Mursi

Bildiğiniz gibi Mısır'ın ilk demokratik seçimle devlet başkanı olan Muhammed Mursi, 2013 yılında Batı'nın kuklası General Sisi tarafından darbeyle devrildi.

Mursi, ''hapishaneler baskını'' davasında çıkarıldığı mahkemede 2011 yılındaki halk ayaklanması sırasında ''cezaevinden firar ettiği'' gerekçesiyle idama mahkûm edilmişti. Hatta Mursi hakkında verilen idam kararı yetkili merci tarafından onanmıştı bile...

Neyse ki, Erdoğan'ın dik duruşu, yerinde çıkışları ve Mısır'a uyguladığı maddi ve psikolojik (manevi) baskı sayesinde Mısır Yüksek Temyiz Mahkemesi idam cezasını kaldırdı.

Böylece son derece aşağılık bir askeri darbeyle devrilen Mısır eski Cumhurbaşkanı yeniden yargılanacak ve idam edilmeyecek.

Mursi'nin idam edilmemesi ve davasında muvaffak olması oldukça önemli. Çünkü Mursi dış basında CB Erdoğan'a yapısı ve dindarlığı nedeniyle çok benzetilen bir lider.

15 Temmuz'da bizim ülkemizde de Mısırdaki gibi bir ameliyatı yapmaya çalıştıklarını unutmamak gerekir.

Seçilmiş, dindar ve İslam'ın kurallarıyla hareket eden, ABD'nin adamı olmayan bir lider, zorla, darbe ile devrildi. Yerine tam bir Amerikan uşağı olan Sisi getirildi.

Bunun gibi bizim ülkemizde de ABD'nin CB Erdoğan'ı yıkıp yerine bir Amerikan uşağı getirme hayalleri vardı.

Trump'tan sonra bu ideal ne şekil alır bilinmez. Amma velakin özetle Müslümanın Müslümandan başka dostu yoktur vesselam…

veya