Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

30 Kasım 2016, Çarşamba

Fidel Castro'ya Allah'tan rahmet dilemek

İngiltere Kraliçesi Elizabeth'ten sonra ülkesinin yönetiminde en uzun kalan purosu, sakalı ve hâkî üniformasıyla ön plana çıkan Küba'nın meşhur diktatörü Fidel Castro öldü.

Densizlikte kimsenin eline su dökemediği Kemal Kılıçdaroğlu da taziye mesajında, ''Kendisine Allahtan rahmet diliyorum. O Atatürk'ün verdiği mücadeleyi örnek almış, halkının özgürlüğü için mücadele vermiş bir liderdi. Tarih seni asla unutmayacak Fidel Castro" diyerek bombayı patlattı.

Hayırdır Kemal Bey bayram değil seyran değil Castro'yu niçin öptün. Yoksa Fidel Castro'nun gerilla savaşları ve uyguladığı taktikler ile bölücü terör örgütü PKK'ya ''ilham kaynağı'' olduğu için mi? Baksanıza ''Fidel'' ismi İspanyolca olmasına rağmen birçok PKK'lı aile çocuğuna bu ismi veriyor. Hatta bazı PKK'lı teröristler gerçekleştirdikleri terör eylemlerinde ''Fidel'' ismini kod adı olarak bile kullanıyor.

Kemal beyin mesajına dönecek olursak:

Kemal bey Allah'a inanmayan ateist birisine hem Allah'tan rahmet dilemiş hem de onu Atatürk'e benzetmiş. Bravo doğrusu.

Açıkça; ''Ben Allah'a inanmıyorum'' dediği halde Allah'ın rahmetini ona göndermeye çalışmanın, onu cennetlik yapmanın nasıl bir mantığı var anlamak mümkün değil.

Ayrıca İslam inancında Müslüman olmayan birine ''Allah'tan rahmet'' dilenmez yoksa bunu bile bilmiyor musun Kemal bey? İlle de bir şey demek istiyorsan ''toprağı bol olsun'' de bari.

Ayrıca Castro gibi yaşamını ''Marksist-Leninist" yani çağdışı bir felsefeye adayan bir diktatörü Atatürk'e benzetmişsin. Çok ayıp! Seni Atatürkçü Düşünce Derneği mensuplarına havale ediyorum.

Castro Küba'da 1959'da komünizm devrimini gerçekleştirdi. Che Guevara'nın erken yaşta ölümü, onu Küba Devrimi'nin yegane sembolik figürü yaptı. Her ne kadar Che Guevara kadar yakışıklı olmadığı için resmi, ''komünistlerin kıyafetlerinde'' yer almasa da komünizmin siyasal bir sembolü olarak kabul gördü.

Castro'nun ölümü bir yanda Küba'nın başkenti Havana'da eğlence mekanlarındaki müziklerin kapanmasına, sokakların sessizliğe bürünmesine neden olurken diğer yandan da ABD'nin Miami kentinde yaşayan Kübalı muhaliflerin coşkulu kutlamalarına sebep oldu.

Peki komünizm Küba'yı müreffeh bir ülke yapabildi mi?

Elbette ki hayır!

Öncelikle Küba'da ne demokrasi, ne serbest ticaret yapma hakkı, ne doğru düzgün insan hakları, ne de basın ve fikir özgürlüğü var. Bu hakların tanınmadığı bir ülkede yaşayan insanlar nasıl huzurlu ve mutlu olabilirler?

İşin aslı Fidel Castro, Küba'da komünizmi ayakta tutmak için ''insan haklarını sakız gibi'' çiğneyen ve ''muhalifleri baskı altında'' tutan bir diktatördü.

Zira onu eleştirmenin cezası hapse girmek anlamına geliyordu. Yönetimi süresince halkın düşünce, fikir ve seçme-seçilme özgürlüğünü polis marifetiyle çoktan hadım etmişti. Öyle ki, Kübalılar polisi görünce dut yemiş bülbül haline geliyorlar. Hatta Küba halkı Fidel Castro'nun nerede yaşadığını bile bilmiyor. Daha da ilginci nerede yaşadığını kimse sormaya bile cesaret edemiyor.

