Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

25 Kasım 2016, Cuma

Partili Cumhurbaşkanlığı meselesi

Türkiye ''1923'ten 1950'ye kadar yani Atatürk ve İnönü'' döneminde adı konulmamış Partili Cumhurbaşkanlığı sistemiyle fiilen yönetilmiştir.

Bu yakıcı gerçek, her şeyi ''nalıncı keseri'' gibi kendine yontan, ''emekli memur ve bürokrat'' partisi olan CHP'nin işine gelmediği için bizzat CHP'liler tarafından görmezden geliniyor. Zira böyle bir sistem değişikliğinde gösterecekleri adayın seçilmeyeceğini bilakis ''Erdoğan'ın seçileceğini ve 2029 yılına'' kadar Türkiye'nin başında kalacağını hınzır gibi biliyorlar.

Tabii bunu açıkça dile getiremedikleri için Partili Cumhurbaşkanlığı'na geçilmesi halinde Türkiye'nin ''federasyona ve bölünmeye'' gideceği yalanını uyduruyorlar. Dolayısıyla CHP son bir kör umutla Parlamenter sistemin devam etmesini ''cansiperane'' istiyor. Ama nafile...

HDP de benzer bir durumda. Hatırlarsanız Avrupalı efendilerinden gelen direktifle Demirtaş, 2015 yılında Erdoğan'a hitaben "Seni başkan yaptırmayacağız'' demişti. O günden bugüne köprünün altından çok sular akmasına rağmen HDP'nin yamuk duruşunda bir değişiklik yok.

Bu arada HDP'nin eş başkanları ve vekilleri kodese tıkıldı diye parlamento çalışmalarına ara verdiğini de unutmayalım. Dolayısıyla Mecliste olmayan HDP açısından bu konuyu tartışmanın da bir kıymeti harbiyesi kalmıyor...

Gelin yeni sisteme beraber göz atalım;

Öncelikle Partili Cumhurbaşkanlığı sisteminde ''başbakan'' yok. Onun yerine birden fazla ''cumhurbaşkanı yardımcısı'' var.

Partili Cumhurbaşkanı ''devletin'' ve ''yürütmenin'' başı konumunda yani hem cumhurbaşkanı hem de başbakan hükmünde. Tabii aynı zamanda ordunun da başkomutanı. Ayrıca en fazla ''iki kere beşer yıllığına'' seçilebiliyor.

Bir diğer özelliği de ''bakanlar'' Meclis dışından Partili Cumhurbaşkanı tarafından seçiliyor. Dolayısıyla bakanlar meclise karşı değil Partili Cumhurbaşkanına karşı sorumlu. Milletvekilleri yalnızca yasama görevini ifa ediyorlar. Anlayacağınız bu sistemde yasama ve yürütme iki ayrı kulvarda kendi işine bakıyor.

Bu yeni sistemin en çok göze çarpan yanı; bünyesinde ''bürokratik, jüristokratik (yüksek yargıçların vesayeti) ve askerî vesayet'' bulunmadığı için ''hızlı karar verme mekanizmasını'' barındırması. ''Hızlı ve pratik'' yani. Anlayacağınız yeni sistemde ''atanmışların'' değil yalnızca ''seçilmiş sivillerin borusu'' ötüyor.

Vesayet odaklarının gücünü anlatan trajikomik bir olay

Cevdet Sunay binbaşı iken Karadenizli hemşerileri gelir ondan yörelerinin bir sorununu çözmesini isterler.

O da "Ben sadece bir binbaşıyım. Bu sorunu çözmeye gücüm yetmez" demiş. Aradan yıllar geçmiş ve Sunay general olmuş...

Hemşerileri yine aynı sorunu ona getirip yardım istemişler. Bu defa da "Ben sadece bir generalim. Bu sorunu çözemem" demiş.

Cevdet Sunay Genelkurmay Başkanı olduğunda hemşerileri yine gelmişler, aynı sorunu getirmişler ona. O da "Ben sadece Genelkurmay Başkanıyım. Bu sorunu çözmeye gücüm yetmez" demiş.

