Mehmet Sait Kılıç

Mehmet Sait Kılıç

11 Ocak 2017, Çarşamba

Kıbrıs'ta zurnanın zırt dediği yerdeyiz!

Hayatı Türk nefretiyle geçmiş Kıbrıslı bir Rum ölüm döşeğindeymiş...

Son nefesini vermeden önce ailesine "Türk olmak ve Müslüman olarak ölmek istiyorum" demiş.

Ailesi bu sözler karşısında apışıp kalmış tabii!

Hep bir ağızdan nasıl olur diye mırıldanmaya ve homurdanmaya başlamışlar!

Adam ailesine; "Bakın ben eğer Türk ve Müslüman olarak ölürsem, onlardan bir kişi eksilecek!" diye yanıt vermiş...

Bildiğiniz gibi Kıbrıs meselesi, onlarca yıldır müzakere masalarında dirsek çürütülerek tartışılan ama bir türlü sonuç alınmayan bir meseledir.

(Kıbrıs'ın Yunanistan'a ilhakı önlemek ve adadaki Türklerin varlığını güvence altına almak için ordumuz 1974'te Kıbrıs'a müdahale etmişti...)

Tabiri diğerle, Kıbrıs konusu her görüşme öncesinde yakalanmış tarihi bir fırsatmış gibi pazarlanan ama neticede diplomasi mezarlığını boylayan bir mevzudur.

Zira ortada çetrefilli konular var. Garantörlük ve ordumuzun çekilmesi meselesi gibi..

Kıbrıslı ve Anadolulu Türklerin bir kısmı "Kıbrıs Girit olmasın" derken, bir kısmı da "Hele bir çıksın ortaya çözüm, ona göre kararımızı veririz" diyor.

Bazıları (CHP kafalılar) kapsamlı çözüme ilkesel olarak karşı çıktığı için oranızla buranızla kuş tutsanız, en mükemmel çözümü sunsanız asla hoşnut olmayacak cinsten.

Bazıları da (liberaller) bu konudan o kadar usanmış bıkmıştır ki, çözüm olsun da nasıl olursa olsun kafasında.

Aslına bakarsanız AB, mülkiyet, toprak, iktidar, ekonomi ve güvenlik-garanti konuları olmak üzere Kıbrıs probleminde altı ana başlık söz konusu.

Demek ki, meselenin bir güvenlik yanı, bir de mevcut durumun korunması yanı var.

Açıkçası Rum tarafı geçmişte olduğu gibi "sıfır garanti, sıfır asker" diye tutturursa bu görüşmelerden bir cacık olmaz.

Tabii önemli bir nokta da Kıbrıslı Türklerin adadaki Rumlarla politik açıdan eşitliğinin sağlanması ve Rumlarla Türkler arasında dönüşümlü başkanlık sisteminin düzenlenmesi gerekiyor.

Diğer yandan Kıbrıslı Türkler, Türk askerinin en az 15 yıl daha (asker sayısı azaltılarak) caydırıcı güç olarak adada kalmasını arzu ediyor.

Zira onlar Yunanistan, Rum kesimi ve AB tarafından verilen sözlerin tutulup tutulmayacağını bizzat yaşayarak tecrübe etmek istiyorlar.

Aslında Kıbrıslı Türklerin beklentisi meşru haklarının dibine kadar savunulması; özgürlük, güvenlik ve eşitlik içinde yaşanacak iki kurucu devlete dayalı bir çözüm.

Hatırlarsanız Kıbrıs Türk halkı çözüm isteğini ve AB'nin bir parçası olma arzusunu 2004 yılında yüzde 65 oyla göstermişti. Ama Rumların hayır demesiyle çözüme ulaşılamamıştı.

Dolayısıyla kalıcı şekilde sorunun hallolması için yalnızca Kıbrıslı Türklerin "Evet" demesi yetmiyor.

Bunun için Rum kesiminin de "Evet" demesi lazım.

Yani iki "evet" gerekiyor.

İşte Kıbrıs'ta kalıcı ve kapsamlı çözüm için Cenevre görüşmelerinden önce 18 ay süren yoğun bir müzakere sürecini Kıbrıslı Rum ve Türk liderler Nicos Anastasiades ile Mustafa Akıncı yürüttüler. Neticede iş Cenevre müzakerelerine kaldı.

Bu arada Kıbrıs görüşmelerine katılmak üzere Erdoğan'ın Perşembe günü Cenevre'ye gitmesi bekleniyor. Ancak bu ziyaretin gerçekleşmesi Yunanistan Başbakanı Alexis Tsipras ve İngiliz Başbakan Theresa May'ın Kıbrıs görüşmelerine katılıp katılmayacağına bağlı.

Zira Türkiye, Yunanistan ve İngiltere üç garantör ülke konumunda.

Tabii kambersiz düğün olmaz misali müzakerelere BM Genel Sekreteri Antonio Guterres de katılacak.

Tarafların ana gayesi, İsviçre'den önümüzdeki bahar aylarında yapılacak ve Kıbrıs'ın birleşmesi mevzusunun Kıbrıslılara sorulacağı bir referandum kararıyla dönülmesi.

Tabii bunun böyle olabilmesi için tarafların gerçekçi ve makul ölçüler içinde hareket etmeleri gerekiyor.

Son tahlilde Erdoğan; elli yıldır sırtımızda kambur olan, aynı zamanda AB'ye girmemizi engelleyen en önemli etkenlerden biri sayılan, oluk oluk para aktardığımız, Ecevit'in uluslararası bir sorunu iç politika malzemesi yapmasıyla hepten içinden çıkılmaz bir hâl alan Kıbrıs sorununu nihayet çözmek üzeredir...

Netice itibariyle Kıbrıs konusunda artık "geç olmuş, güç olmuş ama olmuştur" demek istiyoruz!

Doların ateşi

Muhalif gazeteci kisvesi altındaki gamlı baykuşlar "Türk lirası çökmeye, değer kaybetmeye devam ediyor... Avro ve dolar Türk lirası karşısında yine rekor zirveye ulaştı..." gibi laflarla "Avro ve dolar yükseldi, batıyoruz" türküsünü söylemeye başladılar.

Ha bire (sözde) ekonomik kriz başladı bahanesiyle iktidara vurmaya çalışıyorlar ama bir türlü başaramıyorlar.

Aslına bakacak olursanız avronun ve doların yükselmesi; Türkiye ile hiç ilgisi olmayan bir Amerikan para politikasının, Trump' ın seçilmesi sonucu dünyada oluşan belirsizliğin ve yabancıların ülkemizdeki nakitlerini (ekonomik kriz patlak versin diye) kasıtlı olarak birden çekmesinin sonucu.

Ama onlar avronun ve doların yükselmesini Erdoğan'dan bilmeye çalışıyorlar.

Peki, biraz sabredin, önümüzdeki referandumda seçmene soralım, bakalım vatandaş gidişattan memnun mu, değil mi?

Vaktiniz var, bu arada sizler de yeni yalanlar, yeni iftiralar hazırlarsınız.

veya