Ama gelin görün ki bizdeki eski tüfek komünistler Küba'yı; Platon'un herkesin belirli bir refah seviyesinde, mutlu ve huzurlu olduğu ''ideal devleti'' gibi sunuyorlar. Aslında bu, çuvala sığmayacak büyüklükte kocaman bir yalan. İşin aslı devletten yemlenen Kübalılar dışında herkes bu memleketten tüymek istiyor.

Öte yandan Kübalılar Amerikan bayraklarını arabalarına asmaktan, Amerikan pop müziğini dinlemekten ve Amerikan kültürüne duydukları ilgiyi göstermekten çekinmiyorlar. Hatta birçok Kübalı yaşamlarının önemli bir bölümünü ABD'ye gitmenin yollarını arayarak geçiriyor.

Zira 1991'de Sovyetler Birliği'nin dağılmasıyla ve Sovyetler'den gelen yardımın kesilmesiyle Küba'daki fabrikaların yarısı kapandı. Ekonominin % 70'i eridi. Öyle ki, halk alışık olduğu malları bile bulamaz hale geldi...

Düşünebiliyor musunuz bir ada ülkesi olmasına rağmen Küba'da balıkçılık gelişmemiş durumda. Zira Kübalıların ABD'ye kaçmalarını engellemek için halkın tekne sahibi olmasına devlet izin vermiyor. Çaplar ve ufuklar bu merkezde yani.

Küba'nın en önemli gelirini Batılı kart zamparaların uçkurlarını tatmin ettiği fuhuş turizmi oluşturuyor...

Devlet memurları işi gücü bırakmışlar millete piyasanın altında benzin satma derdine düşmüşler. Karaborsa benzin satışına bile el atmış durumda yani.

Devletin Ulaşım A.Ş'si sınıfta kalmış durumda. Halk bir yerden bir yere gitmek için saatlerce vasıta bekliyor. Ülkemizde karı kız tavlamak için komünist ayağına yatan bebeleri Küba'ya sürmek lazım. Ta kî, komünizmin ne mal olduğunu aynelyakin görsünler.

Öte yandan masallarda anlatıldığı gibi insan ilişkilerinin paradan daha değerli olduğu bir Küba yok. Bilakis turistleri banka olarak gören, gözlerini para bürümüş ve nefesleri açlıktan kokan zavallı bir halk var karşımızda. Zira halkın aylık geliri bizim lokantada bir öğün yediğimiz yemeğin bedeli kadar ancak. Varın gerisini siz düşünün.

Bu duruma güzel bir örnek de; Küba'da en çok kazanan mesleklerden biri olan doktorların maaşının yaklaşık 130 TL civarında olması. Bizdeki komünist doktorları Küba'ya göndersek mi acaba?

Düşünün ki, sabun ve tuvalet kağıdı bile kullanmak Küba'da lüks kabul ediliyor.

Diğer yandan komünizmle yönetilen bu ülkede teknolojiye dair hiç bir şey üretilmiyor. Heriflerin en büyük geliri turizm ve tütün sektörü. Adamlar bir taraftan ürettikleri purolarla ve sigaralarla her yeri duman altı ederken diğer taraftan da paralarını budamak için turistleri bekliyor.

Haa bir de tarihi ve turistik evlerden tutun da halkın yaşadığı evlere kadar her yer bakımsızlıktan dökülüyor. Yani refah seviyesi sıfırın altında Küba'da.

İşin aslı Castro'nun komünizm serüveni Sovyetler Birliği ile birlikte tarihe karıştı. Küba devrimi çoktan toprağın altını boylamış durumda yani.

Şimdilerde Küba, ABD ile flört etmenin yollarını arıyor. Kapitalist filan mı olacak acaba?

Hayatını komünizm gibi nafile bir vehme kurban eden, on binlerce gencin de başını ve dünyanın yarım asrını yiyen bu diktatörü tarih affetmeyecektir. Vesselam.

veya