Sunay Cumhurbaşkanı olunca hemşerileri hemen Çankaya'ya gitmişler. "Senden daha yukarıda görevli yok devlette. Bu sorunu çöz artık" demişler. Sunay boynunu bükmüş, iki avucunu açarak cevap vermiş: ''Vallahi ben de öyle sanıyordum ama bu sorunu çözmeye hâlâ gücüm yetmiyor. Ben sadece bir cumhurbaşkanıyım...''

İşte Erdoğan'dan önce vesayet odaklarının seçilmiş sivillerin yetkilerini ne kadar sınırlayıp ve yapacakları işleri ne kadar geciktirdiğine dair güzel bir örnek bu olay. (Kaldı ki, Sunay zaten vesayet odaklarının adamı ona bile böyle bir tutum takınan zihniyet sivillere neler yapmaz!)

Süreç nasıl başladı?

Hatırlarsanız Partili Cumhurbaşkanlığı için anayasa değişikliğinin yolunu sağolsun Bahçeli; "Fiili durum hukuki hale gelsin" diyerek açmıştı. Ardından, MHP'nin önerinin referanduma gitmesi için genel kurulda "Evet" oyu vereceği, ancak referandumda "Hayır" oyu kullanacağına dair haberler muhalif basında yazılıp çizilince Bahçeli, "Mecliste 'evet' dersek, referandumda da 'evet' deriz" diyerek değişikliğe yeniden bir umut öpücüğü kondurmuştu.

Evvelki gün de yine Bahçeli; "Ak Parti'nin değişiklik önerilerini genel olarak makul buluyoruz" diyerek söz konusu değişikliğin eli kulağında olduğu mesajını verdi.

Süreç nasıl işleyecek?

Anayasamıza göre en az 184 milletvekili anayasanın değiştirilmesini TBMM Genel Kurulu'na yazılı olarak teklif edilebiliyor. Sunulan öneriye 330 milletvekili evet derse ve Cumhurbaşkanı da bu öneriyi tekrar Meclise göndermezse anayasa değişikliği referanduma götürülüyor.

Referandumda da halkın çoğunluğu öneriye yeşil ışık yakarsa anayasa değişikliği gerçekleşerek yürürlüğe giriyor. Hepsi bu.

Teoriyi pratiğe dökecek olursak

Muhtemelen Ak Parti yeni anayasa değişikliğinde, 330'u garanti altına almak için MHP ile beraber öneriyi Aralık ayı gibi Meclis Genel Kurulu'na sunmak isteyecektir.

Ardından da Anayasa değişikliği önerisi Ocak ayı gibi Meclisten 330'nun üzerinde bir çoğunlukla geçecek ve Nisan ayı sonu ya da Mayıs ayı içerisinde referanduma gidilecektir.

Bu arada Mecliste Ak Parti'nin 317, MHP'nin de 39 vekili var. Meclis Başkanı oy kullanamadığından Ak Parti'nin 330'a ulaşmak için en az 14 MHP'linin oyuna ihtiyacı söz konusu. Oylama esnasında MHP'de fire olabileceğini düşünsek bile en kötü ihtimalle 14 MHP'li vekilin desteği her halükârda bulunacaktır.

Partili Cumhurbaşkanlığı seçimi ne zaman yapılacak?

Bildiğiniz üzere Cumhurbaşkanımız, halk tarafından ilk kez 10 Ağustos 2014'te seçilmişti. Erdoğan'ın görev süresi 2019 yılında doluyor yani. Dolayısıyla ilk Partili Cumhurbaşkanlığı seçimi 2019 yılında yapılacak. Ancak o tarihe kadar ki geçiş döneminde Erdoğan, geçici maddelerle ''Bakanlar Kurulu'na sürekli başkanlık edecek, bakanları atayacak veya görevden alacaktır. Ayrıca partisiyle tekrar bağı kurulacaktır'' Dolayısıyla referandumla birlikte yeni sisteme entegre olacağız.

Erken seçim?

Anayasa değişikliği önerisinin 330'un altında kalarak reddedilmesi halinde muhtemelen 2017 yılı Nisan ya da Mayıs ayında erken seçim yeniden gündemimize girebilir...

veya